1. george p. lakoff ve mark johnsonın 1980'de yayınladıkları metaphors we with live by adlı eserde geçen teori.

    teori kısaca, metaforun sadece düşüncenin bir gereci değil düşünceyi yaratan bir işlevselliği olduğunu söyler. uzunca ise marcel danesi'nin thinking is seeing: visual metaphors and the nature of abstract thought adlı makalesinden 'kısaca' bir alıntıyla şöyle açıklanabilir;

    !---- alıntı ----!

    '' kavramsal metafor teorisi içindeki araştırmalar artık soyut kavramlarımızın pek çoğunun hafıza sistemlerimiz tarafından metaformlar olarak depolandığını kuvvetle iddia eder. metaformlar soyutlamaların pek çoğunun gerçekte metaforik kaçırımlar olduğunu ve soyut kavramın gerektirdiği şey hakkında 'bilgiyle desteklenmiş iyi tahminler' olduğunu ele verir. metafor, dönüşümsel süreçte kaçırılmış olan kaynak alanın söylemsel kalıntısıdır.

    1- aydınlandım.
    2- deneyimin ışığında hareket ettim.
    3- söyledikeri, konuyu bir parça aydınlattı.
    4- şu gazete, skandalı aydınlığa kavuşturdu.
    5- durumu farklı bir ışıkta gördü.
    6- onlar kendi ışıklarına göre hareket ettiler.
    7- torunum yaşamımın ışığıdır.
    8- o, tiyatronun rehber ışıklarından bir tanesidir.
    9- gözlerinde tuhaf bir ışık vardı.

    bunlar gerçekte, 'ışık bilmeyi mümkün kılar' metaformunun özel durum örneklemeleridir.bilmenin 'içsel görme' olarak bu kavramsallaştırılması öyleyse kendi başına farkındalık, idrak, açıklaştırma, perspektif vb. gibi nosyonları nasıl anladığımızın kaynağıdır. bunların tümü dışsal görme yolları üzerinde örneklenmiş olan ' içsel görme' biçimleridir. bu kavramın paradigmatik karşıtı elbette ' karanlık bilmeyi engeller' olacaktır. bu iki karşıt kavram kendilerini bir söylemin içinde zıt anlamlı yollardan tipik olarak şu şekilde gösterirler:

    10- hepimiz söyledikleriyle aydınlandık. - söyledikleri konunun tümünü karanlığa boğdu.
    11- bu eğitimde bir aydınlanma çağıydı. - bu eğitim tarihinde bir karanlık çağ idi.
    12- açıklaması bu konuya ışık tuttu. - açıklaması bizi karanlıkta bıraktı.
    13- bu konuyu senin gördüğünden daha farklı bir ışıkta görüyorum. - konuya karanlıktan bakıyordu.
    14- o, konuyu aydınlığa taşıdı. - o, konuyu karanlıkta bıraktı.
    15- o benim yaşamımın ışığıdır. - o yaşamımda karanlık bir güçtür.
    16- o aydınlatıcıdır. - o karanlıktır.
    17- yaşamı başarıyla parlıyor. - yaşamı başarısızlıklarla karardı.
    18- güzelliği parlıyor. - karanlık bir görünüşü vardır.

    bu gibi örneklerin gösterdiği gibi, metaformlar herhangi bir birimsel göstergesel yapının sahip olduğu aynı semantik karakteristiklere sahiptir. ( cherwitz and hikins, 1986)
    öyleyse diyebiliriz ki bir metaformun:
    - onu diğerlerinden ayrı kılan 'ayırt edici' bir anlamı vardır.
    - üzerinden bağlantıların kurulduğu ve hakkında sonuçların çıkarıldığı bir 'birliksel' anlam vardır.
    - vasıtasıyla gündelik anlatımsal eylemlerin ve topluluğa ait inançların bir parçası haline geldiği 'koruyucu' bir anlamı vardır.
    - tartışmaya açılabileceği ve sınanacağı 'değerlendirilebilir' bir anlamı vardır.
    - bireysel kullanıcılarını onun zorunlu kıldığı sözcüğün farklı perspektiflerinden haberdar eden 'perspektifsel' bir anlamı vardır. ''

    !---- alıntı ----! (alıntılanan metnin tamamı mutlu yetkin çevirisiyle monokl dergisi sayı 3'te vardır. )

    şöyler der konuyla ilintili olarak wittgenstein da tractacus logico philosophicusta;

    ' olgunun, tasarım olabilmesi için, tasarımlanan ile ortak bir şeye sahip olması gerekir.
    tasarım ile tasarımlananda özdeş bir şeyin bulunma­sı gerekir, ki biri ötekinin tasarımı olabilsin. '
  2. bu arkadaşlar metaforu birkaç parçaya ayırmışlar ve demişler ki, biz bu işi sadece dilsel olarak değil düşünce ve eylemlerimiz hakkında da yapıyoruz. bu yüzden kavramsal ve dilsel olarak ayrılmıştır. kavramsal olarak bir olguya metafor kullanarak bir tanım getiririz. bunun en bilinen örneği "vakit, nakittir." olmuştur. bunu dilsel olarak, paraymış gibi harcanabilir bir şey olarak düşünerek ifade ederiz. yani "vakit harcamak" girmiştir artık dilimize.

    benim anlamadığım, hangisi diğerini açığa çıkarıyor? yönü nedir? burada ilk olarak kavramsalı anlattığım için, vakti nakit olarak tanımlamamız bize "vakit harcamak" olayını kazandırmış gibi duruyor ancak tüm örneklerde bunu gözlüyor muyuz?

    araştırmalarımız hala sürüyor.