• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
kapitalizm, arzu ve kölelik - frederic lordon
iktisatçı frédéric lordon, kapitalizm eleştirisinin en canalıcı sorusunu tekrar soruyor: ücretli emekçiler, her şeye rağmen, neden kapitalizme boyun eğiyorlar, neden başkalarının "efendi-arzusuna" tabi oluyorlar?

klasik "tahakküm" ve "rıza" yanıtlarını tatmin edici bulmayan yazar, açıklama olarak, marksist siyasal iktisat ile spinozacı "duygu antropolojisini" birleştirerek oluşturduğu etki gücü yüksek alaşımı öneriyor. marx ve spinoza'yı neden etkileşime soktuğunu ise şu çarpıcı sözlerle açıklıyor:

"kapitalizme özgü toplumsal yapılardan kurtulmak, duygusal kölelikten kurtulmamızı sağlamaz. tek başına, arzunun ve sarf edilen güçlerin başıbozuk şiddetinden kurtaramaz bizi. spinoza'nın duygular konusundaki gerçekçiliği, bu noktada belki en çok marksist ütopyanın işine yarar: sarsıp kendine getirir. sınıfların ve sınıf çatışmalarının tamamen tasfiyesiyle siyasetin ortadan kaldırılması, proletaryanın zaferiyle bütün husumetlerin aşılması, sınıf çıkarlarından tamamen arınmış sınıfsızlığın ortaya çıkması… — bunların hepsi post-siyasal birer hayalden ibarettir ve belki de marx'ın yaptığı en büyük antropolojik hata budur: şiddeti kökünden yok edebileceğini sanmak; oysa en az tahripkâr şiddet biçimlenimlerini aramak dışında bir hedef olamaz ufkumuzda."
  1. kitabın önsözünde etienne de la boetie’nin, “kölelige alismanın insanin köle oldugunu unutmasina yol actigi” yönündeki sözü kitabin genel cercevesi hakkinda oldukca aciklayici.

    "marx ve spinoza’nin işbirligine dayanan calisma, insanların iradesine el koyan etkenlerin ne olduğuna aciklama getiriyor.

    kısaca şöyle: bireyin beğenilme, sevilme, hoşa gitme dürtüsü ile bunu sağlayacak şeyleri satın alma güdüsü buluşturuluyor. yeme içme, barınma, giyinme gereksinimleri reklamlarla desteklenen satın alma, başkalarına gösterme ve görünme güdüsüyle yönlendiriliyor.

    bunları yapabilmek için gerektiği kabul edilen paranın kazanılması için de “ücretli emek” doğmuş oluyor.

    işte, “ücretli emek” pazarına çıkan kişi de durumuna, niteliğine göre değişse de “gönüllü köle” olarak hayatını sürdürüyor.

    bu durumun temel noktası, “bireyde yaratılan arzu”dur. sonuçta arzu olarak dile getirilen dürtüler, bilişsel kontrolü devre dışı bırakıyor, kişi de arzularının esiri olarak “gönüllü köle” oluyor, artık durumunu sürdürmekten başka bir derdi de kalmıyor.

    küresel kapitalizmin bireyi “gönüllü köle” yapma mekanizması budur, görünen de budur, yaşanan da budur.
    ***

    avm’lere koşuşan insanlar, vitrinlerden ayrılamayan gözler, her yeni ürüne duyulan iştah, neden ve neye yarıştığını bilmeden yarışan insanlar.

    kendinden hoşnut olmayan kadınlar, hırsla koşuşan erkekler, ne yapacağını bilmeyen gençler, doyumsuz çocuklar hep bu amacından sapmış yaşam ekseninin sonuçlarıdır."
    -cumhuriyet gazetesi'nden
    kimse