1. "güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
    yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
    ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
    seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeğe
    pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
    sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin

    ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
    günahlarım kadar ömrüm vardır
    ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
    saçlarımı acının elinde unutuyorum
    parmaklarımdan süt içmeğe çağırıyorum seni
    ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk

    ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
    ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
    gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
    ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
    ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

    seni süt içmeğe çağırıyorum parmaklarımdan
    kara yılan kara yılan kara yılan kara yıla"


    en çok şu iki dizesi takıldı dilime, günlerdir tekrar edip duruyorum. ve üzerinde düşünüyorum.

    "ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
    ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum"

    çiçeğin solan yanını, kurşunun izi geçmeyen yönünü düşünüp duruyorum. aslında çiçek daha güzel ve kurşun daha soğuk bir sıfat. ama bu iki ifadenin şiirdeki derinliği ve ironik yanı bir hayli etkiliyor beni.

    şuraya da şiiri dinlemek isteyenler için bir link bırakıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=GiqejcLbzjA