1. edirne'ye bağlı bir mahalle olan karaağaç zamanında ''küçük paris'' diye anılırmış.

    17. yy'ın sonlarında karaağaçta kalan ingiliz gezgin john covel, genellikle rumların oturduğu, türklerin gelip içki içip eğlendiklerini ve merkezde oturan türklerin yazlıklarınında burada olduğunu yazmış.

    19. yüzyılda bulgaristan, yunanistan, almanya, slovenya burada temsilcilikler kurmuşlar, ayrıca osmanlı ile avrupayı bağlayan demiryolu projesinin de karaağaç'tan geçmesi çok uluslu bir yapının oluşmasına yol açmıştır. bölgede kafeler, sinemalar, birahaneler, restorantlar açılmış, demiryolunun tamamlanması ve otellerinde açılması ile karaağaç balkanların eğlence merkezi olmuştur.

    bu çok ulusluluğun bir kanıtıda bölgede açılan okullardır. karaağaçta bir rum, bir ermeni, iki fransız okulu bulunmaktaymış, ayrıca şuan ilk okul olarak kullanılan bina, demiryolu yapımında çalışan almanların çocuklarının okuduğu yatılı alman okulunun binasıdır.
  2. üniversitenin etkisi de olabilir ama edirne'nin en güzel yeri burası. etraftaki kafeler, kafe esnafının sizlere olan ilgisi müthiş müthiş.
  3. şu an bizzat içindeyken yazıyorum. edirne'ye daha önce gelmiş olmama rağmen karaağaç'ı ilk kez gördüm ve başkaları da aynı hatayı yapmasın diye yazayım istedim.
    hayat o kadar yavaş akıyor ki burada. insanların yüzleri gülüyor, herkes sakin, mutlu, huzurlu görünüyor. adaların denizsiz hali dedim görünce. sokakları güzel, kafeleri güzel, eski tren istasyonu ve bahçesi çok güzel.
    edirne'ye gelmişken mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken dünya güzeli bir yer.