• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.33)
jeder für sich und gott gegen alle - werner herzog
1828 yılında nrümberg sokaklarında polis tarafından bulunan, sadece adını yazabilen, konuşamayan, ellerini ve ayaklarını kullanmayı bilmeyen kaspar hauser’in hikayesini anlatır. kaspar’ın gözünden anlatılan kısa ve basit hikayelerle uygarlığın yarattığı ıssızlığı çarpıcı şekilde ifade eden herzog aynı zamanda modern toplumun duyarsız yapısını eleştirir.
  1. 1975 yılında cannes film festivali’nde 3 ödül kazanan ve almanca isminin karşılığı “herkes kendi başına ve tanrı herkese karşı” olan werner herzog imzalı film. freaks, elephant man gibi filmlerde incelenmiş “ucube” temasının özgün ve ustaca anlatımı, başroldeki bruno s.’nin gerçek hayat hikayesinin ilginçliği ve pachelbel’in “canon in d” majörünün enfesliği ile güçlenen film kesinlikle arşivinizde yer almalı.
  2. ingmar bergman bu film için şöyle demiş: "yaşamımda beni etkileyen on filmi saymam gerekirse biri bu film. inanılmaz, akıllı, derin ve güzel."
  3. (bu yazı komple spoiler içerir)



    filmin giriş kısmı, su, kıyıdan sandalıyla ayrılan ve gözleri arkada bir adam, genç bir kadın, kule (ki kaspar sonraları bir şeyin içinde olmak ile onun dışında olmak algıları konusunda ki sözlerini burada sarfedecektir), gölde çamaşır yıkayan yaşı ilerlemiş bir kadın görüntüleriyle başlar. herzog'un filmde, kadının yeri konulu bir kaç sahne ile beraber, bu görüntülerle kadın doğası ile ilgili mesajını tamamlamak istediğini düşünüyorum.

    kaspar'ın izolasyonun sona ermesinin (sadece fiziksel olarak belki de) ardından, toplumla etkileşiminde ki ilk vurgulardan biri olan "ekmek" aklıma direk şunu getirmiştir:

    i. psamtik, 26. mısır hanedan soyundan bir firavundur. heredot'un tarihler isimli eserlerinin ikinci cildinde ismi geçer.

    "yunan tarihçisi heredot, tarihler eserinin ikinci cildinde i. psamtik ile ilgili bir anekdottan bahsetmiştir. mısır'a yolculuğu sırasında heredot, psammetikus'un ("psamtik") iki çocuk üzerinde deney yaparak dilin kökenini araştırdığını duymuştur. söylenilenlere göre yeni doğmuş iki bebeği, onlara bakması için bir çobana teslim ederek, kimsenin onlarla konuşmasına izin vermemesini tembih etmiştir, çocuklar büyüdüğünde ise konuştukları ilk kelimeleri tespit etmesini istemiştir. firavunun oluşturduğu hipoteze göre, dışarıdan müdahale edilmediğinde çocukların söyleyeceği ilk kelimeler, tüm insanların dilinin kökenini belirleyecektir. çoban bir gün çocuklardan birinin "bekos" diye bağırdığını duyar ve bunun frigce olduğu sonucuna varır. çünkü "bekos" kelimesi frigce "ekmek" anlamına gelir. bu şekilde, friglerin mısırlılardan ve öteki milletlerden daha eski olduğu ve frigce'nin insanların orijinal dili sonucuna varırlar. heredot dışında, günümüze ulaşan ve bu hikayeyi doğrulayan başka bir kaynak yoktur."
    (vikipedi)

    herzog'un yaptığı bu ekmek göndermesi, belki de benim için açık olan en net göndermedir.

    kaspar rüyasında, tepesinde ölümün bulunduğu sisler içinde ki dağa tırmanmakta olan insanlardan bahseder. şüphesiz ilk bakış, bize bunun zorlu ve neler getireceği belli olmayan bir yaşam ile, sisler içinde ki dağ tasvirinin özdeşleştirilmesi olduğunu söyler.


    son olarak paul verlaine'in filmden etkilenip yazdığı söylenen bir şiirle yazıyı sonlandırayım. şiirin türkçesini bulamadım. bulan olursa mesaj atabilir. (evet bir şiir de sıkıştırdım yazıya helal bana)

    gaspard

    je suis venu calme orphelin
    riche de mes seuls yeux tranquilles
    vers les hommes des grandes villes
    ils ne m'ont pas trouvé malin

    à vingt ans un trouble nouveau
    sous le nom d'amoureuses flammes
    m'a fait trouver belles les femmes
    elles ne m'ont pas trouvé beau

    bien que sans patrie et sans roi
    et très brave ne l'étant guere
    j'ai voulu mourir à la guerre
    la mort n'a pas voulu de moi

    suis-je né trop tôt ou trop tard
    qu'est-ce que je fais en ce monde
    ô vous tous, ma peine est profonde
    priez pour le pauvre gaspard


    youreads sinema grubu'na ve filmi seçen arkadaşlara teşekkürler :)
  4. "youreads sinema grubu"nun ilk hafta etkinliğinde bir cumartesi akşamı olabildiğince eş zamanlı olarak izlemiş olduğu herzog filmi.

    daha önce bir herzog izlemiştim: aguirre. filmin havası tam bir bunalım içindeydi. o yüzden oylamadan herzog galip çıkınca üzülmüştüm içten içe. lakin "kaspar hauser" filmi oldukça güzel bir filmdi benim adıma.

    -spoiler-

    özellikle giriş planı, o uzun çekim, kaspar'ın yürümeyi öğrendiği sahne, kaspar'a karşı çocukların öğretmen pozisyonuna gelmesi, ateşin yakıcılığından habersiz olması, döktüğü ilk göz yaşı, kediyi yürütmeye çalısması aklımda yer eden sahneleriydi.

    iyi ki izlemişim dediğim filmlerden oldu. şahsi puanım: 7.9
  5. unutmuşum düzeltmesi: aşağıda okuyacağınız yazı spoiler içerir.

    insanlardan ve normal yaşamdan soyutlanmış bir genç adamın, hayatı anlama serüveni gibi görünüyor film genel anlamda bakıldığında.

    hikayenin ayrıntılarına inince korku ve tehlike kavramından habersiz bir bilince tanrıyı sorgulatıyor aynı zamanda.
    din adamları tanrının varlığını kabullenmeyi olması gereken doğal bir seçim olarak görse de; kaspar'ın tepkisi müthiş.
    "bunu anlamak için okuma yazmayı daha iyi öğrenmeliyim"
    zorundalık ya da doğal seçim olmanın ötesinde, mantıkla çözülmesi gereken bir mesele olduğuna vurgu var burada. bunun için de daha çok okuması ve bilgi sahibi olması gerekliliği sözkonusu.

    filmin içindeki ana tema konusunda en etkili sahnelerden biri sisin içinde dik bir yamaçta yukarı tırmanan insanlar. hayatın zor ve yoruculuğu anlatılmak istenmiş.

    filmde iki ayrıntıyı hiç unutmayacağım sanırım, birisi
    alev ile sınanması. ikincisi ise bebeği kucağına aldığı sahne. ikisinde de hiç kımıldamadan sadece göz yaşı dökerek verdiği tepkilerle hafızamda unutulmaz bir yer ettiğini de söylemeliyim.

    oyunculuğundan, konuyu işleyişine kadar çok çok beğendiğim bir film oldu.

    böylesi güzel filmlerle buluşmamıza sebep olduğu için youreads sinema grubu'a, filmi öneren sevgili arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. sayelerinde bir güzel filmi daha seyir defterine kaydettik ömrümüzün.
  6. film, konusunu tarihi bir gerçeklikten alır. kasper hauser isimli bir genç 1928’te nuremberg’de ortaya çıkar. geçmişi hakkında hiçbir şey bilinmeyen bu genç konuşamaz, doğru düzgün yürüyemez. bu bilinmezlik onun hapishaneye kapatılmasına sebep olur. daha sonra deli olmadığının anlaşılması üzerine hapishaneden çıkarılıp bir profesörün yanına verilir.kaspar, profesörün yanına geldiğinden ölümüne dek büyük bir değişimin içine girer. 1933 yılına gelindiğinde kaspar bıçaklanır ve bir süre sonra hayata veda eder. bu hikaye mitleşerek truffaut, herzog, sehr, manuli gibi yönetmenlerin elinde başkalaşıp birer filme dönüşür.

    (bundan sonraki kısım spoiler içerir.)

    kaspar doğuyor

    bir insan kaç kere doğar? kaspar filmin başından beri defalarca doğar. varoluşunu taçlandırdığı her saniye yeniden dünyaya gelir. hücresinden çıktığında, sokakta bulunduğunda, acıyı tattığında, sorular sorduğunda, yanıtlar verdiğinde… defalarca ve defalarca doğar. herzog’un onun için kurduğu tanrının olmadığı bu dünyada kaspar, kendisi içindir ve tanrı kendi de dahil olmak üzere hepsine karşıdır.

    kaspar aptallar ülkesinde

    kaspar bulunduğu günden itibaren insanların ilgisine mazhar olur. önce deli sanılarak hapishaneye kapatılır. sorguya çekilmeye çalışılır, üzerine raporlar tutulur. sonra zararsız olduğu anlaşıldıkça halk ona bir şeyler öğretmek için seferber olur. tüm bunlar olurken kaspar konuşmayı hatta yazmayı öğrenir. burada kierkegaard’ın bireyin nasıl bir yaşam sürmesi gerektiği sorusu karşımıza çıkıyor. bireycilikten bahseden kierkegaard sosyal bir yaşama dayalı çözüm önerisini reddeder. burada da kaspar çoğu duruma ayak uydursa da öznelliği karşısındaki şeyleri hemen kabullenmez, sorgular.

    rüyalar

    filmin başından itibaren kaspar’ı birçok sahnede uyurken görürüz. hücredeyken ve hücreden yeni çıktığında kaspar’ın uykuları huzurludur. bir bebek gibi uyur. fakat sonraları yatağında uykusuz kaldığını görürüz. rüyalar görmeye- daha doğrusu gördüklerini ifade etmeye- başlar. önceleri rüyaları gerçekle karıştıran kaspar rüyalarını profesörle paylaşır. kaspar rüyalarla değil rüyalardaki imajlarla mücadele eder. gördüğü iki önemli rüya ‘ölüm’ kavramı etrafına örülüdür.

    ilki sis içinde dağa tırmanan kalabalığın olduğu rüya. burada körlük meselesi de devreye girer. tırmandıkları dağın sonunda ölüm olduğundan bahseder. ölüme giden insanlar netliklerini kaybederler, nereye gittiklerini bilemezler. bir nevi kördürler.

    ikincisi kafileyle çölde geçen rüya. bu rüyada da bir kalabalık çölde yollarını kaybeder ve kör berberi rehber hariç herkes önlerinde bir dağın olduğunu iddia eder. berberi ise onun yalnızca bir serap olduğunu söyler.
    bu iki rüyadaki benzerliklerden yola çıkılacak olursa sadece dünyada anlamlı olan insanın yaşam karşısında ölümü bilinmez ve dolayısıyla değersiz görmesi rüyaların ana sorunsallarından biridir. körlük ise sadece yaşanılan zamanın bilinirliği ve ölümün ve sonrasının bilinmezliğini temsil eder.

    filmin çok boyutluluğu onun üzerine sayfalarca yazı yazmaya elverişlidir. sonuç olarak herzog’un yarattğı kaspar hauser, yönetmenin isteğiyle elbette izleyiciye seküler bir hümanizm yaratma amacını sonuna kadar gerçekleştirmiştir diyebiliriz.
  7. insan, şekilsiz bir hamur, "boş bir levha" olarak dünyaya atılır. temel ihtiyaçlarını gidermek dışında doğuştan gelen hiçbir yetisi, sözcüklerle sınırlandırılmış düşünceleri yoktur. her şeyi deneyimleyerek öğrenecek, sorgulayacak ve kendini var edecektir.

    modern dünyaya atıldıktan sonra ise, mantıksal çıkarımlar ve inanç çemberinde geçen bir mücadelenin içindedir artık. daha üstün bir varlığı kabul etmeye, doğayla bütün olduğunu unutup "her şeyin insan için" olduğuna inanmaya zorlanacaktır. bir biçime sokulmaya çalışıldıkça özünden uzaklaşacak, anlamlandırma çabası ise onu huzursuzluğa sürükleyecektir. oysa ki hayat bir bilinmezlikte yol almak, ölüm ise sadece bir ilüzyondur.
    nox
  8. değişik bir film bu. gerçek bir hikayeden yola çıkarak kotarılmış .

    bir adam düşünün şimdi , karanlık ,insansız bir yerde sebebsiz ,nedensiz tutuluyor.
    işin ilginci, kimin ne amaçla tuttuğu da belli değil ? bu arada adamımızın adı kaspar hauser.

    bir süre sonra konuşma ve yürüme yetilerini kaybetmiş bir halde toplumun içinde
    aniden beliriyor. adamımız.kaspar’ın hikayesi de zaten buradan sonra başlıyor,

    acaba bu şekilde topluma nasıl uyum sağlayacak ve kazanacak yaşam mücadelesini ?
    nasıl dolduracak beynini, yüreğini ? çünki kaspar boş küme şu haliyle. anımsayacak mı
    acaba bir zamanlar kendisinde olan yetilerini ?? hatırlasa bile yeni hayatında bunu nasıl uygulamaya geçirecek ?

    yönetmen herzog’un gözünden ve dilinden , bir öğrenme ,hatırlama süreci anlatılmakta
    aslında bu filmde.

    yaşamak için ne olursan ol, öğrenmeye muhtaçsın.
  9. bir kaç gün önce bir yolculuk yaptım. bu yolculuk sırasında, biraz daha film üzerine düşününce, aklıma güzel bir şey geldi ve paylaşmak istedim.

    filmde bir sahne geçer. bu sahnede sadece başı bilinen bir hikayeden bahsedilir.
    çölde kör bir berberi'nin rehberlik ettiği bir kervan vardır. uzun süre gittikten sonra, yollarının devamında dağlar olduğunu görürler. yollarını değiştirip değiştirmemek konusunda bir tartışmaya girerler. yanlarında pusula vardır fakat işe yaramaz. en sonunda kör ve yaşlı berberi, dağların birer illüzyon olduğunu, bu yoldan devam etmeleri gerektiğini söyler. ihtiyar adamın sözlerine uyarak dağlara doğru yola koyulurlar. aslında birer serap olan dağları geçtiklerinde, bir şehire varırlar. asıl hikaye o zaman başlar.

    bence çöl ile özdeşleştirilen hayatın kendisidir. üstelik sıradan bir tasvir değildir bu. çölün bütün izleri yutuşu, kum tepelerinin sürekli değişmesi, sıcağı ve soğuğu, serapları ve ıssızlığı ile, mükemmel bir özdeşleştirmedir. ölüm ise sadece bir illüzyondur. ve onun karşında, bir şeyler yapmaya çalışan, kafilenin diğer üyeleri, mantığın üyeleridir. gördüklerini bilirler ve bunun karşısında ne yapacaklarını bilmeden tartışırlar. kör ve yaşlı berberi ise, vicdanın ve kalbin sesidir. o dağları görmez, sadece yolundan ve şehirden haberdardır. karşısına çıkacak her şeyin birer serap ve kandırmaca olduğunu bilir. şehir ise ölümden sonrasını ifade eder. bir ateist olarak, "asıl hikaye bundan sonra başlar." cümlesini düşünürken çok etkilenmiştim.

    hiçlik, yüzlerce dinden biri yahut hiçbiri... bütün soruların cevabının, filmde ölümden sonrasıyla bu şekilde ilişkilendirmesi, bana herzog'u ayrı bir sevdirmiştir.
  10. öncelikle bu filmi seçen youreads sinema grubuna teşekkürler.

    !---- spoiler ----!

    "etrafındaki şu korkunç çığlığı duymuyor musun? insanların sessizlik dediği çığlığı?" diye zaten çarpıcı bir girişi var filmin. kaspar hauser'in hayatı trajik. kendisinin de dediği gibi "bu dünyaya gelişim korkunç bir yıkımdan ibaretti!".

    hayatı boyunca normlara maruz kalmamış gelişmiş bir beyinin (anatomik olarak) toplumla olan ilişkisi. ki bu toplum oldukça sığ bir toplum olarak gösteriliyor bize. hiçbir şey bilmeyen ve daha önce kimseyle etkileşime girmemiş kaspar daha berrak bir zihne sahip ve bu zihnin hayata, dine, kadınların toplumdaki yerine ve hatta eriğe bakış açısını izliyoruz.
    kaspar hiçlikten gelir. din adamları ona hapis hayatında onca yıl ne düşündüğünü sorduğunda cevabı hiçtir. zaten sadece ekmek, su ve oyuncak attan başka bir şey görmeyen bir insan ne düşünebilir? ama burada bence asıl önemli olan hiçlikten gelen bu adam sorgusuz sualsiz tanrının varlığını kabul etmektense önce daha çok okumalıyım der. insanların sorgusuz sualsiz dinleri kabullenişine bir eleştiridir. ayrıca nasıl hastalıklı bir zihin yapısı henüz yeni bir şeyler öğrenmekte olan bireyi hemen tanrı ve din gibi kavramlarla tanıştırır o da ayrı bir mevzu.
    yine bir başka çarpıcı sahne, hayata yapılan bir benzetme: "...ve dağa tırmanan koca bir kalabalık vardı. tören alayı gibiydi. her yer sisle kaplıydı. çok iyi göremiyordum ama zirvede ölüm vardı." daha iyisini duymadım, görmedim.

    karanlık mahzendeki yılların nasıldı sorusuna cevabı ise gayet nettir kaspar için: "dışardan daha iyi!" bir nevi hiçliği tercih eder kaspar.
    varoluşçuluğun etkisinde kalmış diyebiliriz bu film için ve kesinlikle topluma sağlam bir eleştiri var yada ben çok gaza geldim :).
    !---- spoiler ----!
    vagus