1. mustafa kemal atatürk’ün kendisine seçmiş olduğu isim ve soyisim
    kamâl: kale - kırmızı şaman
    atatürk - türklerin atası
    https://tr.wiktionary.org/wiki/Kam%C3%A2l
    benim de bu isim ve soyisim ile andığım insan

    1881 yılında doğdu
    7 yaşında yetim kaldı
    8 yaşında okuldan alındı ve köyde yasamaya başladı
    17 yaşında istediği bölümü kazanmak için gerekli notu alamadı
    24 yaşında tutuklandı, defalarca sorguya çekildi ve 2 ay bir hücrede hapis yattı
    25 yaşında sürgüne gönderildi
    30 yaşında başka şehirleri düşman işgalinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti
    37 yaşında komutan olarak atandığı ordu dağıtıldı
    37 yaşında böbrek hastalığından 2 ay yalnız başına yattı
    38 yaşında savunma bakanı tarafından görevine son verildi
    38 yaşında hakkında tutuklama kararı çıkarıldı
    39 yaşında ölüm cezasına çarptırıldı
    ve sonra
    ordu müfettişi
    kongre reisi
    meclis başkanı
    başkomutan
    gazi
    cumhurbaşkanı
    başöğretmen
    bir aydın, bir lider
    (ekşi alıntı: ekmegi sulu tezgaha koyan adam)

    sekizinci bap, “26 ağustos gecesinde saatlar iki otuzdan beş otuza kadar ve izmir rıhtımından akdeniz’e bakan nefer”den:
    düşündü birdenbire kayalardaki adam kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
    kim bilir onlar ne kadar büyük, ne kadar uzundular?
    birçoğunun adını bilmiyordu, yalnız, yunan’dan önce ve
    seferberlik’ten evvel selimşahlar çiftliği’nde ırgatlık ederken manisa’da geçerdi
    gediz’in sularını başı dönerek.
    dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
    ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü.
    paşalar onun arkasındaydılar.
    o, saatı sordu.
    paşalar: “üç,” dediler.
    sarışın bir kurda benziyordu.
    ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
    yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu.
    bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
    kocatepe’den afyon ovası’na atlıyacaktı.
    nâzım hikmet

    “başarılı bir asker. devrimci bir devlet adamı. kendi kaderini ulusuyla birleştiren bir adam. 1915'de çanakkalede ingilizlere tarihlerinin en büyük yenilgilerinden birini yaşattı. 1918 yılında birinci dünya savaşından yenilgi yüzü görmeden çıkan... tek osmanlı komutanıydı. 4 yıl sonra halkını etrafında toplayarak emperyalist güçlerin desteklediği işgalci yünan güçlerini yendi ve ulusuna bağımsızlık yolunu açtı. 1923 yılında osmanlı imparatorluğunun yıkıntıları üzerinde türkiye cumhuriyetini kurdu ve ilk cumhurbaşkanı oldu. 6 ay sonra şeriate karşı mücadele başlatıp kazanan ilk lider oldu. ektiği demokrasi tohumları sayesinde türk ulusu içerde ve dışarda bir çok zorluklara göğüs gerdi. stalin onu faşist adletti. hitler ve mussolini komünist olarak gördü, bazılarıda diktatör dedi. halkı ise o'na atatürk dedi !!!”
    https://www.youtube.com/watch?v=F63veyW2g5w

    "uçurum kenarında yıkık bir ülke... türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... yıllarca süren savaş... ondan sonra, içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet... ve bunları başarmak için arasız devrimler... işte, türk genel devriminin bir kısa diyemi... "
    https://www.youtube.com/watch?v=Hn8VPuXaZ_c
    atatürk

    atatürk devrimleri

    saltanatın kaldırılması veya padişahlığın kaldırılması ile ilgili
    "bütün menfaatlerini mülevves bir tahtın, çürümüş, çökmüş ayaklarına sarılmakta gören...", "idrakten mahrum, vicdandan mahrum, birtakım insanlar...", "ahmakça teklifat...", "sefil... adi bir mahluk... alçak...", "aciz, adi, his ve idrakten mahrum...", ''padişah ve halife olan vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta".
    "hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. osmanoğulları zorla türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. şimdi de, türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. bu bir emrivakidir. mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. bu behemehal olacaktır. burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."
    atatürk

    ankara'nın başkent olması ile ilgili
    “bütün düşünceler, yeni türkiye’nin başkenti anadolu’da ve ankara şehri olarak seçme lüzumunda birleşiyordu.” “bu seçimde, coğrafî durum ve askerî strateji en büyük önemi taşıyordu.”
    atatürk

    cumhuriyet ile ilgili
    “cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir.”
    “bütün dünya bilsin ki, benim için bir taraflılık ardır: cumhuriyet taraftarlığı, fikirsel ve sosyal inkılap taraftarlığı... bu noktada yeni türkiye toplumunda bir kişinin bile bunun dışında kalacağını düşünmek istemiyorum.”
    “cumhuriyet yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir iradedir. cumhuriyet fazilettir... cumhuriyet idaresi, faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir.”
    “cumhuriyet erdeme dayanan bir yönetimdir.”
    “cumhuriyet fikir serbestliği taraftandır. samimî ve meşru olmak şartıyla, her fikre hürmet ederiz. her kanaat bizce muhteremdir.”
    “benim nâçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır. fakat türkiye cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
    “cumhuriyet düşünce, beden ve bilim bakımından güçlü koruyucular ister.”
    “geleceğe güçlü biçimde ulaşabilmek, cumhuriyetimizi korumak ve yaşatmakla olanaklıdır.”
    “ey yükselen yeni nesil! istikbal sizsiniz. cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.”
    atatürk

    halifeliğin kaldırılması ile ilgili
    “istanbul’da saltanat ve zevklerinin, çıkarlarının devam ettirilmesini düşmanların anavatanımızı istila etmek emellerine uydurmakta, onlarla işbirliği yapmakta, düşman devletlerin her isteğine boyun eğmekte asla tereddüt göstermeyen, vicdanları sızlamayan, milletimizin hür ve müstakil yaşama azmini kırma için hainane teşebbüslerden çekinmeyen sultan ve halifelerin artık bu vatanda asla yeri yoktur ve olamaz.”
    “hilâfet, geçmişin bir rüyası olup, zamanımız da varlık nedeni yoktur.”
    “işin garibi bazı arkadaşlardan, özellikle dışarıdan bana halifelik önerileri olmuştur. “siz halife olunuz” demişlerdir. ben, bu önerileri daima gülerek yanıtladım. halifelik, gereksiz hatta zararlı bir kurum haline gelmiştir. bundan beklenen amaç gerçekleşmemiştir. dünya savaşı’nda gördük: müslümanlar, halife ordularına karşı savaştılar. halife ordularını suriye’de arkadan vuranlar olmuştur. bunlar aynı halife’ye yıllarca başkaldırmış ve bunları ortadan kaldırmak için gönderilen türk askerlerini şehit etmişlerdir. halifelik yararlı durumunu korusaydı müslüman dünyasının buna sahip çıkmaları gerekirdi. halifeliği ortadan kaldırdığımız günden bugüne kadar kimsenin bunu üstlenmemesi, müslüman dünyasının halifesiz de yürüyeceğine ve yürümekte olduğuna en güzel örnek değil midir?”
    atatürk

    kadınların seçme ve seçilme hakkının tanınması ve kadınlar ile ilgili
    "türk kadını ruhuna bilmeyen sath-i nazarlar kadınlarınıza bazı isnatta bulunmaktadırlar. kadınlarınızın hayatta âtılâne yaşadıklarını, ilim ile, irfan ile münasebetleri bulunmadığını, hayât-ı medeniye ve içtimâîye ile alâkadar olmadıklarının, kadınlarımızın her şeyden mahrum kaldıklarını; onların türk erkekleri tarafından hayattan, dünya’dan, insanlıktan, kârükisbden uzak tutulduğunu söyleyenler vardır. fakat hakîkat-i hâl böyle midir? şüphesiz ki türk kadınını şu suretle görmek, türk kadınını görmemektir. ecnebîlerin ve bizi düşman nazarıyla görenlerden tarif ve tasvir ettikleri kadınlar, bu vatanın asil kadını, anadolu’nun asil türk kadını değildir. öyle kadınlar bizim kadınını yanlış görüp yanlış anlatanlar, bilhassa büyük şehirlerimizde, müterakkî, medenî zannedilen yerlerde, bazı türk hanımlarının manzara-i hâriciyelerine bakarak aldanıyorlar. o kadınların hâricî manzaralarını aleyhimizdeki sûitefsirlere müsait bir zemin olarak alıyorlar. milletin onların manzara-i hariciyelerinden çıkardıkları manayı bütün bütün türk kadınlığına teşmil ediyorlar. işte ilk tashih edilecek hata ve ilk ilan edilecek hakîkat buradadır. manzara-i hâriciyelerinde düşmanlarımıza ve bilhassa haklı bir sermâye-i tezvir veren manzaralara hepiniz biliyorsunuz ve herkes biliyor ki en ziyade memleketimizin en büyük şehri olan, asırlarca devletin pâyitahtı ve makarr-ı hilâfeti bulunan istanbul’da tesadüf ediliyor. düşmanlarımız hükümler veriyor ve diyorlar ki: türkiye mütemeddin bir millet olamaz, çünkü türkiye halkı iki parçadan mürekkeptir. kadın ve erkek diye iki kısma ayrılmıştır. halbuki bir heyet-i içtimâiye, aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse, terakkî etmesine imkân-ı fennî ve ihtimâl-i ilmî yoktur."
    “kimse inkâr edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini tutan hep kadınlarımızdır.”
    “belki erkeklerimiz memleketi istilâ eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karşısında buldular. fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun zayıf kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. memleketin var olması imkânını hazırlayan kadınlarımız olmuştur ve kadınlarımız olmaktadır.”
    “dünyada hiçbir milletin kadını, milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte, anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez.”
    “türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz.”
    “kadınımızın, kızımızın yeri medeniyetin emrettiği, medeniyetin getirdiği yeniliklerin yeridir…”
    “bu karar, türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki türk kadınını artık tarihlerde aramak lâzım gelecektir. türk kadını, evdeki medeni mevkiini selâhiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. siyasi hayatla, belediye seçimleriyle tecrübe kazanan türk kadını bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. medeni memleketlerin birçoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün türk kadınının elindedir ve onu selâhiyet ve liyakatle kullanacaktır.”
    “insan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?”
    “şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”
    atatürk

    atatürk'ün teşvikiyle çok partili rejime geçiş denemesi ile ilgili
    “mustafa kemal bir diktatör olsaydı serbest fırka’yı kurdurmaz, kendi canına kasteden terakkiperver fırka’sını da kurdurmazdı. bunlar demokrat insanlardı. ismet paşa şu zorunlulukla kurduruyor hayır, mustafa kemal’in arkadaşı olduğu için, insanlarına, ülkesine saygı duyduğu için demokrasiyi kurdurdu.”
    yaşar kemal

    laiklik ve dinler ile ilgili
    “türkler arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne arapların, ne aynı dinde bulunan acemlerin ve ne de mısırlıların ve sâirenin türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. bilakis, türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanlarını uyuşturdu. bu pek tabii idi. çünkü, muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. bu arap fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. bununla beraber, allah’a kendi milli lisanında değil, allah’ın arap kavmine gönderdiği arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. arapça öğrenmedikçe allah’a ne dediğini bilmeyecekti. bu vaziyet karşısında türk milleti birçok asırlar ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde kur'ân'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan dini hırs ve siyasetlerine âlet ittihaz ettiler. bir taraftan arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan avrupa'da allah kelimesinin îlâsı (yüceltilmesi) parolası altında hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler. ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. mısır'da belirsiz bir adamı 'halifedir' diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pâreyi hilâfet alâmeti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. gâh şarka, gâh garba veya her tarafa birden saldıra saldıra türk milletini, topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. millî duyguyu boğan, fânî dünya'ya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra âhiret'te kavuşacağını vaat ve temin eden dinî akîde ve dinî his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mânî olamadı. bu feci manzara karşısında kalanlara kendilerinden evvel ölenlerin ahiret'teki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek âhiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi, dünya'nın acısı duyulan tokadıyla derhal türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı. davetlileri türk düşmanları olan arap çöllerine gitti. türk vicdan-ı umûmîsi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle (açıklıkla, ferahlıkla), büyük heyecanlarla çarpıyordu. ne oldu? türkün millî hissi, artık ocağında ateşlenmişti. artık türk, cennet'i değil, eski, hakîkî büyük türk cedlerinin mukaddes miraslarının son türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. işte din hissinin türk milletinde bıraktığı hatıra.”
    şurada bir bölümü var
    http://www.milliyet.com.tr/2006/10/30/yazar/dundar.html
    "türkiye cumhuriyeti'nin resmî dini yoktur. türkiye'de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. hiç kimseye dinî fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz."
    “lâiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir.”
    "bir de, türkiye cumhuriyeti dahilinde, tüm tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kanunla kapatılmıştır. tarikatlar kaldırılmıştır. şeyhlik, dervişlik, çelebilik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vesaire yasaktır. çünkü bunlar gericiliğin kaynakları ve cehaletin damgalarıdır. türk milleti, böyle müesseselere ve onların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı.”
    “laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.”
    “türkiye cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. yani, ibadet hürriyeti vardır. tabiatiyle ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık türkiye cumhuriyeti asla katlanamaz.”
    “din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”
    “softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. dinden maddi menfaat temin edenler. iğrenç kimselerdir. işte bu duruma karsıyız ve buna müsaade etmiyoruz.”
    “artık türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.”
    "benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir. âdeta halkı bir kapana kıstırırlar. benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. batıl inançlardan vazgeçilmelidir. isteyen istediği gibi ibadet edebilir. herkes kendi vicdanının sesini dinler. ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır."
    "unutulmamalıdır ki milletin hâkimiyetini bir şahısta yâhut mahdut eşhâsın elinde bulundurmakta menfaat bekleyen câhil ve gâfil insanlar vardır. hükümdarlar, kendilerini mevhum bir kuvvetin mümessili tanırlar ve bundan zevk alırlar. fakat onların etrâfındaki menfaatperestler, bunu din kisvesine büründürerek bütün milleti iğfâle, idlâle çalışırlar. nitekim şimdiye kadar çalışmışlardır. nihâyet milletin kulağı bu terennümât ile dolar ve o telkînâtı îcâb-i din ve hakîkat-ı mahz telakkî eder. bu gibilerine mürtecî ve hareketlerine de irticâ derler.
    “fetvâ ile veyahut şu ve bu gibi telkînâtla milleti irticâya sevk etmek isteyenlerin yeri zindan olacaktır. kat'îyetle ve bilâpervâ söylerim ki, hâkimiyet-i milliyemizin bir zerresini şu veya bu sûretle takyit etmek isteyenler en koyu mürtecîdir. öylelere karşı milletin yapacağı şey, onları parçalamaktır."
    "bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir."
    "din bakımından da bağımsız olmak zorundayız."
    "dünya yüzündeki her şey için, maddi ve manevi her şey için, yaşam için ve başarı için en doğru yol gösterici bilimdir, tekniktir. bilimin ve tekniğin dışında yol gösterici aramak, düşüncesizliktir, bilgisizliktir, yanlıştır."
    atatürk

    kılık ve kıyafet kanunu
    laiklik için yapılmış en iyi işlerden biri, bu kanundan önce toplumda kimin hangi tarafta olduğu belliydi; sarıklılar islamcılar, fesliler osmanlıcılar, kalpaklılar türkçüler… kendisi de kalpağını çıkarmıştır.

    tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması ile ilgili
    "efendiler ve ey millet; biliniz ki türkiye cumhuriyeti, şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamaz. en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır (yoludur) "
    “birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere hayatlarını emniyet eden insanlardan oluşan bir kitleye medeni bir millet nazarıyla bakılabir mi?”
    "türkiye cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. başka bir şey tanımayız."
    atatürk

    takvim, saat ve ölçülerde değişiklik
    ticaret ve ekonomi alanlarında işlemler kolaylaştırılmış oldu. milletlerarası ticarette büyük kolaylık sağlandı.

    soyadı kanunu
    atatürk soyisminin meclis tarafından kendisine verilmesi

    lâkap ve unvanların kaldırılması hakkındaki kanun
    kendisinden yana olanların en azından uyması ve sadece ismi ile anması gerekir.

    millet mektepleri ile ilgili
    “ilim ve fen teşebbüsatının merkezi faaliyeti ise mekteptir. binaenaleyh mektep lazımdır. mektep namını hep beraber hürmetle, tazimle zikredelim. mektep genç dimağlara, insanlığa hürmeti, millet ve memlekete muhabbeti, şerefi istiklali öğretir… istiklal tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için, takibi muvafık olan en samimi yolu belirtir… bunu temin eden mekteptir.”
    atatürk

    tevhid-i tedrisat kanunu (öğretim birliği yasası) ve medreselerin kapatılması
    yasa çıktığında ülkede 479 medrese ve 18.000 medrese talebesi vardı fakat sadece 6.000'i gerçek öğrenci idi. geri kalanlar, ıı. abdülhamit devrinde çıkan bir kanunla medrese öğrencileri askerlikten muaf tutuldukları için okula kayıt yaptıran ancak öğrenim görmeyen kimselerdi. medrese başına ortalama bir hoca vardı. istanbul’daki medrese binalarını inceleyen bir kurulun hazırladığı rapora göre; hiçbiri okul olarak kullanılabilecek nitelikte değildi.
    tevhid-i tedrisat kanunu’nun kabulünden bir süre sonra “türkiye'de sadece müslüman vatandaşların olmadığı, müslüman olmayan türk vatandaşlarının da dinsel gereksinmeleri ve vicdan özgürlüğü olduğu” düşünülerek; ilkokul programından kur’an dersleri, ortaokul ve lise programından da din, arapça ve farsça dersleri çıkarılmıştır.
    başlangıçta isteğe bağlı bir ders haline getirilmiş olan din dersi; ortaokullarda 1930’da, öğretmen okullarında 1931’de, şehir ilkokullarında 1933’de, köy ilkokullarında 1939’da tamamen müfredettan çıkarıldı. tüm bu gelişmeler sonucu 1939-1948 yılları arasında din derslerinin hiç yer almadığı bir örgün eğitim deneyimi yaşandı.

    maarif teşkilatı hakkında kanun
    devletin izni olmadan okul açılamayacağı belirtilerek okullarda hangi derslerin ne şekilde okutulacağı belirlendi. eğitim sistemi düzenlendi. bugünkü eğitim sistemi ana çizgileri ile kuruldu. okul açma yetkisi milli eğitim bakanlığına verildi. yabancı okullarda türkçe tarih coğrafya ve felsefe derslerini türk öğretmenler tarafından okutulması karara bağlandı. tefsir ve tefsir tarihi, hadis ve hadis tarihi, fıkıh tarihi, kelâm tarihi gibi dersler, müfredattan kaldırılmıştır. ilköğretimin ücretsiz ve mecburî olduğu belirtildi. karma eğitim ilkesi kabul edildi.

    harf devrimi
    “türk dili, türk milletinin kalbidir, beynidir.”
    atatürk
    https://pbs.twimg.com/media/CVi1s2GUkAEvm--.jpg
    (link alıntı ekşi: xspace)

    güzel sanatlarda yenilikler, sanat ile ilgili
    “efendiler… hepiniz mebus olabilirsiniz; hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız.”
    “sanat, güzelliğin ifadesidir. bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur.”
    atatürk

    türk tarih kurumu ve türk dil kurumu ile ilgili
    “tarihini bilmeyen milletler yok olmaya mahkûmdur.”
    “başlarında değerli eğitim bakanımız bulunan, türk tarih kurumu ile türk dil kurumunun her gün yeni gerçek ufuklar açan, ciddî ve aralıksız çalışmalarını övgü ile anmak isterim. bu iki ulusal kurumun, tarihimizin ve dilimizin, karanlıklar içinde unutulmuş derinliklerini, dünya kültüründe başlangıcı temsil ettiklerini, kabul edilebilir bilimsel belgelerle ortaya koydukça, yalnız türk ulusunun değil, bütün bilim dünyasının ilgisini ve uyanmasını sağlayan, kutsal bir görev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim. tarih kurumunun alacahöyük'te yaptığı kazılar sonucunda, ortaya çıkardığı beş bin beş yüz yıllık maddî türk tarih belgeleri, dünya kültür kahraman tarihinin yeni baştan incelenmesini ve derinleştirilmesini gerektirecektir. birçok avrupalı bilim adamının katılması ile toplanan son dil kurultayının aydınlık sonuçlarını görmekle çok mutluyum. bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim. bunun için, çalışkan tarih, dil ve bilim adamlarımızın, bilim dünyasınca tanınacak orijinal eserlerini görmekle mutlu olmanızı dilerim.”
    atatürk

    dil devrimi, geometri kitabı ile ilgili
    "millî his ve dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."
    atatürk
    agop dilaçar kitabın 1971 baskısına yazdığı ön sözde, kitabın yazılış hikâyesini anlatır. 1936 yılının sonbaharında atatürk, özel kalem müdürü süreyya anderiman ve agop dilaçar'ı beyoğlu'ndaki haşet kitabevine gönderir ve fransızca geometri kitapları aldırır. 1936 yılının kışında atatürk kitap üzerinde çalışır ve 44 sayfalık içinde geometri terimlerinin türkçeleştiği kitap ortaya çıkar. kitabın yazarının atatürk olduğu kitapta belirtilmez sadece kapağında geometri öğretenlerle, bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olarak kültür bakanlığı’nca neşredilmiştir şeklinde bir not düşülür.
    osmanlı döneminde okullarda okutulan geometri kitaplarındaki terimler anlaşılmaz bir durumdaydı. üçgene müselles, alan için mesaha-i sathiye, dik açı yerine zaviye-i kaime, yükseklik yerine kaide irtifaı deniliyordu. üçgenin alanını tanımlamak için üçgenin alanı taban uzunluğu ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir tanımı yerine, bir müsellesin mesaha-i sathiyesi, kaidesinin irtifaına hâsıl-ı zarbinin nıfsına müsavidir deniliyordu.[1]
    atatürk bizzat kendisi bir geometri kitabı yazdı. osmanlıca eğitimde kullanılan geometri tabirlerinin yerine türkçelerini buldu. bu terimler bugün de türkçe müfredatta değişmeden kullanılan boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek, kesit, yay, çember, teğet, açı, açıortay, içters açı, dışters açı, taban, eğik, kırık, çekül, yatay, düşey, dikey, yöndeş, konum, üçgen, dörtgen, beşgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yanal, yamuk, artı, eksi, çarpı, bölü, eşit, toplam, oran, orantı, türev, alan, varsayı, gerekçe gibi sözcüklerdir.

    üniversite reformu ve üniversite öğreniminin düzenlenmesi ile ilgili
    “… yalnız, ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişmesini kavramak ve ilerlemelerini zamanında izlemek şarttır. bin, iki bin, binlerce sene evvelki ilim ve fen dilinin çizdiği kuralları, şu kadar bin sene sonra bugün, aynen uygulamaya kalkışmak, elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.”
    “büyük davamız, en medeni ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. bu, yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde temelli bir inkılâp yapmış olan büyük türk milletinin dinamik idealidir. bu ideali en kısa bir zamanda başarmak bir fikir ve hareketi beraber yürütmek mecburiyetindeyiz. bu teşebbüste başarı ancak, türeli bir planla ve en rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir. bu sebeple, okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, memleketin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, memleket dâvalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak, fert ve kurumları yaratmak, işte bu önemli umdeleri en kısa zamanda temin etmek, kültür vekâletinin üzerine aldığı büyük ve ağır mecburiyetlerdir. işaret ettiğim umdeleri türk gençliğinin dimağında ve türk milletinin şuurunda daima canlı bir halde tutmak, üniversitemize ve yüksekokullarımıza düşen başlıca vazifedir.”
    atatürk

    izmir iktisat kongresinde alınan kararlar ve aşar vergisinin kaldırılması
    hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması gerekmektedir.
    el işçiliğinden ve küçük imalattan süratle fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir.
    devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır.
    özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulmalıdır.
    dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir.
    yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır.
    sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.
    demiryolu inşaat programına bağlanmalıdır.
    iş erbabına amele değil, işçi denmelidir.
    sendika hakkı tanınmalıdır.

    çiftçinin özendirilmesi ve örnek çiftliklerin kurulması
    “milli ekonominin temeli tarımdır.”
    “eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bu gün dünya üzerinde olmayacaktık.”
    “köylü milletin efendisidir.”
    atatürk
    ayrıca atatürk orman çiftliği

    tarım kredi kooperatifleri'nin kurulması
    "kooperatif teşkilatı her yerde sevilmiştir. kredi ve satış için olduğu kadar, istihsal vasıtalarını öğretip kullandırmak için de kooperatiflerden istifadeyi mümkün görüyoruz."
    "ziraat sanayi bilhassa üzerinde meşgul olacağımız mevzu olacaktır. bu arada sütçülüğe, süt sanayine hususi önem vermekteyiz. sırasıyla şehir ve kasabalarımızın temiz ve ucuz süt mamulatı ihtiyacını temin edecek fabrikalar tesisine ve bununla ahenkli bir surette köylerdeki sütleri kıymetlendirecek ve satışı kolaylaştıracak kooperatifler teşkiline çalışılacaktır."
    "ben de çiftçi olduğumdan biliyorum, makinesiz ziraat yapılmaz, el emeği güçtür, birleşiniz, birlikte makine alınız."
    atatürk

    kabotaj kanunu
    çerçevesinde yabancı ülke gemilerine tanıdığı kabotaj ayrıcalığı, lozan barış antlaşması’yla 1923 yılında kaldırıldı. 20 nisan 1926 tarihinde de kabul edildi. kabotaj kanunu 1 temmuz 1926′da yürürlüğe girdi. bu yasaya göre, akarsularda, göllerde, marmara denizi ile boğazlarda, bütün kara sularında ve kara suları içinde kalan körfez, liman, koy ve benzeri yerlerde, makine, yelken ve kürekle hareket eden araçları bulundurma; bunlarla mal ve yolcu taşıma hakkı türk yurttaşlarına verildi. ayrıca; dalgıçlık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, tayfalık ve benzeri mesleklerin türk yurttaşlarınca yerine getirilebileceği belirtildi. yabancı gemilerin yalnız türk limanlarıyla yabancı ülkelerin limanları arasında insan ve yük taşıyabileceği kabul edildi.
    denizcilik bayramı

    sanayi teşvik kanunu
    “sanayileşmek, en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük-küçük her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz. en başta vatan müdafaası olmak üzere, mahsullerimizi kıymetlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve refah seviyesi yüksek türkiye idealine ulaşabilmek için, bu bir zarurettir.”
    atatürk

    toprak reformu
    eğer tam anlamıyla gerçekleşseydi türkiye de her şey daha farklı olurdu.

    ı. ve ıı. kalkınma plânları
    dünyada ilk demokratik kalkınma planları 1931 yılında türkiye`de uygulamaya konulmuştur. bu planlar atatürk`ün türk ulusu`na armağan ettiği önemli bir ekonomik reform hareketidir. bu kalkınma planları eldeki kıt kaynaklarla halkın ihtiyaçlarının en iyi biçimde karşılanmasına yönelik olarak hazırlanmıştır. atatürk birinci kalkınma planı`nı 1933-1938 yılları, ikinci kalkınma planı`nı ise 1938-1944 yılları için hazırlatmıştır. her iki kalkınma planının da temel amacı, hammaddesi türkiye`de olmasına karşın dışardan ithal edilmek zorunda kalınan ürünlerin ülkemizde üretilmesini sağlamaktı. bu amaçla tekstil, iplik ve dokuma fabrikaları kurulmuş, devletin teşvikiyle özel girişim olarak bazı çiftçilerin de katılmasıyla alpullu ve eskişehir gibi bazı şeker fabrikalarının kurulmasına girişilmiş ve bunlar gerçekleştirilmiştir. 1925 yılında devlet sermayesiyle sanayi ve maadin bankası kurulmuştur. bankanın amacı fabrika kurup yönetmek olarak belirlenmiştir. bu bankanın desteğiyle kayseri-bünyan iplik fabrikası taş, isparta iplik fabrikası taş, kütahya çini işleri taş ve bunlar gibi bir çok özel kuruluş devletin de ortak olmasıyla faaliyete geçmiştir.

    yüksek ziraat enstitüsü'nün ve ticaret ve sanayi odalarının kurulması

    şer'iyye mahkemelerinin kapatılması ve mecellenin kaldırılması
    din işlerinin devlet işlerinden ayrılması

    türk kanunu medenisi
    -ailede kadın-erkek eşitliği sağlandı.
    -evlilikte resmî nikâh zorunluluğu getirildi.
    -tek eşle evlilik esası getirildi.
    -kadınlara, istedikleri mesleğe girebilme hakkı tanındı.
    -mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşit hale getirildi.
    -patrikhanelerin, din işleri dışındaki yetkileri kaldırıldı.

    türk ceza kanunu
    evrensel hukuka geçiş

    yeni anayasanın kabulü
    madde: devletin yönetim şekli cumhuriyettir.
    madde: türk devleti'nin dili türkçe, başkenti ankara'dır.
    madde: egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. bu egemenliğin tek temsilcisi tbmm'dir.

    atatürk zamanında toplanan vergilerin gittiği yer
    ankara fişek fabrikası
    gölcük tersanesi
    şakir zümre fabrikası
    eskişehir hava tamirhanesi
    alpullu şeker fabrikası
    uşak şeker fabrikası
    kayseri uçak fabrikası
    kırıkkale mühimmat fabrikası
    bünyan dokuma fabrikası
    eskişehir kiremit fabrikası
    kırıkkale elektrik santrali ve çelik fabrikası
    ankara çimento fabrikası
    ankara havagazı fabrikası
    istanbul otomobil (ford) montaj fabrikası
    kayaş kapsül fabrikası
    nuri killigil tabanca, havan ve mühimmat üretim tesisleri
    kırıkkale elektrik santrali ve çelik fabrikası
    eskişehir şeker fabrikası
    turhal şeker fabrikaları
    konya ereğlisi bez fabrikası
    bakırköy bez fabrikası
    bursa süt fabrikası
    izmit paşabahçe şişe ve cam fabrikası
    zonguldak antrasit fabrikası
    zonguldak kömür yıkama fabrikası
    keçiborlu kükürt fabrikası
    isparta gülyağı fabrikası
    ankara, konya, eskişehir ve sivas buğday siloları
    paşabahçe şişe ve cam fabrikası
    kayseri bez fabrikası
    nazilli basma fabrikası
    bursa merinos fabrikası
    gemlik suni ipek fabrikası
    keçiborlu-kükürt fabrikası
    ankara çubuk barajı
    zonguldak taş kömürü fabrikası
    barut, tüfek ve top fabrikaları
    nuri demirağ uçak fabrikası
    malatya sigara fabrikası
    bitlis sigara fabrikası
    malatya bez fabrikası
    izmit kağıt ve karton fabrikası
    karabük demir çelik fabrikası
    divriği demir ocakları
    izmir’de klor fabrikası
    sivas çimento fabrikası
    demiryolları
    okullar
    yurt dışına okumaya gönderilen öğrenciler
    anadolu ajansı
    ankara hukuk fakültesi
    atatürk orman çiftliği
    bursa merinos halı fabrikası
    çocuk esirgeme kurumu
    demiryolları ve limanlar genel müdürlüğü
    devlet hava yolları
    devlet istatistik enstitüsü
    elektrik işleri etüt idaresi
    etibank
    halkevleri
    maden tetkik arama enstitüsü (mta)
    merkez bankası
    merkez hıfzısıha enstitüsü
    sağlık ve sosyal yardım bakanlığı
    sanayi ve maadin bankası
    sümerbank
    türk dil kurumu
    türk kuşu
    türk tarih kurumu
    türkiye cumhuriyeti ziraat bankası
    türkiye şeker fabrikaları
    uluslararası izmir fuarı müdürlüğü
    türkiye iş bankası
    ziraat okulları ve yüksek ziraat enstitüsü
    halk bankası
    (ekşi sözlük alıntı: bcakiltas)

    cumhuriyetin 10. yıldönümü nedeniyle
    atatürk’ün nutku
    türk milleti!
    kurtuluş savaşına başladığımızın 15'inci yılındayız. bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
    kutlu olsun!
    bu anda büyük türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
    yurttaşlarım!
    az zamanda çok ve büyük işler yaptık. bu işlerin en büyüğü, temeli, türk kahramanlığı ve yüksek türk kültürü olan türkiye cumhuriyetidir. bundaki muvaffakiyeti türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkarane yürümesine borçluyuz. fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. çünkü, türk milletinin karakteri yüksektir. türk milleti çalışkandır. türk milleti zekidir. çünkü türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. ve çünkü, türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.
    şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz alışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür. türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.
    büyük türk milleti,
    on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vaat eden çok sözlerimi işittin. bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. asla şüphem yoktur ki, türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
    türk milleti!
    ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
    ne mutlu türküm diyene!
    atatürk
    https://www.youtube.com/watch?v=g0lMDKAWaQg

    ne mutlu türküm diyene!
    “her zaman geniş bakın, yanlı bakmayın, tarih cımbızlanmaz… hitler iktidara geldiğinde alman sevdacılığımız depreşiyor… kitap yazılıyor ne mutlu türk yaradılana… türk üstün ırktır diye… aynı yıl biri çıkıyor 29 ekim de yaptığı konuşmayı nasıl bitiriyor… ne mutlu türküm diyene!...”
    sunay akın
    (cımbızladım biraz)
    https://www.youtube.com/watch?v=SlXLV051jBQ

    “mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti savaşa sürüklemek taraftan değilim. savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. gerçek kanaatim şudur: milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım, öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir.” “yurtta sulh cihanda sulh” demiş bir asker

    vatanını işgale gelip ölen askerler için “bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! burada bir dost vatanın toprağındasınız. huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. sizler, mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! gözyaşlarınızı dindiriniz. evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.” demiş vicdanlı bir insan

    “din bir vicdan meselesidir. herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. biz dine saygı gösteririz. düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.” “laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir.” demiş bir laik

    “benim elime büyük yetki ve güç geçerse ben sosyâl hayatımızda istenilen inkılabı bir anda bir coup ile yapacağımı zannederdim. zîrâ ben, bâzıları gibi halkı ve ulemayı yavaş yavaş benim görüşlerimin derecesinde görmeye ve düşündürmeye alıştırmak suretiyle bu işin yapılabileceğini kabul etmiyorum ve böyle harekete karşı ruhum isyan ediyor. ben, bu kadar yıllık yüksek öğrenim gördükten, sosyal ve uygar hayatı inceledikten sonra neden halk seviyesine ineyim? onları kendi seviyeme çıkarırım. ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar; şu da var ki bu konuda incelemeye değer bâzı noktalar var; bunları iyice kararlaştırmadan işe başlarsak hata olur.” demiş bir inkılapçı

    "en büyük savaş, cehalete ve gericiliğe karşı yapılan savaştır" demiş bir ilerici

    “özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve çöküş vardır. her ilerlemenin ve kurtuluşun anası özgürlüktür.”
    “türkiye halkı asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı hayatın şartı kabul etmiş bir ulusun kahraman çocuklarıdır. bu ulus bağımlı yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”
    “düşünceler; zorla, şiddetle, topla ve tüfekle kesinlikle öldürülemez.” ve
    “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” “ ya özgürlük ya ölüm!” demiş bir özgürlükçü

    "zamanında kitaplar karıştırdım. hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. bir kısmı her şeyi kara görüyordu. “mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünya'daki geçici ömür sırasında sevinç ve mutluluğa yer bulunmaz” diyorlardı. başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. diyorlardı ki: “mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, hiç olmazsa yaşadığımız sürece şen ve neşeli olalım.” ben kendi karakterim bakımından ikinci hayat görüşünü beğeniyorum, fakat şu sınırlar içinde: …"
    “çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim bugün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım” demiş bir okuryazar

    “bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.” “bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.” demiş bir sanatsever

    atatürk'ün gençliğe hitabesi
    ey türk gençliği!
    birinci vazifen, türk istiklâlini, türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
    mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. istikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. istiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
    ey türk istikbalinin evlâdı! işte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

    atatürk'ün bursa nutku
    “türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
    polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, “polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. mahkeme onu yargılayacaktır. yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”
    onu hapse atacaklar. yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. araya girişimde ve eylemimde haklıyım. eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.
    işte benim anladığım türk genci ve türk gençliği!”
    http://www.ttk.gov.tr/index.php?Page=Basinda&HaberNo=391

    atatürk ve evrim
    “hayat her hangi bir doğa dışı etkenin müdahalesi olmaksızın dünya üzerinde doğal ve zorunlu bir kimyasal ve fiziksel olaylar dizisi sonucudur. hayat sıcak, güneşli ve sığ bir bataklıkta başladı. oradan sahillere ve denizlere yayıldı. denizlerden tekrar karalara geçti. ilk hayvan denizlerde balık ve karalarda muhtelif kemikli yaratıklar oldu. bunlar devirlerde şekilden şekille tekâmül ettiler. insanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir varlıktan bu günkü şekline geldi.
    tabiatın, her şeyden büyük ve her şey olduğu anlaşıldıkça, tabiatın çocuğu olan insan, kendinin de büyüklüğünü ve haysiyetini anlamaya başladı.
    insanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir mevcuttan bu günkü şekline geldi. insanın bu günkü yüksek zeka, idrak ve kudreti milyonlarca ve milyonlarca nesilden geçerek hazırlandı. artık insan bugün tabiatın nihayetsiz büyüklüğüne ve tabiat içinde kendi nev’inin mukadderatına gittikçe büyüyen bir irade ve şuur ile bakıyor.
    insanlar, sürfeler gibi sulardan çıktılar ilk önce... ilk ceddimiz balıktır. işler daha ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler. biz maymunlarız; düşüncelerimiz insandır.
    tabiat insanları türetti; onları kendine taptırdı da. ancak; insanların dünyada yaşayabilmeleri için, onların tabiata egemenliğinde şart kıldı. tabiata egemen olmasını bilemeyen yaratıklar varlıklarını koruyamamışlardır. tabiat onları kendi unsurları içinde ezmekten, boğmaktan, yok etmekten ve ettirmekten çekinmemiştir.
    bundan 200 sene evveline kadar dünyanın 5-6 bin sene önce yaratıldığı ve insanın basra'ya iki günlük yolda, fırat nehri üzerinde bulunan cennet'te yaratıldığı zannolunmakta idi. bu kanaatların hep din kitaplarındaki hikayelerin, olduğu gibi hakikat sanılmasından doğuyordu. artık hayatın 6 bin senelik değil, milyonlarca senelik olduğu anlaşılmıştır. bu anlayış arzdaki kaya tabakaları ile onların arasındaki fosillerin 100 seneden beri, usul dairesinde tetkiki sayesinde olmuştur.
    hayat, dünyanın karalarında, denizlerinde ve havasındadır. kainatın bizim dünyamız haricindeki yerlerinde, şimdiki halde, hayatın mevcudiyetini kati olarak bilmiyoruz.
    dünyanın, güneşten geldiğini, zamanla şeklini, manzarasını değiştirdiğini ve bu suretle en nihayet, bugünkü hali aldığını hatırlattıktan sonra, şimdi dünyada hayatın tetkikine geçilebilir.
    fakat hayatın dünya üzerinde nasıl başladığını henüz kat'î surette bilmiyoruz.
    hayatın ince, sulu çamur şeklinde tabii şerâit altında başlamış ve sonra, hissolunan surette, yavaş yavaş tamamıyla hayata mahsus vasıflar almış olması muhtemeldir. herhalde şunu kabul etmek lâzımdır ki hayat tabiatın haricinde gelmiş değildir ve tabiattın fevkinde bir amelin eseri de değildir. hayat tıpkı suyun buhar olması; bazı cisimlerin billur haline geçmesi, hararet tesiri ile toprağın yarılması kabilinden zaruri bir tabiat hadisesidir ve husulü lâzım olan tabii sebepler mevcut olduğu zaman kendiliğinden hâsıl olmuştur.
    ilk hayata ait, bu güne kadar edinebildiğimiz bütün bilgilerin kitabı ''kayalar sicilidir''. bu sicile göre en eski kayalar, hiç bir hayat eseri göstermiyor. çok sonraları da kayalarda görülen ilk hayat izleri pek basit şeylerdir. küçük hayvan kabukları, deniz otlarının sapları gibi.
    daha sonra (1-2 milyon süren devrede) denizde ilk balıklar meydana geldi. bu devirde, karada henüz toprak dahi yoktu. bundan sonradır ki karada, birden pek mütenevvi, kalın bataklık nebatları görülür. bu nebatların çoğu, büyük ağaçlar halinde yosunlar, ağaç büyüklüğünde otlar gibi şeylerdir.
    asırdan asıra bir çok şekilde hayvanlar, denizden karaya çıkmaya başladı. bunlar hem kara, hem deniz hayvanları idi. karada bataklıkta yaşarlardı
    bu devirden sonra bir yaz ve büyük bir yeni hayat devresi başladı. dünyanın haritası, bugünkü dünya haritasına, müphem surette benzedi. (ilk hayatın başlangıcından, bu güne geçen zaman, 60 veya 600 milyon sene tahmin edilmektedir.) bu yeni devrin başlaması ile ilk defa dünyada, meralar vücut buldu... meralarda ot yiyen hayvanlar meydana geldi. bu devir inkişaf ettikçe, nebatlarının ve hayvanlarının bugün dünyada görülenlere benzeyişleri arttı. yavaş yavaş çirkin ve kaba nesiller, bugünün mütekamil memeli hayvanlarına inkılap etti. bu hayvan zümresinin başında; sıra ile maymunlar, kuyruksuz maymunlar ve nihayet insanlar bulunmaktadır. tespit ettiğimiz hayat zincirinin başlangıcı ve nihayeti daha aydınlatılmak ihtiyacındadır.
    gördük ki, hayat zincirinin son halkası insandır. bu zincire nazaran insanın sair memeli hayvanlar gibi, daha basit bir sınıfa ait cetlerden geldiği kanaatine varılır.
    filhakika umumiyetle iddia olunuyor ki, insanın ve büyük maymunların müşterek bir cetleri vardır. bu cet dahi, daha basit şekilleri haiz bir nesilden, ilk memeli hayvan cinslerinin birinden ayrılıyor. bu memeli hayvan bir nevi yerde sürünen hayvandan ve nihayet bunların hepsi de ilk hayat şekli olan iptidai hücreye dayanıyor. insanın bu şeceresi, insanın teşrihi ile sair kemikli hayvanların teşrihi arasındaki mukayeselere müstenittir.
    insanların ceddi olarak tavsif olunan mahlûk, kayalar arasında saklanan koşucu bir mahlûk idi. bu mahlûk kolayca ağaçlara tırmanabiliyor, ayaklarının başparmakları ile ikinci parmakları arasında bir maddeyi tutabiliyordu. bu insan ceddinin dünya yüzünde yaşadığı devir; ilk memeli hayvan devri pek eskidir. fakat bu mahlukta tabii, bir cetten iniyordu. bu cet daha eski bir zamanda yerde sürünen hayvanlar devrinde yaşamıştır. bu hayvan, ağaçlar arasında yaşardı.
    insanların cetleri olan bu mahlûkatlara ait olmak üzere bulunan ilk izler arasında en mühimleri bazı taşlar ve bilhassa çakmak taşlarıdır. bunlar pek kaba tarzda ve elde tutulmak için yontulmuşlardır.
    bu ilk aletler arasında en eskileri milâttan 50.000 seneden daha evvelki zamanlara aittir. fakat bu ilk aletleri yapan mahluklara ait ne kemiklere ne de buna benzer sair izlere bu güne kadar tesadüf edilmemiştir. binaenaleyh, bu mahlûklara, yalnız eser olarak bıraktıkları bu ilk aletlerin mevcudiyetiyle intikal ediyoruz.”
    “biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz”
    ''eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin.''
    atatürk
    (alıntı http://www.evrimagaci.org/makale/1 )

    atatürk’ün manevi mirası
    “ben, manevî miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. benim manevî mirasım ilim ve akıldır. benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. benim türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.”

    isminin verildiği 35 yer

    place ataturk - vise, belçika
    kemal ataturk avenue(cadde) - dhaka, bangladeş
    ataturk avenue(cadde) - ıslamabad, pakistan
    atatürk statue(heykel) - mexico city, meksika
    calle mustafa kemal ataturk - santo domingo, dominik cumhuriyeti
    ataturk heykeli - be`er sheva, israil
    atatürk anıtı - amsterdam, hollanda
    atatürk anıtı - wellington, yeni zellanda
    caracas, venezuela
    havana, küba
    atatürk bahçe köyü - oostzaan, hollanda
    canberra, avustralya
    albany, batı avustralya
    statuia lui mustafa kemal ataturk - bükreş, romanya
    atatürkstraat - rotterdam, hollanda
    mustafa kemal ataturk marg caddesi - yeni delhi, hindistan
    largo mustafa kemal atatürk - roma, italya
    atatürk park - new jersey, abd
    yehud, israil
    karlovy vary, çek cumhuriyeti
    karlovy vary'deki o levha..
    kemal atatürkstraat - utrecht, hollanda
    budapeşte, macaristan
    abd'de bir atatürk heykeli
    sialkot, pakistan
    üsküp, makedonya'da atatürk heykeli
    lima, peru - "paz en casa, paz en el mundo" "yurtta barış, dünya'da barış"
    atatürk sokağı, tunus
    olonya'nın wroclaw şehrinde "liceum profilowane nr vıı, patron: mustafa kemal ataturk" adında bir okul bulunmaktadır
    statue of mustafa kemal atatürk - kuşimoto, japonya
    santiago, şili
    atatürk parkı - bakü, azerbaycan
    astana, kazakistan
    atatürk meydanı - aşkabat, türkmenistan
    atatürk parkı - bişkek, kırgızistan
    http://onedio.com/haber/ataturk-yurtdisinda-anitlar-396920

    hakkında söylenmiş sösler

    “şu anda mağlubiyeti damarlarımda hissetmekteyim. çok üzgünüm! oldukça mutluydum, umutluydum… daha düne kadar “çanakkale bizimdir…” diyordum. çünkü bu savaşı kazanmak için; askeri, parayı, cephaneyi her şeyi hazırlamıştım. hepsinde çok üstündük mutlaka yenecektik. yalnız bir şeyi hesaba katmamışız, mustafa kemal’i… bağrımda ingiliz gururu olmasa, türkleri alnından öpmek, onları ayakta alkışlamak istiyorum.”
    winston churchill

    “mustafa kemal sosyalist değildi. fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici, iyi düşünceli ve akıllı bir önderdir. o, soygunculara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. emperyalistlerin gururunu kıracağına ve sultanı da yaranıyla birlikte alt edeceğine inanıyorum.”
    vladimir iliç lenin

    “yeni türk devleti ile ankara antlaşması’nın imzalanması nedeniyle; "bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, mustafa kemallerle anlaştı" diyenlere fransız başbakanının mecliste verdiği cevap: "dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman mustafa kemal ve o'nun tüm askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. böylesine kahraman bir antlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum."
    aristide briand

    “atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır... çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür türkiye'nin doğması yeni türkiye'nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan ve o zamandan beri koruması, atatürk'ün türk halkının işidir. şüphesiz ki, türkiye'de giriştiği derin ve geniş inkılaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur.”
    john f. kennedy

    “atatürk ideolojik tercihini yaparken hepinizin aptal olduğunu aziz nesinden çok daha önce anlamıştı.”
    ferhan şensoy

    “gençlere atatürk'ü vatan kurtarıcısı asker olarak göstermek yetmez: o asıl devrimleri ile kurtarıcı olmuştur.”
    falih rıfkı atay

    “devletimizin banisi (kurucusu) ve milletimizin fedakar, sadık hadimi, insanlık idealinin âşık ve mümtaz (seçkin) siması, eşsiz kahraman atatürk! vatan sana minnettardır.”
    ismet inönü

    “benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.”
    franklin roosevelt

    unesco'ya göre atatürk
    "uluslararası anlayış ve işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi;
    olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci,
    sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder,
    insan haklarına saygılı,
    dünya barışının öncüsü,
    bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, din, ırk ayrımı göstermeyen eşsiz bir devlet adamı,
    türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu."
    atatürk'ün doğumunun 100. yılında unesco'ya üye 152 ulusun oy birliği ile almış olduğu karar metni.
    ayrıca bu yıla (1981) atatürk'ün doğumunun 100. yılı şerefine atatürk yılı ismi verilmiştir.

    "hala bir kurtarıcı bekliyorsanız, size hiçbir şey öğretememişim demektir"
    "beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir."
    atatürk

    (alıntı yapılan kaynaklar: http://www.ataturkdevrimleri.com ve vikipedi)

    ağlayalım atatürk'e
    bütün dünya kan ağladı
    başboğa olmuştu mülke
    geldi ecel can ağladı

    şüphesiz bu dünya fani
    tanrı’nın aslanı hani
    insi cinsi cem'i mahluk
    hepisi birden ağladı

    doğu batı cenup şimal
    aman tanrım bu nasıl hal
    atatürk'e erdi zeval
    amir memur altın kürsü
    yas çekip nevsen ağladı

    iskender-i zulkarneyn
    çalışmadı bunca leğin
    her millet atatürk deyi
    cemiyet-i akvam ağladı

    atatürk'ün eserleri
    söylenecek bundan geri
    bütün dünyanın her yeri
    ah çekti vatan ağladı

    fabrikalar icad etti
    atalığın ispat etti
    varlığın türk'e terk etti
    döndü çark devran ağladı

    bu ne kuvvet bu ne kudret
    varıdı bunda bir hikmet
    bütün türkler inönü ismet
    gözlerinden kan ağladı

    tren hattı tayyareler
    türkler giydi hep kareler
    semerkand'ı buhara'lar
    işitti her yan ağladı

    siz sağ olun türk gençleri
    çalışanlar kalmaz geri
    mareşal fevzi'nin askerleri
    ordular teğmen ağladı

    zannetme ağlayan gülmez
    aslan yatağı boş kalmaz
    yalınız gidenler gelmez
    felek-el mevt'in elinden
    her gelen insan ağladı

    uzatma veysel bu sözü
    dayanmaz herkesin özü
    koruyalım yurdumuzu
    dost değil düşman ağladı
    aşık veysel
    https://www.youtube.com/watch?v=_-qgwdGx3eY

    “ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
    hangi çılgın bana zincir vuracakmış? şaşarım!
    kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”
    mehmet akif ersoy

    “hiç kimse türkiye tarihinde kemal atatürk ismini silemez”
    ilber ortaylı
  2. telefonda olduğum için yazıyı aşağı indirmekten parmak kası yaptıran başlık.
  3. hakkında tek bir entry içinde küçük bir kitap girilerek kanaatimce youreads tarihinin en uzun entrysine sahip olmuş türkiye cumhuriyeti kurucusu.
  4. özü?