• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.60)
koca dünya - reha erdem
ali ve zuhal'in yetimhaneden bu koca dünyaya ilk adımları suç işleyerek olur. böylece insanların arasında yaşama şansları kalmaz ve sığındıkları orman ikisi için ıssız bir adaya dönüşür. "medeni dünyadan" kapı dışarı edilen iki genç tüm bir insanlık hikayesini başlangıç çizgisinden yeniden yaşamaya başlayacaktır.
  1. türkiye sinemasının sıradışı yönetmeni reha erdem’in senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği yeni filmi koca dünya, 8 eylül’de (yani bugün) venedik film festivali’nin yeni ufuklar (orizzonti) bölümünde galasını yapıyor. başrollerinde ecem uzun ve berke karer’i izleyeceğimiz filmden ilk fragman da yakında yayımlandı.

    film türkiye galasını da 19 eylül’de başlayacak 23. uluslararası adana film festivali kapsamında yapacak.

    filmin fragmanı aşırı dozda sembolizm içeriyor. reha erdem, bu film için "insan, hücrelerinde binlerce yılın bilgisini taşır. bu bilgiyi dünyaya doğmadan önce öğrenmeye başlamıştık, bedenlerimiz bizden daha çok şey biliyordu. bu kalıtsal bilgi hücrelerimizi oluşturan atomlarımızdan geliyor. ilk nefesi aldığımızdan itibaren bu koca dünya bizi böyle kucaklıyor." demiş. reha erdem bu kez de varoluş ve yaradılış felsefesini anlatıyor sanırım.

    filmi izlemeyi heyecanla bekliyorum.
  2. koca dünya ile venedik film festivaline katılan reha erdem'den güzel haber. bağımsız gazeteciler birliğinin en iyi yönetmen ödülünden sonra venedik orizzonti jüri özel ödülü de reha erdem'in.
  3. koca dünya adana film festivalinden en iyi film ödülünü aldı.

    kaynak
  4. reha erdem'e soruyorlar nereden çıktı bu film diye. cevabı filme dair çok şey söylüyor:

    "dertlerimden çıkıyor herhalde. bilemiyorum ki bunlar neler, bilsem belki zaten dert olmaktan çıkarlar. bu bir karışıklığın filmi daha çok. çıkış noktası burası. kuşak karışıklıkları, yatay karışıklıklar. tıpkı içinde yaşadığımız dünya gibi. herkes köklerini, anne, babasını arıyor karmaşanın içinde. hep bir köksüzlük durumu var. köksüzlük yani, bir yere ait olamamak duygusu."

    heyecanla izlemeyi beklediğimi yazmıştım filmi tanıtırken. o heyecanı hak etmiş bir filmdi. izlerken de heyecanlandım. şu ana kadar izlediklerimden en çok sevdiğim reha erdem filmi sanırım. ve fragmanı için yaptığım tespiti tekrar etmek zorundayım: gerçekten "aşırı dozda" sembolizm içeriyor. bazen sembollerle debelenirken filmden koptuğumu hissettiğim anlar oldu. psikanalitik analiz temayülüm son zamanlarda bütün filmleri biraz da böyle izlememe sebep oluyor sanırım. belki analiz yapmadan rahat rahat bir kere daha izlesem daha çok keyif alabilirim. endişelenmeyin filmi izlemenin tadını kaçırmamak için bu sembollerden hiç söz etmeyeceğim.

    zuhal rolünde ecem uzun ve ali rolünde berke karaer ama illaki ecem uzun çok iyi. arada teklediklerini düşündüğüm anlar olsa da bu kadar sembolizm yüklü bir filmde genel anlamda iyi iş çıkardıklarını söylemek abartılı olmaz.

    film kırklareli/iğneada longoz ormanlarında çekilmiş. tahmin edebileceğiniz gibi doğa muhteşem. bu muhteşem doğanın ona sağladığı olanakları tepe tepe kullanmış reha erdem'in jin ve beş vakit filmlerinde de görüntü yönetmenliğini üstlenen ödüllü sanatçı florent herry. görsellik gerçekten tatmin edici.

    reha erdem şehirlerden özellikle büyük şehirlerden korkusunu öyle iyi yansıtmış ki, ıssız, yabanıl ve bir o kadar da ürkütücü orman şehirden kaçıp sığınılacak, huzur verici ve güvenli bir alana dönüşüyor. bir düşler ormanı belki de onun deyişiyle; savunma mekanizmalarının bir süre sonra işlevsiz ve anlamsız hale geldiği bir duygu durumu.

    !---- spoiler ----!

    korkmuyorum, yalnız kaldım

    !---- spoiler ----!
  5. reha erdem' in bir kere daha yalnızlığın ne kadar ürkütücü bir şey olduğunu yüzüme yüzüme vurduğu film. filmden çıkıp ekmek lazım mı bahanesiyle sesini duymak için annemi aradım ki ben annemle aynı evde yaşıyorum lan, düşünün.

    !---- spoiler ----!

    yetimhanede büyümüş iki gencin -ki kardeş olduklarını düşünüyorlar ama olmadıkları açıkça vurgulanıyor bence- yolları gayri ihtiyari olarak ayrılıyor bir gün. ali bir motor tamircisinin yanında çalışmaya başlarken zuhal' ı bir aile evlatlık alıyor. tabii ''aile reisi'' nin derdi muhtemelen henüz 14 15 yaşında olan zuhal' i 2. karısı yapmak. çok konuştuk bizim arkadaşlarla bu anadolu insanı sapıklığını zaten. marjinal olan bunlar aslında. neyse bu başka mesele, filme dönelim. ali, kız kardeşi olarak bildiği, gördüğü zuhal' i orada bırakmamak için elinde bıçakla eve dalıyor, adamı, karısını ve kızını bıçaklayıp zuhal' i evden alıyor ve kaçıyorlar. bu anlattığım bölüm filmin açılış sekansı.

    bundan sonrası ise reha erdem filmi işte. reha erdem de bana biraz orhan pamuk' u anımsatıyor. ne anlattığından ziyade nasıl anlattığı önemli gibi. sonunda, anlatmak istediği şey güzel olsa da onu pek anlamamışsınız hissi uyanıyor ama işin matematiğine hayran kalıyorsunuz. ben reha erdem' i kosmos ile tanımıştım. o filmin ilk gösterimine gitmiştim ve filmde küçük rolleri olan bursalı oyuncular murat deniz ve suat oktay şenaocak ile bir de söyleşi olmuştu. murat deniz ile sonrasında ortak bir arkadaşımız olması vesilesiyle tanıştık, bir iki defa aynı masaya oturduk, çay içip sohbet ettik. bu filmde tamirci rolünde murat' ı görünce güzel bir sürpriz oldu bana da. kosmos' u izlerken yanımda oturan ve fotoğrafçılıkla ilgilenen hatta bu işten para da kazanan arkadaşım ''her sahne bir fotoğraf karesi gibi. dondur, çerçevelet, as duvara'' demişti. filmden sonra suat oktay şenocak da bu konuya değinmiş, türkiye' de görüntü yönetmeni olmadığını, bu filmin görüntü yönetmeninin çok iyi olduğunu, bu gözle de izlenmesi gerektiğini söylemişti. tabii böyle bir filmin ardından muazzam izleyici kitlesi, sinema aşığı insanlar ''o inekleri neden kesiyorsunuz ama'' gibi muhteşem sorular sorunca oyuncular da ''onlar zaten kesiliyor biz sadece çektik'' demişlerdi ve izleyicimiz ''olsun ama çekmeyin'' diyerek nasıl bir sinema aşığı olduğunu göstermişti. florent herry ismi de bu diyaloğun ardından gündeme gelemeden gündemden çıkmıştı o gece. florent herry ve reha erdem 8. defa bir uzun metrajda bir aradalar sanıyorum. kozmos olsun, jin olsun seyirciye tablo yapılacak pek çok sahne bırakmıştı. işte bu filmde de iki genç ormana girdikleri anda seyirci de bir masal dünyasına giriyorlar aslında muhteşem görüntüler sayesinde. bazı yorumlarda jin filmine, şarkı söyleyen kadınlar filmine ciddi göndermeler olduğunu okudum. peki ya kosmos? hele o ormanda dalların üzerinde uyudukları sahneler? bir de gece vakti ay ışığının vurduğu, iki gencin barakadan çıkarak geceye karıştığı bir sekans vardı ki bob ross' un manzara resimleri gibi açılan sahne baştan sonra kosmos' u anımsattı bana. muhteşemdi.

    reha erdem filmlerinde yaşamı, yaşamın kaynağını, insanın içindeki o ilkel canlıyı, iç güdüleri, insan-hayvan benzerliği... buluyorum ben kendimce. belki de hiçbiri yoktur bilmiyorum ama benim anladığım bu oluyor.

    filmin hangi coğrafyada geçtiğini bir süre idrak edemiyorsunuz. atladığım bir replik ya da sahne olabilr tabii. ama gördüğünüz 2 plaka (22 edirne-39 kırklareli) gençlerin istanbul' dan nereye kaçtıkları hakkında fikir veriyor. önce şehirden kaçış, sonrasında büyülü bir dünyada gençlerin kendilerini tanıma süreci ve keşfi, sonrasıdna yeniden o büyülü dünyadan medeniyete dönüş... şöyle enteresan bir yorumum var naçizane; ne zaman medeniyete dönülse sorun çıkıyor. ormanda ise sürekli sorun çıkacakmış gibi bir durum hep var olsa da hiçbir sorunla karşılaşmıyorlar aslında.

    !---- spoiler ----!

    filmi çok iyi anladım vs. diyemem ama salt görselliği yüzünden bile görülmesi gerekir diye düşünüyorum.
  6. galası 2016'da venedik'de yapılmış ülkemizdeyse 2017 nisan'da vizyona girmiş, iki gün önce de başka sinema kapsamında izleyiciyle tekrar buluşmuş bol ödüllü ve elbette yoğun metaforlu reha erdem yapımı film.

    filmi izlerken bir yandan sürekli kadraja alınan hayvanlara, onların mitolojideki karşılıklarına ve her fırsatta verilen sembollere anlam yüklemeye çalışırken diğer yandan the lobster - yorgos lanthimos, antichrist - lars von trier havasının nasıl bu kadar baskın olabildiği sorusuyla boğuştum. epey de yoruldum. ilk izleyişimde filmde kesinlikle göndermeler var, bu kadarı tesadüf olamaz diye ne kadar düşünsem de reha erdem verdiği röportajında eserin tamamen bağımsız bir yapım olduğunu, hiçbir şekilde gönderme barındırmadığını ve filmin tek başına düşünülmesi gerektiğini vurgulamış. yine de filmin neredeyse yarısı kafamda the lobster'la birlikte devam etti benim. ikinci izleyişimde ayrı tutmaya çalışarak izledim, daha incelikli geldi elbette. şu ana kadar hiçbir yerli yönetmenin filminin etkisinde bu kadar kalmamıştım, hiçbir yerli film beni bu kadar içine çekip, sonunda sersemletmemişti. diyaloğa gerek bile duyulmadan binlerce şey anlatabilen ve estetik açıdan neredeyse zirvede olan kusursuz o kadar çok sahne vardı ki, bir noktadan sonra yok, bu kadarı olamaz noktasına getirdi beni.

    kosmos - reha erdem'i izledikten sonra reha erdem'in psikanalizi sinemaya uyarlama konusunda ne kadar başarılı olduğuna ikna etmiştim kendimi; koca dünya'yı izledikten sonra da sembolizmi ne kadar ustaca kullandığına ve bu yolla varoluşçuluğu ne kadar net verebildiğine ikna oldum. filmde metropol yaşamı tehlikeyi ve kargaşayı -izlediğiniz esnada bile yorabiliyor- temsil ederken; doğa apaçık güveni ve huzuru sembolize ediyor. oyuncuların metropolde yüzünden eksik olmayan endişeleri, ıssızda sıcacık gülümsemelere dönüşüyor çoğu yerde. oyuncular demişken, tereddüt - yeşim ustaoğlu filminde kendini kanıtlayıp altın portakal'a doymuş ecem uzun elbette muazzamdı. yalnızlığını paylaştığı ölüyle olan sahnesinde oldukça vurucuydu özellikle.

    velhasılıkelam incelenebilecek her yönden tatmin edici bir başyapıt koca dünya. umuyorum, böyle filmlerle gururlanmaya devam edebiliriz.

    !---- spoiler ----!

    keşke hep yanımda kalsan. keşke hep kum-kum olsan.

    !---- spoiler ----!