1. komünizmde kimse kendini çalışmak zorunda hissetmez.

    komünizm, çalışma/üretim vasıtası ile insanı, emeğini satmak zorunda bırakan, bu yüzden insanı kendi emeğine yabancılaştırıp toplumsal bir köleye dönüştüren kapitalizmin yok edicisidir. bu özelliği nedeni ile komünizm çalışma / üretim sürecini zorunlu kılan unsurları yok eder. böylece insanı patron için yapmak zorunda olduğu işin kölesi, yani kendi emeğini satmak zorunda kalan ücretli köle olmaktan çıkarır. bu yüzden, komünizmde geçim derdi dolayısı ile çalışma mecburiyeti yoktur. komünizmde zorunluluk yoktur. komünizm insanı insana yabancılaştıran her türlü nesnel mecburiyetin öznel özgürlüğe dönüştüğü sistemin adıdır. dolayısı ile kimin az kimin çok çalıştığını belirleyecek rekabetçi ve sömürgeci bir bölüşüm sistemi ve bu bölüşüm sistemini var edecek sorunlu ve sıkıntılı bir değer sistemi yoktur. herkes herkese yetecek kadar çalışır. komünizm herkesin herkese yetecek kadar çalışma özgürlüğünü istediği gibi istediği kadar istediği zaman kullanabilme özgürlüğüdür. sonuç olarak kapitalist değer teorileri / sistemleri ve bölüşüm teorileri /sistemleri ile komünizmi kavramaya çalışmak insanı yanlışa ve komünizmin adaletsizlik ürettiği gibi bir safsataya götürür.
  2. daima teoride güzel kalmış, uygulamada ise sınıfta kalmış ideoloji ve yönetim biçimidir. işçilerin ölümüne çalıştırıldığını, hiçbir mülke sahip olamadıklarını, aç ve sefil sürüklenip gittiklerinı, robot gibi yaşadıklarını biliyoruz. demir yumrukla insanlar abd' deki hapishane işçileri gibi yaşadılar. tabi bu sistemin çöktüğü ülkelerde de halkın neredeyse tamamı komünizm karşıtı oldular. insan haklarını ayaklar altına alan, maalesef hayalden öte geçemeyen bir sistem olarak kaldı komünizm.

    scarface filminden alıntı koyarsak insanların nasıl yaşadığını ve bu hayattan nasıl tiksindiklerini de görebiliriz:

    "you wanna work eight, ten fucking hours? you own nothing, you got nothing! do you want a chivato on every corner looking after you? watching everything you do? everything you say, man? do you know i eat octopus three times a day? i got fucking octopus coming out of my fucking ears. i got the fuckin' russian shoes my feet's comin' through."
  3. anarşizmin öncülerinden proudhon, sonradan fikir ayrılığına düştüğü eski arkadaşı karl marx'a komünizm hakkında şöyle bir mektup yazar;
    "komünizm başka bir şeyin yerini almak için o kadar çok kelimeyi, fikri, olguyu yok edecek ki, onları oluşturmak için onca özen gösterenler artık ne konuşma, ne düşünme, ne de bir şeyler yapma ihtiyacı duyacak: yan yana bağlanmış istiridyeler gibi olacaklar; kardeşlik kayasının üzerinde hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey hissetmeden duran istiridyeler. ne akıllı, ne ilerlemeci şeymiş bu komünizm!"

    totaliterliğe evrilmeye çok yatkın olan komünizm düşüncesi eğer rönesans döneminden önce olgunlaşmış olsa idi ki bu durumda bir oksimoron oluşurdu, bugün konuşulan bu kadar çeşitli düşüncenin oluşması mümkün olmayacaktı. bu, üç boyutlu resmi, tanrıyı taklit etme olacağı dini gerekçesiyle yasaklayan bir devletten ilerleyen yıllarda makine, mimari ve fizik gibi özellikle teknik alanlarda dünyaya liderlik yapmasını beklemek gibi bir şey olurdu.
    bir ülkede burjuva sınıfı oluşmamışsa orada sanattan bahsetmek çok zordur.
    (bkz: medici)
    çünkü kişiyi birey olarak kabul etmeyen totaliter rejimler tek tip varlıklar yaratmaya çalışırlar. bu durum bilim, sanat ve felsefenin gelişmesinin önündeki en büyük engeldir. kişinin birey olarak kabul edilmediği toplumlarda bireye ilişkin bir değer aranmaz. böyle bir ihtiyaç duyulmaz. bireyin yaşamının hiçbir değeri yoktur ve yaşam hakkı bu nedenle çok ucuzdur. tıpkı bir sardalya sürüsündeki kaybedilen 200-300 balığın bir ehemmiyetinin olmayacağı gibi. o halde insanoğlunun 150 bin yıllık evrilme sürecinin hiçbir anlamı kalmayacaktır.
    burada söz konusu yazı yalnızca komünizme ilişkin değil, bireyciliği tanımayan tüm totaliter rejimlere ithaftır.
  4. adını unuttuğum bir islam düşünürünün muhteşem bir sözü vardı, demiş ki
    "ben imanı, çil altın ile beyaz baldır önünde imtihan ederim"
    komünizm de o hesap. ailemde, çevremde o kadar insan var ki gençliğinde azılı komünist ama şimdinin emlak zengini, iş adamı. sorsan kendilerine "ee komünizmdi hani" desen "oğlum onlar gençlikteydi" der. e anam, para yokken nenem de komünist olur. olmayanı, yokluğu nenem de bölüşür. adamlık para olduğunda komünist olabilmekte. adamlık, para varken zenginliğini bölüşebilmekte.

    imkânsızlıklar içinde iken savunduğu fikirlerini, eline imkân geçince de aynı şekilde savunabilecek ve gereğini yapabilecek bir babayiğit var mı, kaldı mı öyle omurgalı adam? varsa gösterin elini öpelim.
  5. öncelikle adettendir; bu başlığı sıçtığınız için teşekkürler.
    komünizm: asla gerçekleşmeyecek olan imece usulu yönetim biçimi.

    komünizm iyi mi kötü mü tartışmıyorum, kaba taslak herkesin eşit olması gerektiğini savunurum fakat komünizm ne bileyim biraz şey bir sistem. çok çetrefilli, alengirli bir sistem, ben prensip olarak tembel birisiyim belki ondandır.
  6. halk arasında söylenen bir özdeyişe de konu olmuştur:

    "komünizm parayı bulana kadar, feminizm kocayı bulana kadar"
  7. komünizm kör bir ideolojiden öte, hakkında atıp tutulanların aksine bir gerçekliktir. hayal edilen bir dünya değil ciddi, bilimsel temelleri olan bir tespittir.
  8. iki inek örneği üzerinden gittiğimizde;

    komünizmde, iki ineğiniz varsa devlet sizden alır ve size süt verir.
  9. iki inek örneği üzerinden gidildiğinde; günde 10 kilo süt veren bir inekseniz, günde 2 kilo süt veren inekle aynı şartlarda yaşarsınız.
  10. iki inek örneğinden devam edersek yaşama barınma eğitim sağlık ulaşım gibi temel ihtiyaçlar çalışan çalışmayan ya da az çalışan 2 inek içinde eşit sağlanır.
    wtf