• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.85)
kendine ait bir oda - virginia woolf
"bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı... çar ve kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. işte bu yüzden napoléon da mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi."
kendine ait bir oda, virginia woolf'un 1928 yılında kapılarını kadınlara yeni yeni açmakta olan cambridge üniversitesi'ndeki kız öğrencilere hitaben yaptığı bir konuşması üzerine şekillenmiştir. ingiltere'de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinden bir yıl sonra yayımlanan kitap o tarihten günümüze feminizm tartışmalarının locus classicus'u olageldi. jane austen ve charlotte brontë'den, kadınların niçin bir savaş ve barış yazamadıklarına; shakespeare'in hayali kız kardeşinden bugün de tartışılmaya devam eden kadının yoksulluğu ve namusu başlıklarına, hatta yaratıcılığın doğasına kadar uzanan geniş bir yelpazede kalemini özgürce oynatan woolf, kadınlara edebiyat alanında bir çıkış yolu gösteriyor.

"bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır," diyen virginia woolf'un sesi, aradan geçen sekseni aşkın yıla rağmen gücünü ve etkinliğini koruyor.
(tanıtım bülteninden)
  1. erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları ‘ezeli’ ve de ‘ezici’ bir soru vardır: "bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. madem öyle, neden shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?" işte virginia woolf bu ‘yakıcı’ soruya, tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten ve de kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor. ve şöyle sesleniyor kadınlara: "para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!.."
  2. kadınların başucu kitabı
    akademik camiadaysa demode artık
  3. hiçbir zaman demode olmayacak, dişil yazın'ın daha dişil yazın henüz var olmamışken yazılmış mihenk taşlarındandır. woolf'u feminist olarak nitelemeye dili varmayanların kafasına kafasına vurulası makaledir.
    6 bölümden oluşur ve her bölümde mary beaton gezindiği yerlerdeki ataerkil düzenin kadın olarak üzerinde bıraktığı etkiyi alttan alttan yedirir bize. hele ki londra sokak yaşamını öyle bir anlatır ki woolf kocaman, çirkin bir makine belirir insanın gözünün önünde. kaliteli yemeğin (para) entellektüel gelişimdeki önemini ondan başkası görebilir ve bu kadar güzel anlatabilirmiydi bilinmez ama orjinal dilinde okunduğunda, dili nasıl kullandığını fark edince shakespeare kimmiş dedirtir insana. 'ben' sesini kullanarak, kimliğini karakterleri içinde eritmiş ve en son, kadınlara bir helene cixous gibi seslenerek, bu geleneği alıp kendi kızları için değiştirmelerini önermiştir.
    çalışın, para kazanın, kadın olarak kendi tarihinizi yazın, kendinizi yazın.
  4. demode olması için, daha kırk fırın ekmek yememiz gereken kitaptır. keşke demode olsaydı; keşke hala dünya üzerinde sırf cinsiyetinden dolayı ikinci sınıf vatandaş olan kadınlar olmasaydı; kadınların beyinleri, istekleri, hakları, hormonları ataerkil otoritelerce zapt edilmiş olmasaydı; kadınlara en büyük görevinin kocasına hizmet etmek ve çocuklarını büyütmek olduğu aşılanmasaydı. . evet, haklısınız, o zaman belki biraz demode olabilirdi, fakat halihazırda kesinlikle değil.

    virginia woolf hem ateşli bir feminist hem de yumuşacık diliyle bir oturuşta kendini okutabilen sayılı yazarlandandır. kendine ait bir oda, bir gazete tarafından "kadın ve kurmaca" hakkında, kendisinden küçük bir yazı istenmesiyle temellenir. woolf konu hakkında düşündükçe, aslında kadınların neden yazamadığını düşündükçe, mesele içinde dallanır, budaklanır. neticede de ortaya mükemmel bir kitap çıkar.

    günümüzde "erkek düşmanlığı"na evrilen feminizm hareketinin özünde neye başkaldırdığını etkileyici ve akıcı şekilde anlatır. toplumun -erkeklerin- belirli, bazı kavramlar uydurarak erkek hegemonyası altına aldığı kadınları delicesine savunurken, kitabın en sonunda kadınlara da mesajlar verir, yönlendirir. izin vermeyelim, izin vermeyin! der. ve geleceğe dair umutla bakar.

    "bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır." sözü kitabın içinde de, arka kapağında da yer alır; tüm düşündüklerinin çıkış noktası olarak.
  5. shakespeare'nin kız kardeşi neden kendisi kadar başarılı olamadı? sorusunun cevabını tüm kitap boyunca verirken, aslolan soruya ; neden virginia başarılı olamadı? sorusunun cevabını verememiştir.

    dikkatli okuyucuların gözünden kaçmayacaktır ki; (çoğu kitabını okumuş bir insanım) bu kitapta virginia engelli insanları aşağılar, onların yaşam hakkını savunmaz, kötüler. o paragrafını nedense unutamıyorum hiç. kendi cinsinin ezilmesine bu kadar ses çıkaran bir kadın, bir başkasını ezmeye başlayınca ben bir aktivistten çok, canı sıkılan bir kadın görmeye başladım. kendisinden soğumamın en başlı nedenidir.

    ayrıca bilinçaltı tekniğini abartmış, artık işkenceye çevirmiş birisi. içime öküz oturuyor yeminle bu kadını okurken.
  6. demode olmayan kitaptır özellikle günümüz türkiye'sinde yaşayan kadınlar için hiç demode olmayan bir kitaptır.

    (bkz: virginia woolf) bilinç akışı tekniği denilen zımbırtıyı kullanmış ve kitabı okurken baya acı çektim.

    virginia woolf kitapta değindikleri ile erkekleri zan altında bırakmıyor sadece geçmişin muhasebesini, değerlendirmesini yapıyor ve gelecek için kadınlara öğütler veriyor. haklarını bilmeleri ve savunmaları gerektiğini belirtiyor ki ülkemizde de en büyük sorunun kadın haklarının yetersiz oluşu değil, kadınların haklarını bilmemesi ve pratikte kendilerini savunamayışındadır.
    savunamayışlarında aslan payı ise toplumda yerleşmiş mahalle baskısı ve el alem korkusudur.

    batılı toplumlarda kadın hakları ve bakış açısında büyük ilerlemeler kaydedilmiş ve kitaptaki bazı düşünceler geçerliliğini kaybetmiştir.
    ama geri kalmış toplumlarda kitapta bahsedilen sorunlar hala kucakta beklemektedir.bu sorunlar çözülmedikçe kendine ait bir oda demode olmayacaktır.