1. beni en çok ego tanrısının müridleri düşündürür. muhakeme yeteneğinden yoksundurlar ve işler zekaya sahip değildirler. öküz gözlüğü takarlar. eskiden öküzlere çift sürerken yanlarını görmesinler sadece önlerini görsünler, birbirlerine boynuz atmasınlar diye gözlük takaralarmış. işte insanın da böylesi var onlara egoist deniyor. görünmeyen öküz gözlüğü takanlar var ya onlar işte.

    ego kullarının en büyük hobileri hakaret etmek, karşısındakini hakaretlerinle küçük düşürmeye çalışmak, yüzeysel ve sığ olmak gibi, her güzel ve iyi şeye salça olmak, üretmeden tüketmek. diye uzar gider.
    şimdi bu insanlar (canlarım benim) ya * kas geliştirir gibi ego geliştirmişlerdir. özgün türkçe kullanmayı destekleyen biri olarak bu kuralı çiğneyeceğim ama popüler dilden anlayabilirler belki. neyse onların dilinde ego basmak terimi. egoları yüksek olduğu için herkesi bir küçümseme, küçük düşürme çabaları vardır. onları gördükçe aklıma abraham lincoln gelir.

    abd’nin başkanlarından abraham lincoln, bir ayakkabıcının oğluymuş. senatoya girdiği andan itibaren diğer senatörler tarafından küçük görülmüş, aşağılanmaya çalışılmış. başkan seçilince artık kıskançlıktan ne yapacaklarını bilememişler. başkanlık yemini yapmak için kürsüye çıktığında bir senatör ayağa kalkıp, lincoln’a bir rastlantıyla başkan seçildiğini, ama sakın babasıyla birlikte evlerine gidip ayakkabı ölçülerini aldıklarını unutmamasını söylemiş. senatör bu sözleriyle onu küçük düşürdüğünü sanarak mutlulukla yerine oturmuş.

    oysa lincoln, hiçbir rahatsızlık duymadan konuşmasına şu sözlerle başlamış.

    “senatoda ilk konuşmamı yapmadan önce, bana babamı anımsattığınız için size minnettarım. babam çok güzel, çok yaratıcı bir sanatçıydı. onun kadar güzel ayakkabı yapabilen kimse yoktu. ne yaparsam yapayım, onun sanatçılığının büyüklüğü kadar büyük bir başkan olamayacağımı çok iyi biliyorum. ben onu asla aşamam. bu arada, siz senatörlere bir şey anımsatacağım. eğer babamın yaptığı ayakkabılar ayağınızı vuruyorsa, bu sanatı onun yanında öğrendim, harika bir ayakkabıcı değilim, ama en azından ayakkabılarınızı onarabilirim. bana haber verin, evinize gelirim.”

    bu sözler üstüne senatoda büyük bir sessizlik olmuş. herkes şapkasını önüne alıp düşünmüş.
    iyi ve güzel olan her şeye bir kulp takılmalı, aşağılanmalı, başarılar kösteklenmeli, çünkü ego tanrılarının yarattığı ego yumakları topluluğunun yazılı olmayan kutsal kitaplarının kurallarıdır bu. hakaret et, küçük düşür, çamur at izi kalsın.
    beni üstü başı kirli insanlar irite etmez suya sabuna dokunurlar mis gibi olurlar. zihni kirli ego yumakları irite eder ama bir yandan da güldürür.

    buradan fikirlerine çok önem verdiğim, ondan sürekli yeni şeyler öğrendiğim bir youser arkadaşım var.
    "insanları ne kadar seviyorsun bona" dedi. ben de
    insan ve insancıklar ayrımı yaptım. "sanırım insakcıkları da seviyorum. bezen acıyorum keşke egolarından kurtulsalar, hayata daha optimist baksalar belki daha mutlu olurlar. en azından ego tanrılarının emirlerinle diğer insanları yermeye çalışmak, laf sokmak yerine daha faydalı birşey yapsalar" dedim." ben de üzülmesem diğer insanlar da üzülmese" diye aklımdan geçirdim.
    kimse ise üzül bona
    kimse değil ise üzülme
    diyen sevgili arkadaşım.
    insanları sevmek evet insancıkları ayırarak sevmek en doğrusu bu. insancıklara nötr olunmalı. bu öğüdünü tutacağım.

    ego tanrılarının insancıkları varsın tanrılarına insanlardan kurban seçmeye devam etsin. çünkü o sunaklarda seçtikleri değil, kendileri kurban oluyor.
    insan kendinin farkında olmalı insan mıyım, ego yumağı mıyım? üstelik hayat akıp giderken, güzel şeylere emek harcamak varken, hayatı yaşamak varken, varsın ego ya tapanlar çamur atsın. sen yolunda mısın? hayatın gerçeğini özümsedin mi? işte huzurlu bir hayat. bunun farkında olmalı insan.

    can yücel'in de dediği gibi

    "farkında olmalı insan.

    kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı.

    ... ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını

    fark etmeli.

    şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispeten anne karnı gibi olduğunu

    fark etmeli.

    henüz bebekken "dünya benim" dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,

    ölürken de aynı avuçların "her şeyi bırakıp gidiyorum işte!" dercesine apaçık kaldığını

    fark etmeli..."

    sevgili arkadaşım bu gün yazışırken bu soruyu sormayı unuttum. insanları seviyorum ama ego yumaklarını sevmesem olur mu?