1. kendimi alaya alacağım herhangi bir şey yok. vardı bitti.
    mükemmel olduğumdan değil. kusurlarımı alaylarla içselleştirdigimden dolayı bitti. yani olağanlaştılar.
  2. çok yaparız arkadaş arasında.
    asıl bunu yapamayan egoistlerdir birkaç tahtası eksik olan.
    insan önce kendini eleştirmeli ki başkaları hakkında şaka yapabilsin.
    mizahı bu yüzden seviyorum. insanların düşüncelerini değiştiriyor.
  3. insanı mutsuz edebilecek bir durum. bence zaten alay etmek kusurları içselleştirmenin ta kendisi. elbette subjektif yorumlarla doğrulanamaz bilgiler sunacağım.
    sezgi
  4. alay etmek vuku bulduğunda alay edilenler alay etmenin getirisi ciddiyet'in kanıksatımına dahil olduğundan ve bu ciddiyet içre yine bu ciddiyet'i alaya almak sirkülasyonu baş gösterdiğinden nihayetinde alay etmek her daim beklenen oluyor, kati olarak gelen değil. kati olarak gelen hep ciddiyet. ama neden? nietzsche dünyanın artan ciddiyetini, sahih insanın temsilinin eksikleşişine bağlar ve şöyle der;

    ''gerçek ve gösterişli görünüm, sadece bunlar var. insanın ne olduğu ve neyi temsil etmek istediği arasındaki farkın gülünç, hafif tarafıyla hala kim ilgileniyor? nedenlerini aradığımızda bu zıtlıkları çok farklı duyumsuyoruz. insan, yaşamı daha iyi anlayınca, sonunda anlayışının 'derinliğiyle' her ne kadar dalga geçse de, yine de her halükarda daha az dalga geçiyor. '' (*: insanca pek insanca 1 - friedrich wilhelm nietzsche )

    bu durum, dalga geçme olayına bile sirayet etmiş ciddiyetten ötürü olabilir. yani dalga geçmeyi bile 'büsbütün' yapmak isteğinden. halbuki alaya almak biteviye bir şen oluştur. beklemez ciddiyeti ya da beklemez kendisinin altı doluluğunu. dediği gibi nietzsche'nin, rasyonalize etme ile bile dalga geçmeye erişmişken, bu kesintiye uğruyor. daha az dalga geçiyoruz. daha fazla rasyonalize etmenin eksikliklerini arayıp tebessümümüzün çehresini büyütmek istiyoruz. zehir o denli yayılmış ki panzehirinin bile içinde yeniden zerk oluyor insana. katışıksız bir alaya alma durumu, epey silikleşmiş bir uzaklıkta. lâkin yine de bu olmaksızın olmuyor. insan reel kendi'yle ara sıra da olsa bununla kucaklaşabiliyor. öyle etkin olmalı ki dalga geçmenin yayılımları, ciddiyetin zerresini geri çağırmamalı. bunun da mümkünü, tebessümün -ama asla kahkahanın değil zirâ kahkaha alaya alan değildir, kahkaha biçâreliğin sesidir- kodlarını ciddiyetten arındırmakla, yani dil'in gösterge'yi kendisine çekip zedeleyerek gösterilen yaptığı momentin seyralışını bozguna uğratmakla olacaktır. ama nasıl? işte hep toslanılan nihai soru.