• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.50)
körleşme - elias canetti
dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen körleşme, almanya'da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. ancak, elias canetti kurguladığı zaman ve mekân, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır. çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor. insanın gerçeklik karşısında ne ölçüde körleşebileceğini, her dönemde ve her toplumda rastlanabilen "aymaz" aydın karakterinde ustalıkla yansıtan canetti, düşünce ile gerçeklik arasındaki kopuşun hikâyesini anlatırken yarattığı dehşet atmosferiyle okuru derinden sarsıyor.(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. kitaplarla körleşme nasıl olur, bunu belki de en güzel anlatan roman. yazarın bu kitabı 26 yaşında yazdığı gerçeği ise ayrı bir konu. büyük yazarların bile o yaşlarda yazdığı romanlar daha dar bir alan ve genellikle derinliksiz olurken, körleşme'nin böylesine geniş ve derin olabilmesi ve yazarın bir daha bu kitabın üstüne çıkan bir romanın da olmaması başka bir hadise.
    kien
  2. yazarın henüz yirmialtısında yazdığı, konusu itibariyle başlığın ilk entrysine sahip dostumuzun adaşı olan kien isimli aydın beyefendinin kendisini kapattığı kitaplarından dış dünyaya açması neticesinde yaşamının allak bullak oluşu olarak nitelendirilebilir. tabi kien burada aydını, kien'in evlenip hayatına zindan eden kadın da faşizmi sembolize edermiş, kitap bir anlamda da avrupa'yı bekleyen talihsiz dönemi önceden tahmin eder nitelikte ki romanı daha da değerli kılan biraz da bu kahinlik özelliğidir. fakat itiraf etmeliyim, fikir ne kadar parlaksa, metnin dili-biçemi bir o kadar boğucu, yavan, bunu da yazarın yaşına verelim.
  3. kitap, eserlerini almanca yazan, romanya kökenli, nobel ödüllü elias canetti tarafından 1931/32 yıllarında viyana'da yazılmış olup ilk olarak viyana'da herbert reichner verlag tarafından 1935 yılıda basılmıştır.

    elias canetti'nin kendi anlatımına göre kitabın yazımında kendisine üç eser ilham vermiştir.
    1. dönüşüm-kafka
    2. ölü canlar-gogol
    3. kırmızı ve siyah-stendhal

    bu roman, bana göre, kafkaesk edebiyatın baş yapıtıdır. kafka'nın kendi yazdıkları da dahil olmak üzere dünyada şimdiye kadar hiç bir edebi metinde bundan daha muhteşem bir kafkaesk alem ve bu alemin içinde var olmaya çalışan kafkaesk insanlar yaratılmamıştır.

    ve bu alemde olan biten sürece hiç bir isim bu kitabın ismikadar yakışmamış, akıp gitmekte olanı bu isim kadar şahane betimlemeiştir.
  4. absürd kurgu olarak bile nitelendirilebilecek elias canetti romanı. kitap bilinç akışının ve modern romanın kült kitaplarından. canetti'nin erken dönem eseri olmasına rağmen dilindeki zenginlik, ustalık ve oturmuşluk övgüye değer. aynı şekilde ahmet cemal'in de incelikli çevirisinin hakkını vermek gerek.

    daha ilk sayfada bölüm isimlerinin güzelliği ve dahiyane yanı okuru etkiler. tabi kitabı okudukça ve ''kafanın'' peter kien olduğunun anlayınca bu kelime oyunu daha bir anlamlı oluyor. peter kien, üzerine saatlerce düşünülecek bir karakter. dünyayı evindeki ve yanından ayırmadığı çantasındaki kitaplardan ibaret algılıyor. bu önce irite edici derecede bir kibir olarak düşünülse de ilerleyen bölümlerde başına gelenleri okudukça profesörün saflıkları ve deneyimsizlikleri olduğu anlaşılıyor. çağına ve günlük hayata bu kadar yabancı kalmasını misantropi olarak adlandırılmalı mı karar veremiyorum. belki de gündelik hayattaki kültürel etkinliklerinin (kitaplar) aksamamasının takıntısıdır. kitaplardaki insanları seven insan tipi kulağa çok klişe geliyor ama canetti onları kitabında ağırlayarak ustalığını gösteriyor.

    metinlerarasılık romanda ancak bu kadar güzel işlenirdi. buda'nın konuk olduğu kısım hem başlık hem de içerik açısından enfesti.
    peter kien hariç kitaptaki diğer karakterlerin -birbirinden ilginçler- sevilecek yanları yoktu. özellikle eşi insanı mizojinist yapar. her ne kadar bu neden kien'in seksist tutumlarını sevimli yapmasa da farklı bir karakter yaratmış canetti. tüm bu tuhaf karakterleri ile dönemin olaylarına yaklaştırıyor. kambur bir cüce nefis bir tasarım olmuş eleştirisi için. cüce'nin ağzından ''sakatların kökü kurutulmalıydı.'' cümlesini duyduğunda aklına öjenist politika ve etnik temizlik gelmeyen yoktur. bu net ifadeyi yahudi imalarla besleyen canetti güzel bir mizansen yapıyor. bilinç akışının izin verdiği ölçüde anlaşılır ve bir o kadar da sert bir kitap.
    sezgi