• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.57)
Yazar orhan pamuk
kafamda bir tuhaflık - orhan pamuk
kafamda bir tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. orhan pamuk'un üzerinde altı yıl çalıştığı roman, bozacı mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin istanbul'daki hayatlarını hikâye ediyor. 1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre mevlut, istanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini, anadolu'dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez.

aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? kafamda bir tuhaflık bu sorulara cevap ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor.
(tanıtım bülteninden)
  1. boza caiz midir diye insanı düşündüren `orhan pamuk` kitabı!

    --- `spoiler` ---

    boza caiz midir?

    pek çoğunuz gibi, soğuk kış gecelerinde boooo-zaaaaa diye bağıran sokak satıcılarından duymadım ben bozayı ilk kez. itiraf ediyorum, 17 yaşına kadar tadının ve görüntüsünün neye benzediğine dair fikrim bile yoktu bu meretin!. aslında, unutmak, yok sayılmak istenilen anılar listemin üst sıralarında yer aldığı için, ilk nerede tattığım, kiminle içtiğim detaylarına girmemeyi tercih etsem de, kişisel tarihime dip not düşmek adına, aklımdan bolca geçirdiğim “keşke o gün hiç boza içmeseymişim!” tümcesinin zarfı diye tanımlayabilirim bu hayat misali, tatlı/ekşi iksiri!

    neyse, konumuza dönelim,

    bildiğiniz üzere boza, temel maddesi bulgur veya darı olan garip bir içki. “içki” kelimesini özellikle kullanıyorum zira, aslında tüketilene kadar fermantasyonu devam eden, saklama koşulları, bekleme süresi ve havanın sıcaklığı gibi parametrelere göre değişiklik göstermekle beraber, içerisinde %2 ila %8 arası alkol barındıran <bir tuhaf içki> geleneksel lezzetimiz boza. rivayet odur ki, garip uygulamaları ve şizofrenik tavırları ile günümüzdeki bazı siyasetçilere fena halde benzeşen meşhur ıv. murat, geceleri tebdil-i kıyafet dolaşırken, sadece meyhanecileri değil, bozacıları da derdest edermiş! yani anlayacağınız kıvamının, tadının, hastası olduğumuz meşhur bozamız, osmanlı döneminde sadece lezzeti için tüketilen, masum, geleneksel bir içecek değil, adetli tüketilmesi durumunda kafa yapan, gamı, kederi, efkarı uzaklaştıran, zamane birasıymış!

    şaşırtıcı değil mi!?

    “ne oldu da gecenin bir vakti aklına düştü bu “boza” lakırdısı arkadaşım!” dediğinizi duyar gibiyim, açıklayayım efendim;

    …malumunuz, geçtiğimiz haftalarda sevgili orhan pamuk‘un 1960’lardan günümüze bir sokak satıcısının (bozacı) hayatını ve yaşadığımız şehrin yakın tarihini anlatan kitabı “kafamda bir tuhaflık” yayınlandı. zengin bir ailede yetişmiş, iyi okullarda okumuş, tam bir nişantaşı çocuğu olmasına rağmen, orhan pamuk’un nasıl olup da hikayeyi beyşehirli bozacı mevlüt’ün gözünden bu derece gerçek anlatabildiği benim açımdan anlaşılamaz ve hayranlık uyandıran bir muamma olsa da ortaya iç ısıtan, harika bir eser çıkmış. yakın tarihe meraklı, istanbulsever pek çok kişinin yaşananları, özellikle son 40 yılda şehrin nasıl bir mega-köye evrildiğine tanıklık etmiş birinin gözünden/sözünden dinlemek isteyeceğini ve kitabı beğeneceğini tahmin ediyorum. gerçekten tarçını bol boza kıvamında bir kitap olmuş, tebrikler üstad!

    hem resmi, hem de şahsi görüşüm şudur ki;

    bu kitabı okuyun efendim!
    hatta, caiz midir, değil midir siktir edip, “boza içerek” okuyun!
    --- `spoiler` ---

    kaynak: http://www.egemen.org/boza/
  2. günlük hayatta "bu adamın bu hayatta ne işi var" diyerek küçümsenen insanlardan biri olan bozacı mevlüt'ün aslında o kadarda sıkıcı olmayan hayatı tasvir edilmiştir kitapta. mevlüt 60lı yıllarda yaşadığı köyünden istanbul'un göbeğine düşmüştür lise hevesiyle. babasıyla birlikte çıktığı boza satıcılığından büyük zevk almış ve hayatının kalanına yön vermiştir bu zevk. şahsıma, insanların babalarıyla bile mutlu olabileceğini öğretmiş bir eski istanbul romanı.
  3. orhan pamuk'un yky'den çıkan son kitabı. kitabı yavaş yavaş tüketmeme rağmen (evet bu kitabı bitiremiyorsunuz yavaş yavaş tüketiyorsunuz) yorum yapmak için beklemek gerektiğini hissettim. kitabın özetini zaten yukarıda bulabilirsiniz. benim değinmek istediğim noktalar;

    1. yapı kredi yayınları neden son dönemlerde bir doğan yayıncılık iştiraki gibi davranıyor? bunca zaman gerek klasikleri gerekse modern yayınları farklı şekillerde ama her zaman kendi çizgisini koruyarak veren yky bu sefer neden bir "elif şafak'ın yeni kitabını pazarlayan doğan kitap" şeklinde davranıyor? bu piyasacı yazar/yayınevi mantığının kitaba ve yazara (ve elbetteki yayınevine) zarar verdiğini düşünüyorum. hakan günday'ın az ile başladığı bu " kitaplarım eski okuyucularım için değil yeni okuyucu kitleme göre" edasının yavaş yavaş yayılması beni rahatsız ediyor. ("orhan pamuk zaten piyasa yazarı oldu yeaa" yorumunu yapacak kişi tanınmış yazar ve piyasa yazar farklarına bir baksın ("masumiyet müzesi"ni piyasa kitap olarak gördüğüm de maalesef doğrudur))

    2. orhan pamuk'un üslubu ile tom robbins uslubunu benzettiğimi fark ettim bu kitabıyla birlikte. tom robbins'in o oyuncu okuyucunun nabzını yoklayan ve onları bir deney grubu olarak kullandığı uslubun orhan pamuk için de geçerli olduğunu düşünüyorum bu yüzden röportajlarında dediği farklı şeyler denedim beyanını da buna bağlıyorum.

    3. kara kitap istanbuldu bu konuda hemfikiriz sanırım ama bu kitap bana göre arabesk kültür ve bu kültürün istanbulda yayılmasını anlatıyor, etkenlerini sebeplerini ve sonuçlarını iyi analiz edilmiş orhan pamuk karakterlerinde hissedip anlayabilirsiniz. bu arada arabesk kültürün yayılmasını çok da hakkıyla incelediğini düşünmüyorum, sadece karakterlere uzaktan baktığı ve onları cihangirdeki yazılarını yazdığı evin camından gördüğü kadar anlattığı bir kültür. dolayısıyla ne kadar üzerinde çalışmış olursa olsun arabesk kültürünün etkenlerini ve benzeri sonuçlarını kitapta görseniz de arabesk kültürü kucaklayamıyorsunuz. - dolayısıyla kara kitap ile kıyaslandığında ancak bir bölümü olmaya aday olan çok daha farklı bir romanının kara kitap ile kıyaslanması pek doğru gelmiyor bana.

    sonuç olarak masumiyet müzesi gibi herkes ve sahil için bir roman olmadığını belirtmeliyim. evet herkesin bir şekilde rahatça okuyabileceği bir kitap olmakla birlikte herkesin içini farklı doldurmasına izin veren bir kitap. ancak, arabesk kültürü ana merkeze oturttuğu bir romanda o kültürden uzak olmuş olmasının kopukluğunu hissettim. dolayısıyla beni tamamen tatmin etmiş bir kitap olmamakla birlikte "ay bu kitap olmamış" da diyemiyorum. entrynin başında da söylediğim gibi kitabı karakterleri bitiremiyorsunuz sindirerek onları anlamaya çalışarak ve kafanızda o tahlilleri yeniden canlandırarak tüketebiliyorsunuz.
  4. okuduğum ilk orhan pamuk romanı. roman çocuk yaşta istanbul'a yerleşen ve ömrünü boza satarak, buna ek olarak ufak tefek işlerde çalışarak geçiren, oldukça basit fakat bir o kadar da karışık bir düşünce yapısına sahip mevlut'un hikayesini anlatıyor.

    yazarın üslubunu ve romanlarını ne şekilde işlediğini hep merak ettiğimden istisnai bir durum olmakla birlikte son romanını okumaya karar verdim ve pişman olduğumu söyleyemem. mevlut kadar sıradan bir insanın böylesine bir romanda baş kahraman olabileceğini öğrenmiş bulundum. bu benim için, kafamda bir tuhaflık romanından edindiğim en büyük kazanımdır. bunun yanı sıra doğduğumdan beri içinde bulunduğum istanbul'un nasıl büyüyüp serpildiğini ve benim gözümü açtığım noktaya nasıl geldiğini yıl yıl, adım adım izleme şansım oldu. kabaca, sadece bu özellikleriyle bile unutulmayacak bir roman olmuştur benim için.
  5. orhan pamuk'un bir bozacının hikayesini anlattığı güzel kitabıdır.

    !---- spoiler ----!

    "fakir bir bozacıya kimse ilişmez," dedi mevlut gülümseyerek.
    ...
    "çünkü boza ta eskiden, ecdadımızdan kalan bir şeydir. bu gece istanbul sokaklarında kırk tane bozacı bile yoktur. çok az kişi sizin gibi boza alır. çoğunluk, bozacının sesini işitir, eski zamanları hayal eder de iyi hisseder kendini. bozacıyı da ayakta tutan, mutlu eden budur."

    !---- spoiler ----!
  6. orhan pamuk okumaktan hep çekindim. biraz denemiştim şansıma kar ile başlamışım ve bana gerçekten çok ağır geldi.
    aradan çok zaman geçti dedim daha fazla erteleyemem...
    kafamda bir tuhaflık ile bir giriş yaptım ve sonra seçimimi de çok beğendim.

    -karakterler çok iyi yazılmış; mevlütten boynueğri abdurrahman efendiye kadar... olay örgüsüne - kurguya hayran kaldım.60lardan günümüze, gerek siyasi gerek toplumsal olayların tarihini hikayeye çok iyi yedirmiş, mevlütün hikayesini okurken hiç anlamadan tarihi ve özellikle istanbulun tarihini de öğreniyorsunuz ve beni en çok etkileyen de bu oldu.

    zaman zaman çok uzatılmış dediğim oldu ama mutlaka ilerde bir yere bağlandı durum.
    sokak satıcılığının inceliklerini, sorunlarını daha iyi öğrenmek adına büyük bir şanstı kitap.

    şimdi sırada diğer orhan pamuk kitapları var. heyecanlıyım*
  7. bi kere adam çalışmış, hakkını vermek lazım. emeğe saygı.

    kitabın her sayfasını merakla okudum. istanbul gecekondulaşmasını bir bozacının (yoğurtçu, otopark görevlisi, dernek bekçisi vs) hikayesine yedirirken arada 60'lı yıllardan beri süregelen siyasi toplumsal olaylardan da bahis açılmış. karakterler çok güzel tutarlı bir şekilde işlenmiş. gerçekle roman birbirine uyuşuyor.

    orhan pamuk neden orhan pamuk olmuş sorusuna da cevap verebilecek nizamda bir kitap. dikkat çekmek isterim burada en önemli şey edebi nizamdı. adam çalışmış, uğraşmış, emek vermiş ve bir romanı olması gerektiği hale getirmiş. özenli olduğunu her yanında her sayfasında hissedebiliyorsunuz. saygı duydum gerçekten yaptığı işi o kadar iyi yapmış ki bunları düşünmekten bazen kitabın konusuna uzaklaştım.

    ne hikmettir sorgulanması gerek, suçluluk duygusu deyip durmuş kitapta. karakter her boş anında bir suçluluk duygusuna kapılıyor. fakat bu duyguyu okuyucuya zorlaması kitabın nizamını bozuyor. kitaptaki her şey akışında, çalışılmış, düzenli fakat suçluluk duygusu her seferinde tepeden inme, zorlama duruyor.

    bir de kitapta tek eksiklik istanbul'a göç eden insanların hayatlarında müziğin yerinin atlanmış olması. takdir edersiniz ki o dönemlerde kişiler varlıklarını ferdi tayfur, orhan gencebay, müslüm gürses aracılığıyla hissediyor, kendilerini böylece önemli sayıyorlardı. dolayısıyla her kamyonet sürüşünde, her kendinden eminlikte fonda bir ferdi tayfur çalıyor olmasını isterdim.

    kitabın kültürel açıdan a değeri olduğunu düşünüyorum. bir gün istanbul'da gecekondulaşma nasıl başladı, öyküsü neydi bunun denildiğinde başvurulacak eserlerden biri olacak.

    yazara saygı ve hürmetler sunuyorum, eline emeğine sağlık.
    abi
  8. nedense okurken bir dinginlik bir sakinlik çöküyor üzerime. mevlut un sakinliği ya da hayatı olduğu gibi kabullenmesi bundaki en büyük etken galiba. o kadar olduğu gibi kabul ediyor ki her şeyi... ve bununla mutlu olmasını o kadar güzel beceriyor ki... hayranlık uyandırıyor bu kitap
  9. 31 ekim cumartesi günü saat 13.30-15.00 arası caddebostan kültür merkezinde çiğdem odabaşı yönetiminde yaratıcı okuma atölyesi gerçekleştirilecek olan kitap.

    daha önce içimizdeki şeytan - sabahattin ali atölyesine katılmıştım. ilginç geçti. o yüzden kafamda bir tuhaflık 'ı da bir denemek istiyorum.

    etkinlik ücretsiz. katılmak isteyenler rezervasyon yaptırabilir. yky - yaratıcı okuma atölyesi
  10. istanbul'un insanının ve toprağının 1960 yıllarından 2010 yıllarına kadar olan değişimini inceliyor pamuk. eserin ismi ilk görüşte akıllarda yoğun bir psikolojik öykü canladırsa da kafamızdaki tuhaflık, yazarın sosyal toplumdaki çözümlemeleri.

    sokak satıcılarının seslerinin televizyonların seslerine yenik düşmesini, sakin ve mütevazı topluluklar yerine kalabalık ve iddialı toplulukların gelmesini, dürüstlüğün dindarlıkla ilişkilendirilmesinin siyasi yanını, muhtarların nüfus dalgalanması ile değer kazanmasını, toplumdaki ekonomik farklılıkların artışının köyden kente göç ile birlikte fazlalaştığını, askeri baskıların ortaya çıkmasıyla birlikte toplumumuzda resmi ve şahsi olmak üzere insanlarımızın iki görüşe sahip oluşunu, "şeref meselesi gibi sözlerin insanların birbirlerini öldürmek için bir bahane olduğunu", siyasetin dininin olmadığını, gelişen teknolojinin sosyal ilişkileri zedelediğini ve bunlar gibi birçok toplumsal çözümlemeyi anlatıyor, eserinde pamuk.

    sosyal çözümlemelerin yanı sıra insanın dinle yaşamasını zor olarak gösteriyor. insan dine ayak uyduramıyor. insan din karşısında çözülüyor. bunu anlatmak çok daha uzun sürer, kimileri yanlış anlıyor bu eseri okurken bu konuyu. pamuk'un tarihi gerçekleri anlattığını unutuyor insanlar.

    kitap da hiç mi eksik yok peki. öncelikle şunu söylemeliyim ki bir eseri olumsuz yönden eleştirmek acımasızlıktır. burada eser kavramına da dikkat etmemiz gerek. ben bu yapıtı kesinlikle bir "eser" olarak gördüğümden söyleyeceğim şeyler yazarın anlatmak istediği fakat benim anlayamadığım konular olacaktır. eserde yer yer tekrarlar, hikayeye faydasını görmediğim konuların ayrıntıları var. inşaat şirketinin bu kadar ayrıntılı yer kaplaması, bir gerçeklik olan mastürbasyonun bu kadar çok tekrarlanması ve bahse konu olması ve bir kaç dil bilgisi hatası.