1. insanı en savunmasız bırakan duygu belkide. o kadar istemsiz bir şekilde sizi ele geçirip sarıyor ki.. istediğiniz kadar güçlü görünün ya da olun; çok kısa bir süre sonra teslim olmuş oluyorsunuz.

    işte son günlerde yaşananların ardından neredeyse tüm insanları ele geçiren hislerden biri de "korku". ister yüksek sesle ifade edin ister içinize gömün; korkuyorsunuz içten içe. hiç kimse olacakların ne boyutlara varacağını kestiremiyor; öyle atılıp tutulacak yerlerde değiliz artık. bir sis bombası gibi yavaşça yayılan ama her yanı kaplayan bir şekilde her karesi özenli döşenmiş korku tünellerine hapsedildik.
  2. en korkusuz insanlar kimlerdir bilirmisiniz?
    kaybedecek hiç bir şeyi olmayanlar.
  3. şu anda tüm devlet memuru arkadaşlarımda gözlemlediğim eylem.
  4. yıllarımı alan hadise. ben de nelere mal olduğunu bilemezsiniz. yazamam da zaten. upuzun bir silsile. kar gibi yuvarladıkça büyüyor. insana dair en kötü duygu.
  5. korku ülkede ritüel oldu ey youser
    belit
  6. ben en çok karanlıktan korkarım. ama öyle gecenin getirdiği karanlıktan değil. cehaletin getirdiği karanlıktan. çünkü cehaletin karanlığı tehlikeli iblisler doğuruyor.
  7. uzun aradan sonra merhaba youreads.
    tabii ki olaylardan sonra burada neler dönmüş diyerekten 6 ay sonra tekrar girdim. önce “korkmak” sonra da “kasvet” başlığını görünce yalnız olmadığım için samimi hissedip iç dökmek istedim ne yalan söyleyeyim. nasılsa okumayı sevdiğimiz için buradayız diyerekten bu entry’i edebi eserlerime eklemeye çekinmedim.
    yurtdışına eğitim için geldim ve asıl amacım herkes ve her şeyden uzak kendimi bilebilmekken bedenen burada, manen %100 türkiye’deyim. bugün tam olarak bir kasvet çöktü üzerime. dönmek istiyorum, sevdiklerimle olmak istiyorum, burada ikiyüzlü bir hayat yaşamak istemiyorum. çok da yoruldum zaten.
    olay ilk olduğunda hararetli bir takım şeyler ben de paylaştım. daha sonra ne kadar tehlikeli de bir ortam olduğunu öğrendim. korktum, çok korktum. elim ayağım uyuşuyor düşününce. üstelik istanbul’un belki de en güvenilir yerlerinden birinde yaşıyorum. arkadaşlarımla konuşuyorum “çıkamıyoruz, çok korkuyoruz” diyorlar. kadınları nasıl taciz ettiklerini öğrendim sosyal medyadan. yaşadığım çelişkiyi, yıkılmayı anlatamam sözlük. ben burada ödün verdiğim özgürlüğümü daha fazla sahiplenebileceğim bir deneyim yaşamak için geldim. utandığım, tesettür/baş örtü olmasa bile kapamaya çalıştığım bedenimin kimseyi ilgilendirmediği bir dünya görüp de kendi skalamı genişleteceğimi, bir nebze daha rahatlayabileceğimi sandım. silahlar susar ama bazı zihniyetler değişmiyor. bunu söylemeye bile korkuyorum, darbe sevici diye yaftalayacaklar diye. aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık oldu bu hayat. bir kadın olarak en çok o tacizlerden korkuyorum.
    harbi kızdım, erkek gibiydim, annem 6 ay cinsiyetime baktırmamış osman demiş bana. pek sevgilim falan da olmamıştı. kot t-shirt gezerdim, yanımdaki uzun saçlı arkadaşlarımın sevgilisi olurdu hep. ama kadınım ve bunu hissedebilmek istedim. saçımın boyuyla, kılığımla da ilgisi yoktu ve ben utandığım bedenimle barışmak istedim son 2 yıldır. evimin 10 metre ötesinde tacize uğradım, telefon sapığım oldu, çöp tenekesi fotoğrafı falan koyduğum hesabıma tanımadığım insanlardan bir takım mesajlar aldım. diğer kutuma düşen müstehcen mesajlardan; karakterimi, kişiliğimi, kadınlığımı umursamayan, çirkin bir bencillikle kendi sorunlarının faturasını bana çıkarmış, başarısız bir yığın “yha taqılalım” ilişkilerinden bahsetmiyorum bile. inancım kalmadı anlatabiliyor muyum? hissizleşiyorum. ve yalnız değilim, hem de hiç. insan kendi bedeninin kendine özel olduğunu sanıyor ama hiç öyle değilmiş bunu öğrendim. paranoya oldum, sinir hastası oldum. 1 yıldır ailemden habersiz kendi harçlığımdan psikoloğa para döküyorum. sesim yok çünkü, biri dinlesin ve hak versin diye hep bunlar.
    olaydan sonra bir takım hararetli paylaşımda ben de bulundum. uyarıldım, yine sesim kesildi. hak da verdim, bir argümanım yok. “bazen suda iz bırakmadan yürümek gerek” dediler. yalan mı? tecavüze uğramaktan korkuyorum. kazanamadığım para, gidemediğim yerlerden ziyade sessizce birbirimizi mutsuz ettiğimiz ailemle huzur sağlayamadan; yeni tanıştığım, güvenimi kazanmak ve kendim olabilmemi isteyen o güzel insanla güzel günler geçiremeden; arkadaşlarımla henüz yaşayamadığım gençliğimi yaşayamadan ölmek de istemiyorum bir kurşunla ya da dayakla. boyun eğmek de istemiyor insan. şimdi bu adam haplanmış gibi sokakta nefret kusarken haksız yere, güzel şeylerden mi mahrum kalmalıydık? o paylaşımları da sildim. sindim işte. yutkunup oturdum. en çok çalışmak istediğim yapımcı bugün çok çelişkili bir paylaşımda bulunmuş. tutamadım kendimi, orta hallisinden hani marjinal bizdik’e getirdim. engellemiş beni. halbuki takip bile etmiyordu beni, profilime bu yüzden girmiş. kötü bir insan mıyım, şiddet mi savunuyorum, saldırgan mıyım? her şeyden öte bu tahammülsüzlük neden? bu ayrışma beni hayalimden uzaklaştırabiliyor. içim buruk buruk. bir üzüntü, bir kasvet. ve en çok korku. bir dine, etnik kökene veya siyasi görüşe değil kendime kızıyorum. özgüvensizlik içime işliyor bir çoğumuz gibi. barışı, mutlu olabilmeyi dileyenin bile kendini açıklamaya çalışırken çamura batması bu.
    evime dönmek istiyorum ama biz şimdi neyiz? evim mi orası benim? ama yalnız hissediyorum? suda değil karanlıkta yürüyorum ben. ne sesim var ne cismim. engellendim.
  8. machiavelli medici'ye şöyle diyor:

    "korkulmak sevilmekten iyidir. sevgiyi ayakta tutan şey, şükran hissidir. ancak insanlar fazlasıyla bencil olduklarından, kendi işlerine geldiği noktada bu şükran hissini bir kenara bırakıp çekip gidebilirler. oysa korkuyu ayakta tutan, cezalandırılma olasılığıdır ki bu olasılık her zaman daha etkilidir."
    abi