• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
Yazar h. g. wells
körler ülkesi - h. g. wells
and dağları'nın vahşi çorak topraklarında insanların dünyasından elini eteğini çekmiş bir vadi uzanır. ancak korkunç boğazlar ve buz kaplı bir geçit aşıldıktan sonra ulaşılabilen körler ülkesi'dir burası. vadiyi on yedi gün boyunca karanlığa gömecek bir yanardağ patlamasının ardından, vakti zamanında ispanyol zulmünden kaçarak vadiye sığınmış ve körlük belasıyla cebelleşen insanların dünyayla bağlantısı kopmuştur. körlüğe derman bulmak için köyden ayrılmış ve koca dünyada mahsur kalmış bir adamın anlattıklarıyla bir efsane olarak varlığını sürdürür körler ülkesi. ta ki nunez adında genç bir dağcı elim bir kazayla vadide hapsoluncaya kadar...

h. g. wells'in bu meşhur öyküsüne ispanyol çizer elena ferrándiz'in muhteşem resimleri eşlik ediyor.

"… ann veronica, zaman makinesi, körler ülkesi… bunlar wells'in çağdaşlarının üretebileceğinden çok daha iyi hikayeler."
-vladimir nabokov-

"wells'i yüzyılın başında keşfettiğime çok üzgünüm. keşke o baş döndüren, kimi zaman da dehşetli mutluluğu hissetmek için onu bugün keşfedebilseydim."
-jorge luis borges-
(tanıtım bülteninden)
  1. orijinal ismi the country of the blind olan kitap.
    herbert george wells'in çağının ötesinde anlatımının, derin hayal gücünün ürünü olan ve antropolojik metaforlar içeren, olağanüstü konusuyla okumaya değer fantastik hikayesi.

    insanın dış dünya ile olan ilişkisinin anlatıldığı kitapta, -"şeylere" yüklediğimiz anlamın, şeylerin ontolojik yapısından değil de, onları algılayış biçimimizle ilgili olduğundan, bizim için ne anlam ifade ettiği kendi yarattığımız gerçeklik yanılsamasıdır- vurgusu yapılmaktadır. tıpkı wells'in çağdaşı olan rené magritte abimizin "ceci n'est pas une pipe'sinde" olduğu gibi.
    hayata yüklediğimiz anlam, idealar evrenindeki nesnenin insan bilincindeki tezahüründen ibarettir.
    peki bu bilgi gerçek hayatta ne işime yarayacak?
    bir edebiyat dehası olarak gördüğüm h.g. wells, bu eserinde insan topluluklarının her türlü şartta hayatta kalma reflekslerini geliştirme becereleri üst düzeyde olmasına rağmen, yeniliklere de bir o kadar kapalı oluşlarına, kabuklarını kırmak yerine kabuk içindeki rahatlıklarını bozmama gayretindeki konformist tutumlarına vurgu yapar.
    varoluşlarını temellendirmek için, fiziksel dünyayı kendi algıları ile, akıl erdirilemez bulduklarını ise doğaüstü bir gerçekçiliğe olan inançlarıyla açıklamaya çalıştıklarını, inandıkları kavramsal kurguların kendi gerçeklik kurguları ile çelişik tarafları arttığında inançlarını kendi yaşam tarzlarına uygun hale getirmek yetilerini gözler önüne serer.
    insan dediğimiz varlık hem birey olarak hem de toplum olarak her şeyi kendine benzetmek ister. farklı olanın farklılıklarını törpüleme eğilimi içindedir. farklılıklardan son derece rahatsızlık duyar, kendi normlarını "normal olmayanları" normalleştirebilmek adına dayatır. yani faşizm doğasında vardır.
    demek ki bazı durumlarda içinde bulunduğu toplumun ötesinde üstün becerilere sahip olan bazı bireylerin, toplum nazarında avantaj sağlayacağı, baştacı edileceği beklenirken bu durum tam tersine bireyin aleyhine de işleyebilir.
    toplumsal düzende bir birey olarak değerin, her ne kadar özgün yeteneklerin, farklılıkların dahi olsa ait olduğun ya da olmak zorunda bırakıldığın toplumun değerlerinin ortalaması kadardır.
    işte bu yüzden misalen; dünyayı gezmiş, bir çok kültürü tanımış, çok görmüş, çok okumuş ve objektif davranmasını beklediğimiz bir akademisyenle aynı toplumun bir ferdi olan bir çobanın düşünme biçiminin birbirine tezat olması beklenirken, dünya görüşleri, olayları yorumlayış biçimleri ekseriyetle aynı olabilir.
    bkz. rusya*
    çünkü kişi, sosyokültürel hiyerarşik yapıya ters düşeceği ve hafizan allah vasati kırk çöpün dışında bir aykırılık taşıyacağı için yadsınıp ötekileştirileceğinden, tapındığı kültürel ve folklorik değer yargılarıyla çelişmekten, ait olduğu zümrenin fertlerde aynısallık beklentisi sebebiyle gözü çıkaralıcağından ödü kopar.
    bu minvalde basit bir örnek vermek icab ederse;
    wells'in fantasia olarak kurguladığı körler ülkesinde, ülke sakinleri tarafından nunez'in "göz adlı bir organla görüyor olma sanrısı hastalığının" tedavi edilmesi ne kadar elzemse, gerçek dünyanın bazı ülkeleri nazarında, eşcinsel eğilimli bireylerin de "eşcinsellik hastalıklarının" tedavi edilmesi de o kadar elzemdir.
    kısaca h. g. wells'in bu hikayede vermek istediği mesaj;
    gücü kötüye kullanmayı düşünmemek: bize avantaj sağlayacağını düşündüğümüz üstün özelliklerimizin olması etki alanımızda olan diğer insanlar üzerinde her daim tahakkum kurabileceğimiz anlamına gelmez.
    bireye verilen değerin sağlayacağı aydınlanma: toplumda farklılıkları olan kişilere karşı empati ile yaklaşarak, mevcut özellikleri ile oldukları gibi kabuletmek, yok saymamak ve bu çeşitliliğin sunmuş olduğu bakış açısının getirdiği yeniliklerin sağladığı yarar sayesinde başarıya ulaşmak. çünkü aydınlanma ancak bu sayede gerçekleşir.