• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
kayıp hayaller kitabı - hasan ali toptaş
metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...
yazma serüvenini “hayatı kelime kelime genişletmek” olarak adlandıran hasan ali toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. tam bir yazı ustalığıyla, türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...

belki de kasabanın üstünde asa tıkırtılarını andıran yorgun kanat sesleriyle uçup duran bir kuşum artık ben, miniminnacık bir bulutum, ya da ne bileyim, sokaklarda savrulan herhangi bir şeyin hâlâ görülememiş herhangi bir yanıyım.
“dilin ve anlatımın türkçedeki bütün sınırlarını zorlayan kayıp hayaller kitabı kolay okunan, ama zor tüketilen bir roman.”
a. ömer türkeş

*özet kitapyurdu.com'dan alınmıştır.
  1. öncelikle şunu belirtmeliyim ki hasan ali toptaş bu kitabında beni oldukça şaşırttı. kendisine hayranlık duyan ve kitaplarını bir bir okuyan birisi olarak bu kitapta diğer kitaplarındaki tadı bulamadım. benim için bir hayal kırıklığıydı. eğer hasan ali toptaş okumaya yeni başlayacaksanız bu kitap size göre değil.

    kitabın konusu çok farklı değil. bir köy yaşantısında olan, olabilecek bir konu söz konusu. ben daha çok anlatım üzerine duracağım. fazlasıyla uzatılmış cümleler okuyucuyu hırpalıyor. sözgelimi (kendisi kitapta bu kelimeyi çokça kullanır) odanın içerisinde bir kadının oturmasını bir sayfadan daha uzun anlatabiliyor. çokça ‘sanki’ diyerek o oturuşa bir çok anlam yüklüyor. elbette kitaba yayılmış bu anlatım tekniğinin bir özel adı vardır. bir edebiyatçı olmadığım ve bu konuda bilgim olmadığı için bir şey diyemiyorum ancak bu anlatım tekniğinin adını bilen arkadaşlardan bir mesaj bekliyorum.

    kitabın ilk 100-150 sayfasını kim kimin torunu, bu kim, şu kim, aralarında ne gibi bir ilişki var sorularını sormakla geçiriyorsunuz. yazar karakterler arasındaki bağlantıyı da bir açmaza sürüklemiş durumda. karakterler arası bağlantıları çözmek için bir hayli kafa yordum, tam çözdüm derken kitabın bitimiyle beraber bir kez daha boşluğa düştüm. hele sonlara doğru hayal ile gerçeğin karışmasıyla beraber ortalık iyice karıştı. kitabın sonu da acaba gerçek mi rüya mı hala çözemedim. daha büyük bir soru işareti de şu; kitap boyunca hangisi gerçekti?

    yazar olayları iki karakterin gözünden ve üçüncü şahıs olarak anlatıyor. konuyu her bölümde farklı karakterin gözünden ele alıyor. ancak şöyle bir sıkıntı söz konusu; anlatıcı dede olsa da torun olsa da anlatım şekli aynı. cümle yapıları, anlatım tarzı hiç değişmiyor. bu bana bir nebze itici geldi. sonuçta bir ilkokul çocuğuyla yaşlı bir adamın anlatımlarında birkaç farklılık olmalıydı.