1. tamamen uydurma bir raf. yüz bin lira verirseniz kitabınız iki hafta o rafta durur. utanmıyor musunuz ya bu yaptığınıza dedim. aldığım cevap "bizde yalan yok kitabın bu rafta olursa çok satılır" avrupa'da amerika'da da böyle mi bilen yazsın. kitap yazdığıma pişman oldum. yazıklar olsun atom mühendisliğine de yazarlığa da. afedersiniz ama bu ülkeden bir bok olmaz.
  2. o yüz bin lirayla neler yapılmaz ki...

    en çok satanlar rafından kitap alacak kadar sığ insanlara hitap eden şeyimsi.
  3. kitapçılığın ne olduğunu bilmeyen insanlar tarafından kitapçılık yapıldığını gösteren raf. ülkede kimse yaptığı işe saygı duymayınca ortaya böyle bir görüntü çıkıyor. büyük kitabevleri de asgari ücrete çalışan aradığı için kitabı zerre önemsemeyen insanlar kitap düzenleyip satmaya kalkıyor. bu çok satanlar rafı da tamamen bu düzenin eseri. yurtdışında -market tipi kitapçıları saymazsak- kitabevleri vitrinini ve böyle özel raflarını daha iyi düzenliyor kesinlikle. yazarın ölüm yıldönümüne özel raf düzenleyeni de var kendi sevdiği konulara özel raf oluşturanı da var. türkiye'de de idefix, prefix gibi sitelerin çok satanlarına bakıp rafa kitap dizen insanlar tanıdım. ülkedeki kitapçılara oranla yine daha iyi bulduğum imge kitabevinde çalışırken orada bile böyle garip düzenlemeler görmüştüm.
    sezgi
  4. wattpad adlı siteden türemiş saçma sapan kitapların yarısını oluşturduğu raf.buradan alacağın kitaba para vermektense paranı yere at aç fakir biri bulur alırda karnını doyurur daha iyi.
  5. yaklaşık 6 ay bir kitabevinde çalıştım. yaşadığım yerde toplasan 4 tane kitapçı sayamam zaten; şu kpss, ales, dgs falan feşmekan ders kitapları satılan kırtasiyeleri saymıyorum, imge gibi, belki dost gibi, evrensel gibi kitabevi üç dört tane anca var, onların da kalibresi bu saydıklarımın yanında pek de geniş değil.

    ben, burda "kitap" denince akla ilk gelen yerlerden birinde çalıştım; çeşidi bol, genişçe bir yerdi. başta okur profili olmak üzere komple halk profilini çözümleyebilmem adına çoğu kez sinir bozucu ama yeterli bir tecrübe oldu benim için. bundan yola çıkarak şunları söyleyebilirim :

    - özellikle "çok satanlar" değil ama yeni çıkan popüler kitaplar için özel bir raf vardı, dışardan görünecek yere dizilirdi o kitaplar. büyük bir şehrin isimli kitapçısı olmadığımız için para falan istemiyorduk yazarlardan oraya kitap koyabilmeleri için tabi (yazar mı? yazar ne arar la burda?) ama edebiyatı geçtim, hayatı sorgulatan ne kadar abuk subuk ağaç israfı varsa hepsi o raflarda olurdu, bu bir gerçek. koliden çıkan kitaplara diğer eleman arkadaşla beraber patron arkasını döner dönmez bir yanımızla katıla katıla güldüğümüz az olmamıştır. anlatmak için özellikle ayrı bir başlık gerektiren kitaplardı,çoğunu okudum üstelik ayak üstü. meraklısıyla special for olarak paylaşabilirim, öyle zengin bir külliyatım oldu *

    - kitabı geçtim, özellikle sadece o rafı soran çok insan var. söylediğim gibi ben belli bir yer için konuşuyorum ama büyük şehirlerde de durum pek farklı değil, sadece nicel farklılıklar söz konusu oluyor. bizim tükana döneyim; kadın giriyor, girer girmez ilk sorusu "merabaa, çok satanlar kitapları (çok - satanlar - kitapları... faruk - eczanesi...) nerde acabaa? " oluyor. multi diyor hay hay, kadın diyor bye byee... pardon yanlış oldu, multi diyor "onlar şordalar hanfendi, sizin istediğiniz özellikle bir kitap var mı, aklınızda olan falan? " kadın diyor "yoğ yoğ... çok satanlara bakmak istiyorum, bi arkadaşa hediye alıcam (yahut "hiç okumuyorum ben, yeni okumaya başlıycam,alıcam bi tane sıkmasın beni" diyorlar),en çok hangisi satılıyoo?" kadına "afrika merkez, 28 cm herkezzzz kitabı peynir ekmek gibi gidiyor abla, fiyatı 69 lira ama öyle böyle satılmıyor ya, bunca millet alıyorsa vardır bi hikmeti,sen al bunu al al al al al,alın bunu alın içeri, kültür sanat katili seni,şılpıntııı!!!" dediğimi hayal ederken birden "gappesese iki yıllıh kitapları ne yanda?" diyen o memurî sesle irkilip,herkese yol yön gösterip,her şeyi akışına bıragıyorum

    - esaslı, harbi okur yayınevi takip ediyor, yerli - yabancı yazar takip ediyor, yeni şeyler okuyor, deniyor. ne istediğini biliyor, elemana kitabın lokasyonunu bile sormuyor, iğne deliği gibi yerden manyak bir yazarın manyak kitaplarını bulup getiren oluyordu. gözlemlediğim şey bunların çoğunlukla dışardan gelen akademisyenler (darsı başmaa darsı başmaa), yine dışardan gelen öğrenciler, buralı olmayan okuyucular olmasıydı. arada gözleri çok satanlara çarpıyor, alaycı gülmelerini nezaketen gizlemek için arkalarını dönüyorlardı. burda vermek istediğim mesaj, sahih okuyucu ilim çin'de de olsa gidip onu buluyor, iyi bir kitabın önde yengeç gibi yanmasına gerek olmuyor. bazı süper öğrenciler gider bilerek arka sırada oturur ya, o hesap.

    - türkiye'de o raflarda benim "instakitaplar" dediğim (başka yerde de kullanılıyor olabilir) ; kahve içmeden, yanında çikolata yenmeden okunmayan,fotoğrafı çekilmeden -ki okuyucu besmelesine dönüştü- başlanmayan, kapağı bol sevdalı, bol sloganlı,her yerden kokulu, kendini hepimizin hayatını kurtarmaya,mutluluğa veya "bir türlü elveda demeyi becerememeye..." adamış kitaplar var. pubik tüylerine yandıklarımın depreşik libidolarını yansıttıkları depresif üçlemeleri beşlemeleri saymıyorum bile. kız lise ikide, bunun ygs lys'si var, kursu var,kafelerde #endeğerlilerimlemokokoamanşeymokaqeyf i var, kız bir de üç tane ansiklopedi gibi kitap yazıyor! onunki biraz amsiklopedi oluyor gerçi ama, neyse. demem o ki güzel kitap, vaadi olan incelikli kitap varsın geride kalsın çünkü bu çok satanların, yok satanların içinde zaten toz toprak içinde kalır.

    velhasıl kelam, elbette bir kitabın tanınması, çok satması, göz önünde olması onun her zaman niteliksiz olduğu anlamına gelmez. fakat türkiye'de işler böyle değil. dönemsel olarak millete hangi duygu lazımsa hop 3 günde yazılıyor bir kitap, ardından benzerleri de çıkıyor 4 günde, 1 haftada edebiyat dünyası sarsılıyor, olaylar olaylar falan... efendi kitap beride dursun, gelişmiş okuyucu irisi bordo bereli gibidir, o sizi bulur *

    çok eyyorladım, affola.