• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
kayboluş - georges perec
birinci mucize: georges perec, fransızcanın en çok kullanılan sesli harfi olan "e"yi kullanmadan bir roman yazdı: la disparition.
ikinci mucize:
cemal yardımcı, bu romanı "e" harfini kullanmadan türkçeleştirdi: kayboluş.
kayboluş, ilk yayımlandığı 1969 yılından bu yana kısıtlamanın kaçınılmaz olarak yoksullaştırdığı kuru bir anlatı olarak karşılandı hiç! dil oyunları, çağrışımları, konusunu baş kahraman yapan kurgusuyla bir yazınsal başyapıt; doludizgin hayal gücü, insafsız mizah duygusuyla bir solukta okunacak bir roman olarak kabul gördü.
ikinci dünya savaşı'nı, anasının, babasının kayboluşuna tanık olan bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu bu olağanüstü romanında bir harfi ortadan kaldırarak yansıtır. ama daima yaptığı gibi, hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak açığa vurur bu boşluğu. bu paradoksal yaklaşım baştan sona romana sinmiştir. bir açıdan has yazından yana olanların tad alacağı bir yazınsal oyundur bu yapıt. bir başka açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsüdür. bir bakıma bir tür "roman-karşıtı" romandır.
  1. 1969 yılında, hiç e harfi kullanılmadan yazılmış, üstelik türkçeye de hiç e harfi kullanmadan çevirilmiş.

    henüz okumadım. insan merak ediyor gerçek mi diye, e harfi olmadan edebiyat zor geliyor aklıma.

    bu tip türkçe bir kitap için (bkz: e'siz potkal - ersin tezcan)
  2. aykırılığı ile tanınan georges perec'in hiç ''e'' harfi kullanmadan yazdığı, cemal yardımcı'nın ''e''siz çevirdiği bu yapıt gerçek kurgusuyla, romanlarda sıklıkla karşılaşmadığımız roman içine gizlice hikayeler serpiştirmesiyle, kopmayan olaylar zinciriyle okumaya değer bir sanat eseri. kitabı kapattığınızda şöyle bir gökyüzüne veya tavana bakıp hayatınızda hiç yapmadığınız enteresan sorgulamalara girişmeniz olası.

    çeviri konusunda,
    çevirmen arada bir, tanzimat edebiyatı romancıları gibi bazı kısımlarda metne müdahale edip açıklama gereksinimi duyuyor, yapıta bu şekilde dışarıdan katkı sağlamaya çalıştığı için birçok edebiyat eleştirmeni tarafından olumsuz eleştirilere maruz kalıyor.

    bu eleştirilere rağmen çevirmenin metne kattığı yerel söyleyişler, atasözleri, deyimler ve türkiye kültürüne özgü çeşitli betimlemeler kitabı daha anlaşılır ve keyifli kıldığı için metnin özgün yapısını çok da sarsmıyor.
    roman için öznel puanlamam: 7/10
  3. dehaya övgü sunmak adına giriştiğim bir yazı olmayacak bu, perec'in de böyle bir şeye ihtiyacı olmadığı malum. 1978 yılında yayımlanan başyapıtı la vie mode d'emploi'yi dünya edebiyatına sunması tek başına, sakallı üstadı yüzyılın ikinci yarısının en iyi 10 edebiyatçısı arasına yerleştirmesi açısından yeterli. yine de 1969 yılında ilk başyapıtını, kayboluş'u yayımlanıyor, perec dehası bu metin de, yaşam kullanma kılavuzu gibi görmeyi - kavramayı ve yapbozun eksik parçalarını metin yoluyla yerleştirme amacına yönelmesi estetik ve eğlencenin kıvraklığına okuyucuyu ortak ediyor. georges perec zihnine ortak olma payesine erişiyoruz. bence kendi kıvraklığını okurla birleştirmesi açısından oulipocular kusursuz dil işçileri olarak, diğer edebiyatçılara nazaran belirgin bir fark ortaya koyuyorlar.

    yalnız metin hakkında bir kaç hududu işaretlemek elzem olacak;

    (bkz: hypertext)
    (bkz: oulipo)
    (bkz: lipogram)

    deneysel edebiyatın uç örneklerini sunan perec'in kayboluş'u ekseninde, yazıldığı günlerden bu yana devam eden tartışmalara da yöneleceğim fakat öncelikle şuradan başlamak gerekir;

    fransızca dilinin en çok kullanılan ünlüsü, e harfini sınır dışı ediyor perec. 300'ü aşkın sayfada e harfinden süratle kaçıyor. metin boyunca anılan pek çok edebi eserdeki özel isimlerle, yazarların özel isimleriyle milimlik oyunlar sergiliyor. ve perec'in metni dolayısıyla çevirmeni de belirli koşullara, zorunlu değişikliklere tabi kılıyor. cemal yardımcı benim pek hoşlanmadığım yarı yazarlık sıfatını zorunlu aralarda ifade edip beni öfkelendirse de ölçüyü kaçırmamak gerektiğini, yardımcı'nın ciddi bir emek ile perec'in kurduğu labirentten sağ çıkan ender çevirmenlerden biri olduğunu kabul etmek okur için zor olmayacaktır.

    metin yalnızca lipogram etkisiyle gerçekleşen bir meydan okuma değil. e'nin kayboluşu perec'in metaforu. kimilerine göre bu metafor 2. dünya savaşında kaybolan annesini işaret etmekte, nitekim annesine ilişkin nazi işgali sonrası fransa'da ortadan kaybolanlar için yakınlarına verilen acte de disparition ibareli ölüm kağıtları kalıyor. kitap e'nin ortaya dökülmezliğinde bir labirentin inşası ile körükleniyor ve calvino'nun başyapıtı bir kış gecesi eğer bir yolcu ile ouliposal benzerlikle konuşlanıyor. birbirine karışan hikayeler, bir tür kovalamaca ve merakın izinin sürülmesi ve hepsiyle birlikte büyük bir serüveni kapsadığını görüyoruz.

    eh hypertext ve oulipo karmaşasının kurgusal evreninde perec, e'nin kayboluşunu, anton ssliharf'in uykusuz günleri ve aniden ortadan kaybolmasıyla düzeneğini kurar. onu arayan arkadaşlarının da birbir ortadan kaldırılmasıyla, sabırlı karakterlerin gelmek bilmeyen paranoyaklıkları ile sıkıştıkları labirenti ssliharf'in geride bıraktığı bir takım dokümanlarla açıklamaya çalışmaları, ssliharf'in yaptığı okumaların sunduğu ipuçlarının aslında işin aslını ortaya dökmekte olduğunu kitap sona erdiğinde anlarız. özellikle hikayelerde adolfo bioy casares'in morel'in buluşunu keşfetmek çok eğlenceliydi. sadece bununla yetinmiyoruz, kafka'dan joyce'a, moby dick'ten poe ve borges'e uzanan bir edebiyat yolculuğu aynı zamanda.

    geçtiğimiz yüzyılın en sıradışı yirmi metninden ikisine imza atan perec'e hayranlığım ifade edilmez ama oulipo ve hypertext fetişi olan bir okuru olarak kendisine şükran borçluyum. sanırım son yıllarda iyi roman yazılamıyor oluşunun temel nedenini de iyi romancılar döneminin kapanmasıyla ifşa edebiliriz. borges'in de dediği gibi; artık yazacak bir şey kalmadı.

    "bir sözcük pahasına bile bir sesli harf harcamayız"

    işte size edebi nirvana.