1. 1954 doğumlu ve halen aktif bir kadın psikoterapistimizin, 2013 yılında, malum şahısça açılan "kızlı-erkekli" tartışmasına ilişkin yaptığı bir değerlendirmeyi paylaşıyorum. oldukça derinlikli bağlantılara ulaşan bir değerlendirme olduğunu ve sizlere de ilişkilerinizde ciddi yarar sağlayabileceğini düşünüyorum;


    diyalog korkusu
    rte nin son ortaya attığı “kızlı erkekli” konusunun arkasındaki temel korkunun gerçekte gençlerin “yasa dışı cinsellik !” yaşayarak bulunduğumuz “muhafazakar toplumu rencide etmek !” kadar saçma bir gerekçeden çok daha temel bir korku olduğunu düşünüyorum. bu korku, kadınla erkek arasında “diyalog kurulması” korkusu bence.
    tüm gezi sürecindeki en tahammül edemedikleri durumun diyalog olduğunu düşünüyorum. başörtülülerle laikler arasındaki diyalog, veya alevilerle sünniler arasındaki diyalog, kürtlerle türkler arasındaki diyaloglar gibi. bütün bu diyaloglardan çok daha korkuncu, kadınla erkek arasındaki diyalog. yukarıda yazdığım bütün diyalogların kopartılması için gösterilen çabalardan birkaçını hatırlatmak istiyorum. örneğin başörtülüler ile laikler arasındaki diyalog için üretilen “başörtülü bacımızı çocuğunun gözleri önünde bayıltana kadar dövdükten sonra bir de üzerine işediler” senaryosu, “camiye ayakkabıları ile girip bir de içki içtiler” senaryosu, “yeryüzü sofralarını engellemeye çalışma, daha olmadı başlarında tomalarla bekleme” durumu gibi.
    fakat bütün bu diyaloglardan çok daha tehlikelisi “kadın ile erkek arasındaki diyalog”. çünkü kapitalizmi en çok besleyen ve sürmesini sağlayan diyalog eksikliğinin burada olduğunu düşünüyorum. çünkü tüm dünyada kadın ve erkek var. kadın ve erkekleri birbirlerini hissedemez ve anlayamaz, hatta düşman durumuna getirirseniz, en yakın olabilecekleri durumu da “belli roller çerçevesinde bir arada olmaları” durumunu sağlarsanız, böylece buradaki temel yapının “çıkar ve samimiyetsizlik” üzerine kurulmasını sağlarsanız tüm dünyayı ikiye bölüp, önce birini sonra diğerini destekler gibi görünerek, aradan kendi gemiciklerinizi istediğiniz gibi yürütebilirsiniz.
    çocukluk çağında bütün çocuklar birbirlerini sadece diğer çocukla paylaşabildikleri, onunla yaşayabildikleri şeyler temelinde severler ve onunla birlikte olmak isterler. anne babalar bazı çocukların birlikte oynaması için zorlasalar bile, çocuklar iki üç yaşlarındayken bu genellikle işlemez. yani çocuklukta hepimiz kiminle daha güzel ilişki kuruyorsak, güzel oyunlar oynayabiliyorsak yaşamımızı onunla paylaşma yapısıyla doğuyoruz. ne yazıkki bize daha sonra öğretilen “bilgilerle” kiminle oynamamızın yada zaman geçirmemizin “daha iyi” olduğunu öğreniyoruz. bu “daha iyi” ilişki sırasında kendimizi iyi hissetmezsek, eski ilişki biçimimizi istersek de “kendimizde bir bozukluk olduğunu” öğreniyoruz. yani anne babamızın yada öğretmenimizin ya da daha yüksek otoritelerimizin bizim için “uygun gördüğü” durumdan memnun olmamız gerekiyor. “gerektiği halde” memnun olamadığımızda kendi duyguları ve isteklerimize güvenemez, inanamaz oluyoruz.
    böyle bir zemin hazırladıktan sonra, erkekleri “kadınlar kahramanları sever” öyküsüyle anlamsız savaşlarda savaştırabiliyoruz. yoksa, türkiyenin koredeki yada afganistandaki savaşla ne işi olur, bir amerikalının irakla ne işi olur. kadınları da “erkekler güzel görünen kadınları sever, güzel olmayabilirsin fakat güzel görünmenin yolunu bulabilirsin” öyküsüyle, anlamsız alışverişlerden tut, zayıflama kliniklerinden, estetik ameliyatlara kadar herşeyi almalarını sağlayabiliyoruz. fakat garibim ne yaparsa yapsın bir türlü kendisini güzel hissedemiyor, çünkü bir “en güzel” vardır ve onun gibi olamadıkça o bir hiçtir.
    bu tohumlar ayrık otu gibi çok verimlidir. bir kere yetişmeye başladı mı devam ederler. çünkü erkekler kendilerini ancak anlamsız savaşlardaki kahramanlıkları nedeniyle sevdikleri için kadınlardan nefret ederler, kadınlarda kendilerini fiziklerinden başka hiçbir şeylerin görmedikleri, bir insan olduğunu unuttukları için erkeklerden nefret ederler.
    bu durumda erkeklerle kadınların ilişki kurmasını sağlayacak bir öyküye daha ihtiyaç vardır. erkekler kendilerinin erkekliklerini hissedebilmek için sürekli cinsel istek içinde olduklarına ait bir öyküyle yetiştirildiklerinden, cinsel olarak bir kadına da “ihtiyaç” duyarlar. kadınlar da kendi güvenliklerini sağlayamayacakları öyküsüne sahip olduklarından, güvenlikleri için bir bir erkeğe “ihtiyaç” duydukları inancındadırlar. bu inanç ne ekonomik özgürlük elde etmeleriyle, nede bir savunma sporu öğrenmeleriyle de hemen hiç değişmez. erkeklerin de kadınlarında birbirleri hakkında duydukları öykü hep “kötü” oldukları yönünde olsada “iyi” bir kadın yada erkek bulmaya çalışırlar. ve karşı tarafın yaptığı herhangibir “yanlışta”, onun kötü olduğunu anlarlar. fakat ya “aşık oldukları” için devam ederler ?? yada herkes kötü, bu bari biraz iyi yönleri var diyerek devam ederler. sonuçta kadın ve erkek, sevgi temelinde değil, kendilerine öğretilmiş olan “sanısal ihtiyaçlar” temelinde ilişki kurarlar.
    peki burada birbirini temelde kadın ve erkek olarak görme dışındaki arkadaşsal diyalog ne yapabilir. bir erkeğin yada bir kadının temelde “insan” olduklarının, herkesin incinebilir, üzülebilir, diğer bir insana şefkat duyabilir olabileceğinin görülmesine yol açabilir. bu değerler bir defa farkedilir olduklarında, diğer kişide asıl aranan değerler olması kaçınılmaz olur. diğer herşey etkinliğini yitirme tehlikesine girer. insanlar asıl değerlerinin kendi içlerindeki duygular olduğunu farkederlerse kendilerine güvenmeye de başlarlar. böylece ne kahraman olma ihtiyacı olur, eğer birini seviyorsa onu zaten korumak istediği için tüm gücünü kullanabileceğini bilir, ne de ancak dünyanın en güzel kadını olursa sevilebileceğini, eşinin böyle bir kadın gördüğünde kendisinden vazgeçmesinin “doğal” olduğunu bilir. birlikte güzel bir hayatları varken, paylaştıkları güzellikler varken başka bir kadının “sadece güzelliği” tercih edilmeyeceğini bilir.
    bunlar olduğunda nelerin “satılamayacağını” herkes hayal edebilir. hepsini yazmaya kalksam bir bu kadar daha yazmam gerekir diye düşünüyorum.
    bu nedenle söylenen “muhafazakar halkımızı rencide edebilecek davranışlar” bir bahanedir. asıl korkulan ise kadın ve erkek arasında cinsellik dışında bir diyalog kurulmasının tehlikeli bulunmasıdır.
    a man