1. kara bir gök için çok şey söylenebilir elbet


    işte benim bulutum
    pas tutmamış sözcüklerden örgülü bir ağıt
    alnına halk sıçramış neferlerin çılgar gözleriyle
    sana
    ey rengi tarihini utandıran elbise


    yüzün hiç yabancı değil
    sen eski borazanların gedikli çalgıcısı
    sesine küflü ambarların kokusu sinmiş
    irin salgını, cinayet fotokopisi ve kangren depolanmış
    eskimiş tarih satıcısı ambarların kokusu.


    burnum duymuyor ama seni
    uslanmış ıtır kokusunu da duymuyor
    benim burnum
    benim burnum
    vahşi dağ çiçekleri, bozkır gülleri ve devedikenlerinin
    kırları genişleten halk kokusuyla yanıyor
    genzim çatlıyor
    genzim çatlıyor ve seni de çatlatıyor
    el illizyonizmin sırça küresi.
    sana kim sus dedi kalbim.
    dünya bir ateşten top gibi kavruluyorken
    toprak güneş sıtmasıyla sarsılıyorken
    burda, orda, öte yanlarda
    alınterinin öfkeyle fışkıyan şavkı
    yeryüzünü yeniden biçimliyorken
    ve depremle sarsılan halkların beyni
    illizyonizmin büyüsünü bozuyorken
    seni kim büyülemek istiyor kalbim.
    bildim hiç kuşkusuz
    su yılanları, yeraltı fareleri ve akbabaların koruyucusu
    çarpıcıların, kemirgenlerin, leşçilerin
    şaşırtılmış kolcusu.

    usul usul da gelsen, harlayarak da gelsen
    el illizyonizmin güleryüzlü büyücüsü
    masken kandırmıyor çoktandır beni
    beni ve benim gibi
    dünyaya kanından dürbünle bakanları
    soluğu cehennem yakanları.
    çünkü biz hayatı kendi aynasından gördük
    biliriz sırça kürenin yaldızındaki puştluğu
    ey tırnaklarımı büyüten tahammülsüzlük
    beynimde hora tepen on sivri bıçak
    senin kendi damarında denediğin keskinlik
    halkının alnındaki tomurcuğu patlatsa da
    kan kendini aldatmaz
    kan kendini aldatmaz


    kalbim!
    bu acıya dayan
    varsın işkenceler dağlasın seni
    duru bir gök için vahşete katlananlar
    acıyı bir silah gibi göğsünde saklamalı


    kalbim!
    bu acıya dayan
    bu acıya dayanman için
    yaranı iyileştirmek için sana
    parçalanmış gül cesetlerinden bir reçete

    vereceğim

    vahşet dağlarından kızgın kemik külleri
    işkenceler ovasından kan dölleri
    ve yangınlar vadisinden dehşet bir ateş.
    kan kokusu büyüyü bozmak için
    kemik sıcaklığı sırça küreyi eritmek için
    ateş kırmızısı göğü aydınlatmak için


    böylece dirilir içindeki gül cesetleri bile
    dirilir ve o zaman
    çılgın bir şafakla tazelenen gökyüzü
    bir taze tomurcuk gibi açar
    kanıyan alnında senin.


    kalbim!
    sen varsın
    sen tökezleyen bir şarkı değilsin
    ne de uzun, yanık havalı türkü
    sen kendinin ezgisisin.


    yırt öfkenin sabredilmez dağarcığını
    dağılan, saçılan ne varsa hepsi senindir
    kara bir gök ancak bunlarla arınır
    ve elbette yeter bunlar sırça küreyi dağıtmaya
    acı diye ne varsa hepsini onarmaya


    kalbim!
    elimden tut
    elimden tut
    sensiz birşey yapamam.

    (kasım 1971 - yansıma)