1. hayatın dönüm noktası olduğu andır.

    ben büyüdüğümü işe girdiğim ilk yıl anladım. fakülteyi bitirip türkiye'nin en önemli kurumlarından birine kabul edilince büyüdüm dedim. yanıldığımı çok yakında anlayacaktım. otopsi odasında tecavüz edilip, başı taşla ezilmiş, dokuz yaşındaki masum yavruyu görünce anladım. ellerim titredi, midem bulandı, kalbim kulaklarımda atıyordu. göğüs kafesim inip çıkıyordu, boğuluyordum, nefes alamıyordum, asfiksi yaşıyordum. ben nerdeydim? burası cehennem miydi? ben insan mıydım? ben insansam masada yatan yavru bedeni neydi? kabus mu görüyordum? yere yığılmışım, başımdakiler beni ayıltmaya çalışıyordu. yüzüme tokat atıyorlardı.

    kalktım almam gereken numuneleri aldım, ben orada büyüdüm. büyüyüp dünyayı, insanlığı, kirleten canavar bir sapığın masum yavruya yaptığı iğrençlikleri görünce büyüdüm. ve ben o gün ilk kez yüreğimden ağladım. bağıra bağıra, haykıra haykıra ağladım. duvarları yumrukladım, tekmeledim, avaz avaz ağladım, boğazımdan kan geldi, kan kusana kadar ağladım. o yaşıma kadar hiç küfür etmeyen ben ilk ve son defa küfür ettim.

    büyümek için acılarla, çaresizliklerle, zorluklarla yüzleşmek gerekiyormuş bunu anladım.
  2. anlam arayışı boyunca "anladıııım" dediğimiz her şeyin sadece anladığımızı sandığımızı anlamaya başlamaktır, bir nevi anlam yenilemektir daha derin ve daha iyi anlam arayışları için...
  3. körler ülkesinde görmenin hastalık sayıldığını idrak ettiği an büyür insan. ya da cahit sıtkı'nın şu şiirinden medet umduğunda:

    "affan dede'ye para saydım,
    sattı bana çocukluğumu.
    artık ne yaşım var ne de adım;
    bilmiyorum kim olduğumu"
  4. kişi kendine dürüst davranmaya başladığı an büyümeye başlar...
  5. büyümek mi istiyorsun? çevrendekilerin algılarını değiştir,herkes büyüdüğünü düşünsün ama sen hep çocuk kal.
  6. 6 yaşımdayken falandı sanırım evin havalandırmasından tuvalete baykuş yavruları düşmüştü.iki tane dünya tatlısı yavru. biri klozetin içine denk gelmiş boğularak can vermiş zavallı. diğeri ise yalnızca ayağındaki incinmeyle kurtulmuş. gece biz uyurken gerçekleşen bu hadise epey korkutmuştu beni. zaten o sıralar karanlıktan ve görmediğim hemen herşeyden ince bir korku duymaktayım. tuvaletten gelen "şıpada şıpada" sesleri vs oldukça korkutmuştu beni gece vakti.
    her neyse mesele bu değil. ölmemiş olan baykuş yavrusuna uzunca bir süre annelik eğledik ailecek. sanırım annem ve babamla geçirdiğim en güzel zamanlardı bunlar. baykuş daha sonradan palazlandı ve uçup gitti balkondaki asmaya kurduğumuz güzel yuvasından...
    e tabi bende bi üzgünlük hali. günlerce bekledim belki tekrar gelir diye. sonra babam bi fikir buldu ve her akşam o balkondaki asmaya bir parça tavuk eti asmaya başladık. babam geleceği iddia ediyordu. hiç görmedim bi daha baykuşu. ama her sabah uyandığımda et kaybolmuş oluyordu. babam da baykuşumuzun gece gelip onu yediğini söyledi. epey kafa yormuştum o zamanlar neden bana kendini göstermiyor diye. ama yine de her akşam tavuk asmaya devam ettim. sonra bu tavuk asmalar seyreldi ve ben farkında olmadan bitti.
    gel zaman git ben 22 yaşına geldim. uykusun dergisini takip edenler bilir orda bir alpay erdem vardır. köşesinde bazen eve giren kuş hikayelerine yer verir. bi gün "yollasanıza hikayeler" dedi ben de bunu yolladım.o gece bir parça tavuk astım balkona ve dedim ki büyümüşüm ben. çocukluğuma dair tamamen iyilikle düşünerek, amaçsızca ama sevinerek yaptığım şeyleri kaybetmişim. ne yazık ki büyümüşüm ben...
  7. bayram harçlığı vermedikleri bayram bunu net olarak anladım.
  8. okul çıkışı pederin dükkana gidilir ve cadde üstünde oyuncaklarla oynayan benden yaşça küçük çocuklar görülür. ne güzelmiş oyuncakları diye düşünürken onların bana ait oldukları fark edilir. anlık bir şaşkınlık ve sinirle çocuklara oyuncakları nereden buldukları sorulur. onlar da şuradaki amca verdi diyerek bizim dükkanı gösterirler. bu sefer aynı sinirle dükkana girilir ve pedere niye böyle bir şey yaptığı sorulur. o da oğlum sen zaten oynamıyorsun ki artık, hem kaç yaşına geldin diye cevap verir. ve anlattım bozukluğu uzun bir süredir onlarla oynamadığını ve artık o yaşları geride bıraktığını fark eder. uzaktan çocuklara bakıp ne de güzel oynuyor keratalar diye düşünür ve oyuncakların onlarda kalmasına karar verir. ne de olsa o artık abi sayılır. demek sonunda büyüdüm ha diye düşünüp bundan sonra nasıl davranması gerektiğini sorgular. artık büyük olduğuna göre bir sandalye çekip kenarda uslu bir şekilde oturmaya karar verir. ve orada otururken dışarıda oynayan çocukları seyreder bir süre. büyümenin çok sıkıcı bir şey olduğunu da o sandalyede otururken anlar. anlar ama artık çok geçtir ve o gün bu gün katlanmaya çalışmaktadır hayata.
  9. ne hikmetse borçlanmaya başladığı ana denk gelir.
    abi
  10. gözümün bir ucuyla sürekli kombiyi taciz ettiğimi fark ettiğim andır. *
    r2-d2