• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (10.00)
jodorowsky's dune - frank pavich
alejandro jodorowsky'nin dune'ü sinemaya uyarlama çalışmasını anlatan belgesel.
  1. what is the goal of the life? is to create yourself a soul.

    sinema ve sinema aşkı üzerine her kelimesinin altı çizilesi bir kitap gibi bir film. jodorowsky'in sinema üzerine manifestosu gibi. "sinema endüstriden çok sanattır" deyişinde billurlaşıyor zaten bu manifesto. hayalindeki filmi anlatırken

    !---- spoiler ----!

    öyle bir film yapmak istiyorum ki, insanlar lsd almadan lsd'nin (uyuşturucunun) etkisini ve yarattığı halüsinasyonları yaşayabilsinler.

    !---- spoiler ----!

    cümlesi nasıl bir hayal dünyası yaratmak istediğini özetliyor sanki. genç beyinleri değiştirmek, yaşadığımız "cezaevlerinin" duvarlarını yıkacak (zihnimizin duvarlarını aslında) bir film yapma hayali ne kadar "zırdeli" bir adam olduğunu yeniden hatırlatıyor bize. ki delilik olmadan başyapıtlar ortaya çıkarılamayacağını da yüzümüze çarpıyor.

    2.5 yıllık devasa bir hazırlık ve emeğin (12 yaşındaki oğlunun 2 yıl haftanın 7 günü, günde 6 saat uzakdoğu dövüş sanatları eğitimi alması, binlerce sayfa çizimler, ortaya çıkan olağanüstü artwork, storyboard'daki kadrajlar, girişteki long shot, canlandırmalar vs.) olduğu belki de (ne acı ki) "çekilmemiş" en iyi film... onca çabayı düşününce jodorowsky ve ekibinin yerinde olsaydım neler yaşar ve hissederdim bilemiyorum. öfke, üzüntü, hayal kırıklığı... yaptığı her filmle "sinema endüstrisini" korkutan ve çılgına çeviren jodorowsky bu filmi çekebilseydi belki şimdi farklı bir sinema kavramı gelişmiş olurdu. belki de yalnızca bu yüzden bile bu film engellenmeliydi. neden oğlunu kurban ettin diyenlere "bu film için gerekirse kolumu bile keserdim" dediği noktada the holy mountain filminden kazandığı 1 milyon doları düşünmeden bu filme aktarmış olması şaşırtmıyor elbette. paraya bok diyen ve lanet okuyan bir adam da bunu yapardı zaten.

    frank herbert'in dune serisi hakkında nerdeyse bir fikrim yoktu. üstelik "yüzüklerin efendisiyle kıyaslanabilecek tek şaheser kurgu romandır" deniliyormuş. "seri, bütünü düşünüldüğünde insan doğası; din, siyaset ve ekonomi kurumları, liderlik olgusu; erkek, kadın, cinsellik kavramlarına dair muhteşem denebilecek sosyolojik, psikolojik ve felsefi tahliller ve gözlemler içerir." bilim kurgunun incili yakıştırması sanırım jodorowsky'e aitti? işin ilginç yanı jodorowsky'nin de projeyi seçene kadar seriyi okumamış olması (hatta ekipte hala okumamış olanlar vs) projeye dahil olana kadar pek fikri yok. jodorowsky'nin insanlar için ne kadar etkileyici biri olduğu buradan da anlaşılıyor. dune - frank herbert

    çizimler, karakterler, oyuncu ve müzik seçimleriyle ilgili yazılacak da ne çok şey var değil mi? sonradan çok tanınıp, çok bilinen işlere imza atan "spritüel savaşçıları": moebius jean giraud, dan o'bannon, chris foss, h.r. giger, oğlu brontis, hocası jean pierre vignau, yapımcısı ve herşeyi michel seydoux, pink floyd (dark side of the moon), progressive rock grubu magma, david carradine, mick jagger, orson welles, korku filmlerinin kült figürü udo kier, amanda lear ve hatta muhteşem dali (ve dakikasına 100 bin dolar teklif ettikleri 3-5 dakikalık rolü). her bir oyuncu ve sanatçıyı kendilerini filme adamaları için ikna edişleri. mesela dali'yi ikna etmesi unutulmaz

    !---- spoiler ----!

    dali: her kumsala gittiğimde bir saat buluyorum. ya sen?
    jodo: ben hiç bulmadım ama çok kaybettim.

    !---- spoiler ----!

    insan tam da söylediği gibi bir yüzü parlak ve aydınlık diğer yüzü karanlık, derin ve gizemli bir varlık (bilinç-bilindışı). bunu farkeden birinin kötü ve anlamsız işler yapması pek küçük bir ihtimal gibi geliyor bana. hele bir de yetenekli ve tutkuluysa. jodorowsky de bunların tamamı var diye düşünüyorum. nerdeyse her filmi kült olan bir adam. dahi, zırdeli ve bu sistemle uzlaşmayı reddeden biri: "bu sistem bizden onursuz ve derinliksiz köleler yaratıyor". paranın esiri köleler... ve ne olduğunun farkında bir adam. bence tevazu göstermesine gerçekten gerek yok:

    !---- spoiler ----!

    "her ne ışık saçıyorsa, yanmaya katlanmalıdır."

    !---- spoiler ----!

    kim abd ve hollywood güdümlü sinema sektöründe kendi "uçuk kaçık" fikirlerini yayması ve genç beyinlerin zihnine işlemesi için yaptığı 15-20 saatlik film için jodorowsky gibi bir zırdeliye 15 milyon dolar verir? elbette hiç kimse. nicolas winding refn’in söylediği gibi "amerikada onlara yapacaklarından ve onun hayal gücünden korktular" (tam burada only lovers left alive'de adam'ın söyledikleri aklıma geliyor). ama jodorowsky rüyasına sahip çıktı ve onu satmadı, sahip çıktı. jodorowsky'nin dune kitabının tüm hollywood'da yıllarca elden ele gezmiş ve birçok filmin esin kaynağı oldu, çekilen onlarca bilim kurgu filminde onun çizimleri, karakterleri ve fikirleri pervasızca kullanıldı. umarım birkaçı jodorowsky'ye selam çakmak için yapmıştır. riddley scott'in jodorowsky'nin ekibini aynen alıp, alien'i yapması, yıllar sonra çektiği filminde jodorowsky'nin dune'undaki yapı ile alien'a gönderme yapmış olması da oldukça ilginç.

    devasa bir hayalkırıklığından sonra michel seydoux ile yollarını ayırmaları ve tam 23 yıl film yapamamış olması ne kadar büyük kayıp. la danza de la realidad en azından jodo-moebius ikili birlikte bir çizgi roman yapmışlar: the incal ve juan gimenez ile birlikte de metabrons'u çıkarmışlar: metabarons

    david lynch'in yaptığı dune filmine çocuklarının zoruyla gidip, her sahnede nasıl daha da mutlu olduğunu (lynch'i çok kıskanmıştı dune yüzünden) çünkü yetenekli bir yönetmen olarak gördüğü lynch'in nasıl da berbat bir film (ki lynch’in filmi bence de çok kötü bir film) yaptığını söylediği sahnenin ve jodo'nun yüzündeki mimiklerin çocuksu muazzamlığı unutulmaz...

    not: kendisi artık buralarda olmayan sevgili dostum royksopp forever'ın katkıları ile yazılmıştır.