• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (5.65)
Yazar orhan pamuk
kırmızı saçlı kadın - orhan pamuk
ilk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi?
yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?

orhan pamuk, yapı kredi yayınları'ndan çıkan yeni romanı kırmızı saçlı kadın'da bizi otuz yıl önce istanbul yakınlarındaki bir kasabada liseli bir gencin yaşadığı sarsıcı bir aşk hikâyesiyle, büyük bir insani suçun peşinden sürüklüyor.

(kitap bilgisi idefix'ten alınmıştır.)
  1. orhan pamuk'un bugün ön satışa çıkan romanı.
    (şubat ayı okuma listesinde olsa ne güzel olur diye düşünmeden edemedim.)
  2. nid
  3. okuduğum ilk orhan pamuk romanı. kendime ters psikoloji uyguluyorum, geriye doğru gideceğim. kitapla alakalı söylemek istediğim: pamuk bu işi biliyor hanımlar beyler.
  4. orhan pamuğun alışılmış üslubundan farklı, öteki kitaplarına nazaran daha özensiz yazılmış romanıdır. birinci bölümü oldukça akıcı olmasına rağmen iki ve üçüncü bölümlerde kitap işgence halini alıyor, kitap bitsede kurtulsam dedirtiyor.
  5. orhan pamuk'un konu seçimi ve değindiği noktalar açısından gayet başarılı olan kitabı. fakat olayların hızlandığı bölümlerde adeta bir türk dizisi kadar tesadüfler ve klişeler barındırması pamuk'un ana akıma gösterdiği bir yakınlık olarak yorumlanabilir.
  6. murat bardakçı kitapla ilgili enteresan bir noktaya değinmiş. ilginç bir yazı, hak verilebilir.

    not: kitabı okumadan önce hakkında en ufak bir şey bile duymak istemiyorum demiyorsanız rahatsız edici bir spoiler yok.

    murat bardakçı - çüş orhan pamuk, çüş!
  7. kapağında dante gabriel rossetti'nin regina cordium'u bulunur.
  8. orhan pamuk romanlarını eleştirmek pek kolay değil, fakat bilhassa son romanlarını değerlendirirken sık düşülen bir yanılgı var. diğer romanlarıyla mukayese edildiğinde daha basit şeyler yazdığı için eleştiriliyor. fakat en nihayetinde orhan pamuk'un kaleminden çıkmış bir roman oluyor, onu diğer romanlarla kıyasladığımızda aslında kötü bulunan romanların o kadar da kötü olmadığını anlıyoruz.

    ben genelde puslu kıtalar atlası'nı bunun için kullanıyorum. çok sevilen bu romanı, orhan pamuk'un kırmızı saçlı kadın'dan önceki romanı kafamda bir tuhaflık ile kıyasladığımda, kafamda bir tuhaflık'ın çok daha nitelikli olduğunu söyleyebiliyorum örneğin. bu durum da kafalarda bir karışıklığa yol açıyor. kara kitap'ı, yeni hayat'ı, benim adım kırmızı'yı yazmış birinin ilerleyen yıllarda daha karmaşık şeyler yazmasını beklemek olağan. yine de masumiyet müzesi'ne, kafamda bir tuhaflık'a ve kırmızı saçlı kadın'a kötü roman demek pek mantıklı gelmiyor bana. eleştirilecek yönleri muhakkak var. hattâ bana göre en çok eleştirilebilecek orhan pamuk romanı kırmızı saçlı kadın.

    !---- spoiler ----!

    tahsin yücel kara kitap için "romana bir bu kadar daha bölüm eklese hiçbir şey değişmez, çıkarsa da değişmez" minvalinde bir eleştiri getirmişti. bu kara kitap dışında da geçerli bence. ve bunu kötü bir şey olarak görmüyorum. kafamda bir tuhaflık'ın 700-800 sayfa civarında olduğunu, sonradan orhan pamuk'un 480 sayfaya indirdiğini okumuştum. 800 sayfa olsa da sırıtmazdı.

    kırmızı saçlı kadın da 480 sayfa olarak çıksaydı bu konu bunu kaldırmaz demezdik büyük ihtimalle. belki 800 sayfa olmasına gerek yok, ama genelde kitaplarda bir doymuşluk hissi oluyordu. sindire sindire gidiyorduk. bu kitapta ilk bölüm ile ikinci bölüm arasında büyük bir uyumsuzluk hissettim.

    ilk bölüm bir orhan pamuk romanından beklenebilecek şekilde ilerlerken, ikinci bölüm gereğinden fazla hızlı gelişiyor. orhan pamuk ince kitap yazacağım derken, kitabın içine gerekli "orhan pamukluk" katmaktan vazgeçmiş, o da bizleri rahatsız ediyor.

    ben ince kitap geliyor denilince yeni hayat beklemiştim. 480 sayfalık bir orhan pamuk kitabının daha konsantre hâlini okumuştuk, bu kitaptaysa ilk kısım orhan pamuk yazarlığıyla dolu, ikinci kısım yazarlığından vazgeçtiği bölüm gibi geldi bana.

    ikinci bölümdeki iç içe geçmiş karakter hikâyelerini samimi ve inandırıcı bir şekilde anlatabilmesi için daha yavaş anlatması gerektiğini düşündüğüm için söylüyorum bunları.

    ele alınan konuyu ve karakterleri sevdim. belki de en çarpıcı orhan pamuk karakterlerini okuduk. orhan pamuk genelde karakterleri ön plana çıkarmaz (celal sâlik'i ayrı tutuyorum). mahmut usta da kırmızı saçlı kadın da (her ne kadar son bölümde bağlanan yeri sevmesem de) etkileyici karakterler. yıllar sonra bile kuyunun tozunu, mahmut usta'nın o kuyuda çalışıyor olduğunu hissedeceğimi biliyorum. yine saplantılı bir orhan pamuk karakteri var.

    yine de başta değindiğim gibi, bu kitap bir orhan pamuk romanı olarak ele alındığında eleştiriye daha açık hâle geliyor. yoksa pek afili filintalar'ın ele geçirdiği türk edebiyatında kırmızı saçlı kadın sadece edebiyat olduğundan bile değerlidir.
    !---- spoiler ----!

    bence orhan pamuk kalitesinin altında, türk edebiyatının kalitesinin çok üstünde bir roman kırmızı saçlı kadın. murat bardakçı gibilerin söylediklerini de sanırım hiçbir orhan pamuk okuru ciddiye almıyordur. murat bardakçı'yı ciddiye alanların da edebiyattan uzak durması, zaten edebiyatın hayrına olacaktır.

    şöyle bir ekleme de yapabiliriz: orhan pamuk romanlarında "imlâ hatasını" yapar. diğer orhan pamuk romanlarında da vardır, dikkatini çekmiştir. "sağol" ya da "sağ ol" arasında bir fark yoktur. ikisini de kullanır. hatta sırayla kullanır. dili böyle bir lüzumsuz kurallar bütünü olarak görmez. orhan pamuk'a buradan yüklenmek hem ona, hem yayınevine haksızlık olur. bizim odamızda okurken fark ettiğimiz hataları basımdan önce kimsenin fark etmeyeceğini düşünmemiz biraz abes olur. en azından bir orhan pamuk romanı söz konusuysa.
  9. eline alıp incelediğinde kitabın adı, kapağı, arkasında yazanlar falan, aşk romanıymış gibi bir izlenim yaratıyor olabilir, ama değil. özellikle kitabın ilk kısmından ötürü felsefi roman olarak nitelenebilir. kitaptan inanılmaz keyif aldım çünkü çok akıcıydı, konu çok ilgi çekiciydi. kitapla ilgili en sevdiğim şeylerden biri de pamuk'un kitabın temelini üzerine kurduğu öyküler ve resimler kitaba öyle entegreydi ki açıp bahsedilen resimlere, öykülere bakma ihtiyacı hissediyodunuz, ama aynı zamanda bunlar kitapta çok iyi tasvir de edilmişti.

    bunun dışında bana göre kitabın ilk kısmı belirgin derecede daha iyiydi, usta-çırak/baba-oğul ikilemleri, karakterin itaat ve içgüdü sorgulamalarını okumak inanılmaz keyif vericiydi. diğer kısımlar, özellikle son kısım, pamuk'un kitabı kısa tutmak için olayları özellikle tesadüflerle, hızla bağlamaya çalıştığını bir nebze hissettiriyordu. yine de konu gerçekten çok ilginç olduğu ve özellikle ilk kısımda çok iyi işlendiği için ve dürüst olmak gerekirse belki ben kitaba biraz da duygusal olarak bağlandığım için o kısımları okumaktan da çok keyif aldım.

    !---- spoiler ----!

    bu kitaptan bahsedip de mahmut usta'dan bahsetmemek olmazdı, muhtemelen kitaptaki en gerçekçi, en ilginç ve ana karakterin kişiliğine en fazla etkisi olan karakter. bana kalırsa karakterler ana karakter cem'in kişiliğine etkileri oranında açılmıştı kitapta, mesela cem'in karısı ayşe, aslında güçlü bir kadın, zeki, güzel, cem onu oldukça seviyor hatta. ancak etkileyici değil, travmatik bi yaşanmışlık yok, cem'in kişiliğine ciddi bi etkisi yok. o kadar soluk ki bu sebepten kitapta. ama mahmut usta, kırmızı saçlı kadın, cem'in babası çok güçlü karakterler, bu kişiliklerinin güçlü olmasından değil, cem'in üzerindeki etkilerinden dolayı bence. tabii bunlar benim çıkarımlarım.

    karakterler konusunda sadece kırmızı saçlı kadın'ın kendisi beni hayal kırıklığına uğrattı, kitap boyunca gözümüzde büyütülen karakterin gözünden anlatılan kısım onu çok normalleştiriyor, bir yerde hoşuma da gitti bu gerçekçilik. muhtemelen pamuk'un yapmak istediği de buydu. ayrıca kırmızı saçlı kadın'ın 'normalliği', önceki paragrafta anlattığım durumu da destekliyor bence.

    !---- spoiler ----!

    sonuç olarak, kolay okunan, hafif ama aynı zamanda kesinlikle bir şeyler katan ve düşündüren bir kitap.

    not: 'bazan'lar beni hiç ama hiç rahatsız etmedi.
  10. kitabı çok uzun zamandır elimde süründürüyorum. sanırım anlatılanlara göre ben hala birinci bölümdeyim. cem'in o naifliği, ustasıyla olan ilişkisi, onun gözünden tasvir edilen kuyuculuk mesleği ve akşamları ağustos böceklerinin sesi, televizyonun cızırtısı eşliğinde içinden geçirdiği düşünceler, kendini, davranışlarını, hislerini sorgulaması çok temiz geliyor bana. her okuyuşumda en mükemmel zamanı bekleyip en tatlı anlarda azar azar okuyorum.
    ama gördüğüm, duyduğum yorumlar çok da iç açıcı değil. boşa mı anlam yükledim küçük beye diye hevesim kırılmaya başlamadı değil.