1. depersonalizasyon adlı bir hastalık bu. derealizasyonla da ilişkilendirilir. biraz zorlasak sustoya kadar uzanabiliriz ama yazmaya üşeniyorum. ipuçlarını buraya bırakayım yine de.
  2. 1800 lü zamanlarda anadolu bozkırların da edinburgh dükü olarak gezmiş şahsımın hastalığıdır. bunca yaşamak neyime yetmeyecekse.
  3. belki şurada kendini çok önemli zanneden birileri vardır. şurada da üzerlerine kalın bir çizgi çizelim.
    (bkz: ressam bob)
  4. başıma bi şey gelmeyecekse ben yine de mjöllnir'i bulduğumda asgard'a döneceğim demek istiyorum.
    kuz
  5. bu konu mistisizmde, tasavvufta, çocukların eğitim sürecinde var olan geniş ve hemen hemen her insanın uğradığı, birçok 'ermiş'in, 'bilge'nin metodlaştırdığı bir konu. haliyle gelişim sistemleri içinde farklı farklı isimler verilmiş. 'kendini birileri zannetmek' tam karşılamıyor, 'kendini bişey sanmak' gibi ego eleştirisinin yapılacağı bir başlık hissi uyandırıyor. öncelikle bu konuya daha doğru bir isim vermek gerektiğini düşünüyorum. mesela osho: 'özdeşleştirmek' diyor. tasavvufta 'başkasında fani olmak' denir.

    konuya dönecek olursak esas mesele birisiyle kendini özdeşleştirmek değildir der bu yollardan geçmiş eskiler. esas mesele odaklanabilmektir. mesela, kendini biriyle özdeşleştirdiğinde seni ileri taşıyan, kendini tanımana sebep olan esas etken odaklanma halinde oluşun, o birisi değil. odaklanınca kendini farketme yetilerin gelişiyor. odaklanınca, nietzsche'nin farkettiği gibi, ben sana değil bende oluşturduğun hissi seviyormuşum gerçegini bizzat yaşıyorsun. odaklanma başarıldıktan sonra o birisi olmasa da olur. mesela 'sadece ben varım' demeyi tavsiye eden metodlar vardır, özdeşleştirmenin tersi. ben varım diyerek, sadece kendine odaklanarak bi süre sonra kendini ve diğerlerini ayırt ediyor insan. esas mesele odaklanmak olduğu için her sistemde farklı farklı yollar vardır. tasavvuftaki ana iki yol bu ayrımdan gelir, kadiri ve nakşi. doğuda zen ve yoga da iki ayrı ucu temsil eder. başkasında fani ol veya sadece kendini gör farketmez önemli olan odaklanman. artı veya eksi ikisi de sıfır noktasında buluşacak. hindistan'da ineğe, fareye, taşa, masaya tapmayı bu açıdan anlayabiliriz. ne olduğu önemli değil, seni odaklama halinde tutan herhangi birşey yeterli. kendini bilmekten sonra kendini sevmek geliyor tabi. zıddı olmayan mutluluk, ikiliğin dışında, yönsüz olan, mevlana'nın üçüncü bir hal dediği mutluluk bu olsa gerek.
  6. mesela birilerinin moderatör kelimesinin gücü adına ve klavye gölgelerinde kendisini he man sanması!
    buralarda çok görülüyor!
    oysa biz biliriz ki gölgelerin gücü yoktur; zayıfları saklamaktan başka...
    vaaaay! kızınca çok güzel sözler yazıyorum...