• izledim
    • izliyorum
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (2.05)
kısmetse olur
kanal d’de yayınlanan, yapımını production house’un üstlendiği bir reality şov programı.
  1. iyi kurgu, kötü oyunculuk, yavan diyalog ve idare eder senaryoya sahip kısmetse olur programında yaşanılan, sebebine iş bu yazımda değineceğim felakettir.

    efendim geçenlerde türk kahvemi sağ yanıma aldım. elimde peter ackroyd'un zamanın behrinde 7,5 sterlin verip almış olduğum chatterton isimli, ingiliz edebiyatının teknik özelliklerinin sergilendiği eseri olduğu halde koltuğa kurulmuş, göz ucuyla da kanal d'de yayınlanan kısmetse olur programını takip ediyordum. her ne kadar kabul edilmese dahi toplumun önemli bir kısmı bu tür kurgusal programları bildiği halde gerçekmiş gibi izliyor. buna hayali gerçeklik diyoruz. zaten gerçek dediğin nedir ki? bazen gerçek, ona kollektif olarak inananların bulunmasından ibarettir.
    ayrıca bu bize has bir davranış da değil. bugün bbc'siden rtl'sine, kanada yapım şirketlerine kadar aklınıza gelebilecek bütün medya kuruluşları bu kurguları üretip piyasaya arz ediyor. almanı da ingilizi de oturup bu programları izliyor. çünkü kurgu ve hikayelere düşkünlük bir homo saphiens zaafıdır. bütün primat türlerinde olduğu gibi biz insanlar da çok meraklı ve empati kabiliyeti oldukça gelişmiş canlılarız. bu tür programları izliyoruz. çünkü gerçekten o karakterlerin durumunu merak ediyoruz ve kendimizi onların yerine koyarak, duygusal tatmin yaşıyoruz. türlü gerekçelerle bu tür programları izlemekten haz duyuyoruz.
    televizyon eğlence programlarında, belgesellerde, reality show programlarında bu kadar fazla kurguya her yerde rastlayabilirsiniz. dünya çapında genel olarak televizyonculuk böyle bir iş. yalnız kurgu dışı yayın yapmakta hassas davranan istisnalar da var tabi. nhk world gibi. gerçi onların da yemek programları çok kötü. adamlar yeşil soğan haşlasalar dahi "izdilişıs- izdilişıs" deyip duruyorlar.
    yalnız, elbetteki kısmetse olur programı klasik anadolu halkı epikliği ve orientalisme kaçan tarzıyla bambaşka bir yerde duruyor.
    özellikle sunucunun, mutsuz bir hayatı olan, mahalle gençlerinin işini yapmayı şiar edinmiş, histerik orta yaş abla konsepti çok iyi oturmuş. oturmayan tek şey, seyir zevkini önemli ölçüde yok eden, göze batan, kişide üçüncü sınıf bir düğün salonu kaçkını yenge imajı uyandıran frapan abiyeleri. işte bu kıyafetleri çok rahatsız edici buluyorum.
    yine de bunların hepsi bir ölçüde katlanılabilir. ancak geçenlerde rastgeldiğim böüm için aynısını söylemem mümkün değil.
    şimdi; bir oğlanla bir kız evlenmeyi düşünüyorlar, "ailem gelini tanısın" hesabı akşam oğlan tarafının ailesine yemek verilecek. alışverişler yapılıyor. sokakta adamlar ayarlanılıyor. hikayeler uyduruluyor. kara kedi tutuluyor. işte oğlanla kıza hem şans getirsin hem de yemeklere yardım etsin diye. bir şekilde aile geliyor yemek masasına geçiliyor. tabii senaryo tüm kötü kurgu ve oyunculuklara rağmen devam etmekte iken, gözüm birden masadaki kadehlere takılıyor. adamlar kadehlere su doldurmuş, kola doldurmuş, dilimi 10 tl'den, yedi adet ucuz da olsa parça somon alınmış ve adamlar kadehlerden kola ve su içerek yemeklerini yiyorlar.
    bir anda dünyam karardı, gök kubbe başıma yıkıldı. arkadaşlar, her içeceğin karakteristik ve teknik özelliklerine vurgu yapan bir içme kabı vardır. şimdi kadehe kola ve su doldururken tam olarak ne düşündüklerini çok merak ediyorum. aklıma iki seçenek geliyor.
    suyun kıvamını, kokusunu, ısısını, içindeki tortusunu, doku yoğunluğunu, rengini tespit edebilmek için ve kimyasal olarak suyu havalandırmak için mi böyle bir tercihde bulundunuz?
    yoksa aslında "biz yemeklerde pino chardonnay gibi bir beyaz şarap ya da tükettiğimiz yiyeceğe bağlı olarak kırmızı şarap kullanırız. ancak ülke gerçekleri ile örtüşmediğinden ve halk henüz buna hazır değilken, rtük gerekçesi ile alkollü içki içemediğimizden böyle bir yola gittik. daha şık duracağını düşündük, metafor yaptık." düşüncesiyle mi böyle bir topa girdiniz? anlamlandıramadım.
    dert estetik kaygısı ise çok hoş tasarımları sahip su takımları var. diyelim ki bulamadınız o zaman kristal bir şeyler alsaydınız bari. hiç mi yol yordam bilmiyorsunuz, hiç mi görmediniz?
    sen kocaman bir ana akım medya kanalısın, bu programın sanat yönetmeni, yapımcısı, tasarımcısı yok mu?
    bu ne lümpenliktir yahu!
    üstüne üstlük bir de anlaşılamayan mızır mızır diyaloglara bazen alt yazı desteği veriyorlar. ama ne destek! dahi anlamındaki de, yemin billah ediyorum ayrılmadan yazılmış vaziyette ekrana geldi sapsarı.
    bunu, memlekette ne oluyor diye merak eder, tutar aziz sancar'ı izler, orhan pamuk'u izler. denk gelir halil inalcık hoca izler, yargıtay üyesi izler. koç holding'den üst düzey bir yönetici izler.
    zaten ülke yeterince karışık durumda, hepi topu bir avuç ülke entelejansiyasına böyle travmalar yaşatmanıza ne gerek var yahu. biraz kendinize çeki düzen verin. zaten her gün sansasyonel bir olay oluyor. bir de bunu kaldıramam. bir ara televizyonu kapattıktan sonra artık bu ülkeden gitme vaktim geldi mi diye ciddi ciddi düşündüm.
    yazık, çok yazık.
  2. yarışmanın (her ne boksa) içeriğini tam olarak bilmiyorum ama , yarışmayı sunan sarışın kadının 40 yıl kulu köpeği olabilirim. o derece öldürüyor beni :/
  3. izleyenin televizyonun yaktığı elektriğe yazık, öyle bi programsı.
  4. rtük un bir an önce bunlara yayin yasağı getirerek önlem alması gereken durum. bu tarz aptal saptal programcıklar iyice türedi. her kanalda yayınlanmaya başladı. mide bulantısı oluşmaya başladı bende ve arkadaslarimda. bunları izleye izleye iyice et beyinli oldu millet.
  5. evde yapacak iş bulamadığımdan dolayı arada takip ettiğim program.

    bazen diyorum haftalık minimum 2.000 tl veriyorlar burda çıkan tiplere. katılsam , 2 hafta kalsam , cazgırlık yapıp daha da kalsam parayı katlarım , belki de fenomen bişey olurum... sonra fark ediyorum ki o kadar da fena değilim ben. çekirdek nerdeydi?