1. ünlü piskolog gustav jung, meksikaya bir araştırma yapmaya gider. pueblo yerlilerinine konuk olur. puebloların reisi ile sohbete dalar.

    reis şöyle der “beyazların ne denli acımasız göründüklerine bak. gözlerinden arayış içinde oldukları anlaşılıyor. hep bir şey arıyorlar. hep bir şeyler ister ve her zaman huzursuzdurlar. ne neyin peşinde olduklarını biliyoruz ne de onları anlayabiliyoruz. bizce onlar deli."

    jung, neden tüm beyazları deli diye nitelendirdiğini sorar.

    reis “kafalarıyla düşündüklerini söylüyorlar, onun için!” diye cevap verir.

    jung “siz neyle düşünürsünüz ki?” diye sorduğunda,

    reis kalbini göstererek, “burasıyla” der.

    pueblo reisi bu sözlerle çoğumuzun körlükten göremediğimiz en duyarlı noktamıza dokunmuş aaslında. gönül gözü deriz ya sanırım bu kelimenin diğer dillerdeki anlamı "kalbimiz ile düşünmek."
    batılı insan modeline yabancı gelebilir bu iki kelime. kalbimizle düşünmek. peki ya bize? bize yabancı değildir. doğu kültürünün mistizismi düşünsel geleneğimizde vardır.

    günümüz insanlarının çoğunu mekanik bir android olarak görmekteyiz. ego savaşları, çıkar ilişkileri, vur, kır, parçala, yok et komutlarıyla kodlanmış metal kokulu robotlar. donanımlarında duygu yoktur. bakarlar ama göremezler. duygusuz insan yığınları oluşur. büyür bu kalabalık. pueblo reisinin dediği gibi onları anlamak imkansızdır.

    reise katılıyorum anlayamıyorum. bazen bende mi sorun var, algım mı kapalı diyorum. o yığınlara mı katılmalı. en mekaniğinden, en metalinden mi olmalı? kafamda deli sorular. insan sıcaklığını özlüyorum bazen. ama biliyorum kalpleriyle düşünen insanlar çok az olsada varlar.
    tanrının hediyesi gibi bir gün bir yerlerde size sunulan bir armağan gibi karşınıza çıkıyorlar. o zaman çorak tarlanızda bir umut çiçeği açıyor. en mekanik insanın bile paslı gönlünü açan usta çilingir anahtarı çevirebiliyor. bir çocuk kahkasında bir kuş havalanyor masmavi gökyüzüne doğru. bilirsiniz en güzel ses çocuğun gülerken çıkardığı sestir. kötülüklerden, sinsiliklerden, her türlü karanlıktan uzaktır çocuklar.
    kalpleriyle gören insanlar da çocuklar gibidir. salt gerçeği söylerler. güzeli, çirkini, iyiyi, kötüyü ve zilyon tane şeyi.

    güzeldir bu insanlar. özeldir, değerlidir. pamuklara sarıp saklayasınız gelir. hani imkan olsa kalbinden öpersiniz öyle işte. onlarla konuşmadan anlaşırsınız bazen, uzun upuzun cümleler kurmanıza gerek kalmaz. yüzüne baktığınızda içten bir tebessüm hep sizi karşılar. huzur verir.



    küçük prens kitabında "en iyi yüreğiyle görebilir insan. gözler asıl görülmesi gerekeni göremez.” der antoine de saint-exupery.
    insanları deniz gibi görüyorum ben. her insan bir deniz misali. kimi derin, kimi dalgalı, kimi durgun, kimi fırtınalı, kimi engin ve masmavi. iş yüzme bilmekte. kulaçlarına güvenmekte.

    ve görebilmek , mutluluk, arınmışlık kalbiyle düşünen mavi insanlarda. tıpkı masmavi şirinler gibi. tüm gargamellere rağmen. öyle işte.