• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.20)
krotki film o zabijaniu - krzysztof kieslowski
toplumdan son derece kopuk bir hayat süren jacek, insanlarla iletişim kurmakta zorlanan bir insandır. bir gün bindiği bir taksinin şoförünü öldürür ve yakalanarak mahkemeye çıkartılır.

görünüşte, cinayeti tamamen sebepsiz yere işlemiştir. lehine olabilecek de tek bir delil dahi yoktur. avukatlık belgesini yeni kazanmış idealist avukat piotr, bütün bu alehte durumlara rağmen jacek’in savunmasını üstlenir. idealizm mi gerçekler mi galip gelecektir? tüm yaşananlar sonucunda, ’soğukkanlı bir şekilde idam emri veren sistemin de, sıradan katillerden bir farkı var mı?’ sorusu tüm ağırlığı ile ortada durmaktadır.
  1. kieslowski'nin en moral bozucu filmi herhalde.

    bize iki cinayet izletir. biri jacek'in taksiciyi öldürmesi sonra da devletin jacek'in öldürmesi. sonra da bunların arasındaki farkı sorgulatır.

    jacek'e nefret dolarız ama onun idamını izledikten sonra tekrar düşünürüz. özellikle idam nedir, ne değildir, gerekli midir, yanlış mıdır tartışmalarına girmeden önce göz atılması şiddetle tavsiye edilir.
  2. dün gece 2. kez izledim etkisi üzerimdeyken yazayım dedim…

    sinema tarihinin en uzun süren öldürme sahnesini içeren dekalog'un beşinci filmi.

    sanki film değil başka bir şey…

    sarı, yeşil ve kahverengiliğin doruğa çıktığı renk düzenlemeleri, kusursuz planlar ve açılar kullanılarak şiddeti çırılçıplak soyan ve olduğu gibi gösteren bir film...

    görüntü yönetmeni slawek idziak' ın ‘’kirli şiir’’ dediği yeşil filtreyle varşova’yı en aydınlık anda bile sisle kaplı bir cinayet gecesindeymiş hissini uyandırarak korkunç bir yere çeviren, yine filtreyle özellikle yapılmış pis, sarı bir gökyüzü…

    doğu bloğu, demirperde kültürü, loş devlet daireleri, kirli arabalar…

    kieslowski’nin hemen hemen bütün filmlerinde kullandığı polonyalı kompozitör zbigniew preisner’in o tüyler ürpertici müziği eşliğinde…

    insanın içini karartan sahneleri acıyı sömürmeden ama o acıyı insanın içine işleten bir yorumla sunuşu…

    kieslowski'nin tipik özelliklerinden biri de filmlerinin başı ve sonundaki simetridir. bu filmde de ilk sahnedeki asılmış kedi bedeni ile son sahnedeki asılmış gencin bedeni bize aslında şeyler ve durumlar farklı olsa da yaşamın ne denli benzer görünümlerle çalıştığını göstermektedir.

    suçludaki suçsuzu, mağdurdaki suçluyu, katildeki masumiyeti, devletteki katili, bireyin yalnız bırakılmışlığı ile onu suça iten sürecin ilişkisini inceler…

    ve bir insan ne yapmış olursa olsun en vahşi ve acımasızca bir nedeni olmadan bir cinayeti işlemiş bile olsa ölümle cezalandırılmamalı diyen kieslowski seyirciyi olağanüstü anlatımıyla buna ikna eder...

    avukat:

    "kabil'den bu yana hiçbir ceza dünyayı iyileştirememiştir..."

    kieslowski:
    ...“bu filmi çekmek istememin sebebi, bütün bu olanların benim adıma yapıldığını düşünmem, çünkü ben bu toplumun bir üyesiyim, bu ülkenin vatandaşıyım ve bu ülkede birisi, bir başkasının boynuna ipi geçirip ayağının altındaki tabureye tekme atarsa, bunu benim adıma da yapıyor demektir. ve ben böyle bir şeyi istemem. bunu yapmalarını istemem. bu filmin ölüm cezasından çok, genel anlamda öldürmeyle ilgili olduğunu düşünüyorum. hangi sebeple olursa olsun, kimi öldürürseniz öldürün ve kim öldürülürse öldürülsün, öldürmek yanlıştır. sanırım bu da, bu filmi yapmamın ikinci sebebi. üçüncü olaraksa polonyalının dünyasını, insanların birbirlerine hiç acımadığı, birbirlerinden nefret ettiği, kimsenin birbirine yardım etmediği, sadece engel olduğu korkunç ve renksiz bir dünyayı tanımlamak istedim. insanların birbirlerini geri püskürttükleri bir dünya. yalnız yaşayan insanların dünyası.”...

    bir insan yaşam örgüsünün ona verdiği etkiyle ne kadar kötülük yapmış olursa olsun bir gün içindeki saf ve masum çocuk dışarı çıkabilir. bir insanın iyi ya da kötüye evrilmesi yaşadıklarından bağımsız değildir ve sadece onun sorumluluğunda değildir. bu yüzden onu o noktaya getiren koşulları hiçe sayarak onu öldürerek cezalandırmak da cinayettir.
  3. öldürme üzerine kısa bir film, sinema tarihinin en güzel işlerinden biri olan dekalog serisinin beşinci filminin televizyon için uzatılmış versiyonudur.

    !---- spoiler ----!

    filmde iki cinayet vardır. birinci cinayet ile jacek, hem taksiciye saldırmıştır; hem de devletin yasalarına karşı gelerek iktidara saldırmıştır. ikinci cinayette ise, iktidar bu karşı gelmenin intikamını jacek'i idam ederek almıştır. iktidar, bu cezayı verirken hiçbir şekilde iyileştirme amacı gütmemektedir. tamamen hesaplı bir acı çektirilerek sarsılan iktidar yeniden sağlanmıştır. (hesaplı acı çektirme deyince franz kafka'nın ceza sömürgesi öyküsünde subayın, adaleti nasıl sağladığı da unutulmamalıdır.)

    burada michel foucault'un "hapishanenin doğuşu" kitabından bir alıntı yapmak doğru olacaktır. "adalet cephesinden, azap çektirme parlak olmalı, herkes tarafından farkedilmeli ve biraz da bir zafer olarak algılanmalıdır. azap çektirmenin "aşırılıkları"nın içinde koskoca bir iktidar ekonomisi yer almaktadır."

    dekalog serisinin neredeyse her filminde kırılma anlarında ortaya çıkan, kimilerinin melek dediği kimilerinin isa dediği kieslowski'nin de filmin tamamlayıcısı olarak gördüğü sarışın adam bu filmde de iki yerde ortaya çıkar. ilk olarak, jacek taksiciyi öldürmek için taksiye bindiğinde yolda görür bu sarışın adamı. ikisi bir an göz göze gelir ve sarışın adam sanki yapma dercesine kafasını sallar. ikincisinde ise jacek'i öldürülmeden önce, son kez görmeye giden avukat geçtikten sonra bu sarışın adam boyacı rolünde görülür.

    !---- spoiler ----!
  4. rahatsızlık veren bir gerçekçilikle çekilmiş cinayet sahnesiyle, preisnerin müzikleri ve kullanılan renklerle bende dostoyevski öykülerinin tadını bırakmıştır.
    sari