1. insanoğlunun yaradılışından gelen nefsani özelliktir. sahiplenilen bir kişiyi, nesneyi paylaşmama, başka hayatlara, maddiyata, başarılara vs vs. gibi imrenme olarak da tanımlanabilir. fazlası hastalık boyutuna girer.

    padişah vezirine sormuş: “dile benden ne dilersen, yalnız sen ne istersen iki katını da öbür vezirime vereceğim.”

    vezir istemesine isteyecek, ama iki katını da öbürüne verecek ya. kıskançlık, bir burgu gibi yüreğini deliyor. öyle bir şey dilemeli ki, kendi konumu ya da serveti diğerinden mutlaka üstün olsun. bir süre düşündükten sonra, sonunda şöyle diyor.

    -“padişahım, benim bir gözümü oydurun!”

    kıskançlık üzerine bilindik bir hikayeden de anlaşıldiği gibi kıskançlık egonun açlığıdır.
    duygusal anlamda ve iş, okul vb. gibi durumlarda dozunda olursa motivasyonu sağlar. dozu aşıldığında ise yıpratıcı, yıkıcı bir duygu ve beyni kemiren bir tutku halini alır.
  2. insanın sevdiği şeyleri paylaşmak istememesi sonucu doğan his. sevilen kişiyi ailesinden kıskanmak zirve noktası sanırım.
    abi
  3. sevmek ya da aşırı sevmekle ilgili mi bilmiyorum... en azından, temelinde sevgi olabilir ama benim asıl gördüğüm, kendini o şeye endekslemenin acı sonucudur kıskançlık.
    endekslemek ise boşluğa dayalıdır. boşluk, herkesin içinde olabilir. ne ile olduğu ile ilgilidir.

    boşluğu büyük insan "boş insandır" demek ne kadar yanlış ise, sevgisine içinde boş yer bulamayan da iyi kalplidir demek o kadar yanlıştır.

    ama ille de kendinizi bir şeye endeksleyecekseniz, kendinize endeksleyin. bu bencillik gibi görülse de, aslında doğal olandır. huzur verendir.

    düzeltme: imla
  4. galiba bu konuda biraz başarısızım (doğru kelime bu olmayabilir bilemedim şimdi) mesela eskiden bir sevgilim vardı. (evet benim de bir zamanlar sevgilim vardı)

    neyse efendim, kendisi beni kıskandırmaya çalışırdı kıskanmadığımı görünce de deli olurdu. bu duruma ben çok gülerdim. o anki halleri tavırları bana çok tatlı gelirdi, öyle uzun uzun onu seyretmek isterdim. neyse konu dağılmasın, bir gün yine kıskandırma çabasında bir kafede oturuyoruz, kafe çok da kalabalık olmayan nezih güzel bir manzarası olan yerde bir tane adam geldi ama adam bildiğin yunan heykeli gibi boy var, atletik yapı desen pihuuuvv
    benim sevgilim de güzel hani çok güzel olmasa da günlük dışarı da görebileceğiniz kızlardan bir tanesi gibi, adam benim bile dikkatimi çekti ki kafede ki kızların dibi düştü adeta.

    neyse bizim ki bana yanaştı ve

    - adam da ne yakışıklı be

    + bakayım evet haklısın

    - bana mı bakıyor o adam ?

    ve artık dayanamadım.

    + o adam seni ne yapsın ya sen adriana lima mısın ? barbara palvin misin ? hayatım kendine gel, ha belki adam çirkin seviyordur orasını bilemem yani ama tek bildiğim şey eğer sen o adamla çıkıyor olsaydın benim diyeceğim ''ulan adam heykel gibi kız neandartel gibi'' olurdu. evet biraz fazla oldu ama öyle kusura bakma, ben seninle güzel vakit geçirdiğim ve güvendiğim için sevgiliyim.

    dedim ve sonra tabi bir sinirle kalktı gitti bir gün sonra da ayrıldık, biraz gerçekçi ve patavatsız olduğum için galiba ondan sonra hiç sevgilim olmadı.
  5. adeta bir canavardir kendisi. ruhu ince ince kemirir. sinsidir. evlerden ırak.

    işin ilginç yanı bunun da tatlı olanlari vardir. beyaz yalan gibi beyaz kiskanclik. boyle insanlari mutlu edebilen, yuzunde gulucukler açtiran falan.

    velhasılı kelam sanirim ilginc bir seydir kiskanclik. biraz aşırı sevgi, biraz özgüven eksikligi karisimi gibi. şeker gibi tuz gibi fazlasi da eksikligi de zarar. ama bence fazlasi daha zarar. zira eksikliginin ölüme yol açtigini, kezzap atmaya neden oldugunu falan hic duymadim.
  6. saçma sapan seyleri kıskanıyorum:
    müzeleri tarihi yerleri kitapla, sırt çantasıyla santim santim gezenleri mesela.
    her tarihi yeri eseri etrafını dört dönerek inceleyen ve sanki kimse yokmuş gibi, kendini kaybederek, kendinden geçerek huşu ile nefesleriyle içine çekmeye çalışanları
    kitaplarla yaşayanları, okuyup biriktirip hayata farklı bakanları , onların sohbetlerini paylaşanları...
    sinemayı, tiyatroyu sevenleri ( ama boş zaman geçirgeci gibi değil ) ve bu saydıklarımdan kendisine arkadaş dost grubu kurmuş yaşayanları kıskanıyorum...
    yabancı ülkeleri yukarıda dediğim gibi gezip görme şansı bulanları...
    ( mesela paris'e gitmenin ressamlar tepesi ya da eyfel kulesi önünde fotoğraf çektirmekten ibaret olmadığını louvre müzesi için on günü gözden çıkarabilenleri ) bunları kıskanıyorum.
    okuduğumuz hemen her yabancı kitapta kitap okuyup tartıştıkları grupları öylesine çok normal bir şeymiş gibi sanki her yerde bu tarz şeyler varmış gibi anlatanları çok kıskanıyorum.
  7. birbirini sevmeyen insanlar arasındaki cok çirkin bir duygu. kıskanmak da kıskanılmak da cok çirkin.

    iki birey arasındaki mesafeyi en cok kıskanmak artırabilir. kıskananın içini kor gibi yakar. kıskanılansa durumun haset mevsuzu olduğunu sezmedikçe yersiz düşmanlıklarla, cekememezliklerle uğraşmaya mecbur bırakılır.
    herkesin hataları ve zaafları vardır, kıskanmaya lüzum yok.
  8. benim için budur. platonik aşkla iç içe geçmiş bir histir. iç burkandır. en azından sigarasını yakmak isteyip, yakamamaktır.
    (bkz: üçüncü şahsın şiiri)
  9. insanlarda en sevmediğim karakteristik özellik. karakteristik diyorum çünkü nefsinizi terbiye edebilirsiniz, ama karakteriniz oturdu mu yapacak bir şey yoktur.

    7 milyardan fazla insanın yaşadığı bu evrende hala abuk sabuk şeyleri kıskananlar ve bunu hasede dönüştürenler var.
  10. kıskançlık.. geçenlerde arkadaşlarla muhabbet sırasında geçti. kıskançlığa netin sebep olduğunu bir türlü çözemedim. hissettiğimiz o şeyin adı kıskançlık ama ne hissediyoruz tam olarak. konuştuğumuz sırada bahsedilen erkek arkadaşınızı yanında bir kızla görme durumuydu. ben kıskancımdır biliyorum ama kıskançlık hissettiğimde onu mu yoksa başka bir şeyi mi kıskanıyorum işte onu anlayamadım.

    şu anda düşünmem gerektiğini anladım. ne hissettiğimi tam olarak anlayıp yeniden yazacağım. burası benim ha.