• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.90)
la fille sur le pont - patrice leconte
paris’te bir köprü ve gece… seine nehrinden sarkmakta olan bir kızın gözlerinden yılların acısı akmaktadır. hiçbir yerden gelen bir adamın uzaktan gördüğü bu kıza karşı bir ilgisi oluşmuştur. adam ‘bıçak atıcı’ olan gabor’dur ve şovu için canlı bir hedef arıyordur. hayata dair hiçbir umudu kalmamış olan kız adamın teklifini kabul edecektir. birlikte ölüm ve yaşamı birlikte tanımlayacakları bir turneye çıkacaklardır. vanessa paradis ve daniel auteuil’in başrollerini paylaştıkları çok sevilen fransız filmi fille sur le pont’un yönetmen koltuğunda patrice leconte oturuyor.
  1. böylesini hiç yaşamadığım bir duygudan bahsediyor: aşk. alakasız tatlardan leziz bir çorba gibi. sıcak, komik, fantastik, mutsuz, umutsuz, sevimli, romantik ve erotik. ayva göbekten içilesi.

    !---- spoiler ----!

    uvertürde oryantal bir hava var. birazdan müzeyyen senar'ı göreceğiz sanki, ağzında rakı bardağıyla sahnede çılgın atarken. fransızlığından şüphe ettiriyor bir an.

    adele'in kocaman siyah beyaz gözleri ıslak, tutkulu... umutsuzluk ve şanstan bahsederken dudakları, rüzgarda ahenkle salınan perde gibi karşı aparmanın penceresinde. ara ara boy veren ayrık iki dişi dikizliyorsun.

    - şansım yaver gitmedi.
    - şu kıvrımlı, yapışkan sinek kağıtlarını bilir misiniz?
    - onlar gibiyim.
    - çevremdeki bütün pislikleri topluyorum.
    - arta kalan tüm kirleri toplayan, bir elektrik süpürgesi gibiyim.
    - şansım hiç yaver gitmedi.

    gabor'la sergiledikleri "şey" gösteri değil; ayin, orgazm.

    who will take my dreams away? - marianne faithfull

    birbirlerinin tamamlanmamış diğer yarısını temsil ettiklerini iddia etseler de, bir türlü itiraf edemiyorlar. adele'in dişleri gibi ayrılıyorlar, ancak muhabbetleri dudakları gibi bir bütün.

    i'm sorry - brenda lee

    sonra ne oluyorsa ezan sesi geliyor semadan, bıyıklı bir dayı beliriyor tarihi yarımada'da:

    - ne iş yapıyon la sen?
    - artiste... artiste dö müzikol.
    - hassiktir la artiz.

    çok acayip film lan.

    !---- spoiler ----!
  2. fransız filmlerine olan ön yargımı tamamen kırmış olan, şahane yapım.

    daha giriş sahnesinde sarsmaya başlıyor sizi. 90 dk'lık heyecan, sürekli bir devinim halinde.
    o nasıl güzel bir oyunculuktur öyle. doğal ve muhteşem bir uyum baş rol oyuncuları arasında. sinema filmi değilde gerçeklik sanki izlediğiniz.

    filmin geçtiği mekanlardan tutunda, o siyah beyaz atmosferine kadar her şey ince ince düşünülmüş ve ekileyici bir masal halini almış sizi içine çeken.


    !!!! bu kısımdan sonrası, yazının sonuna dek film hakkında ipuçları içerir !!!


    girişte adele'in* intihara teşebbüsünün sebepleri dökülüyor bir bir ortaya. şöyle bir replik geçer ki; adele'in o hali yürek acıtan cinstendir.

    " -geleceğini nasıl görüyorsun, adele?

    a- bilmiyorum. ben küçükken tek istediğim büyümekti. olabildiğince hızlı büyümek. bunların bir öneminin olduğunu göremiyorum, artık göremiyorum.
    yaşlanıyorum.
    geleceğimi, büyük bir tren istasyonun bekleme salonunda görüyorum. dışarıdaki kalabalık insan topluluğu, beni görmeksizin geçip gidiyor. hepsinin acelesi var, trenlere ve taksilere biniyorlar. onların gidecek bir yerleri, buluşacakları birileri var.
    ben öylece orada oturuyorum.

    -neyi bekliyorsun, adele?

    a- bana bir şeyler olmasını bekliyorum."

    bu ağır yalnızlık hali, tüm bu konuşmalar geçerken ki adele'in mimikleri, duruşu sizi esir alıyor önce. sonra adele'in köprünün başında kendinden vazgeçişini izliyorsun.*

    bundan sonrasında gabor* giriyor devreye. önce bir kurtarıcı, biraz baba, biraz dost hatta sonlara doğru çokça sevgili oluyor gabor.

    ve şimdi * neşet ertaş'ın o şahane sözü gelir aklıma "kalpten kalbe bir yol vardır görünmez". aralarındaki bağ iç ses, hatta o iç seslerin birbiri ile konuşması olarak yansıtılmış filme ve giriş diyaloglarından sonra filmin en etkileyici sahneleriydi kesinlikle.


    böyle şahane bir aşktan bahsedip içinde erotizm olmaması mümkün değil tabii. ama vıcığını çıkartmadan ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi diyorum böylesi bir aşk.
    ve de filmin bir güzel müziği ile birlikte videosunu da şuracığa iliştirivereyim.


    bu iki aşığın fransa'da bir köprüde başlayan hikayesi, ayrılıklarını birbirinin eşi olan iki kıyının iki tarafında kalmalarıyla anlatmıştır. biri yunanistan'a düşmüş, diğeri istanbul'a
    ve 90 dk'lık bu güzelim hikaye istanbul'da bir köprüde tekrar yollarının kesişmesi ile biter.

    ve ana tema kesinlikle "yanlış insan yaralar!" fikridir. eğer ki; ruhunuzu bütünleyecek olanı buldu iseniz sizi ezbere bilir. incitmez, belki küçük aksilikler yaşanır ufak yaralanmalar. ama ciddi bir darbe hiç almazsınız. bunu en güzel şu iki replik anlatmıştır.

    "aşık olduğunuz anda panik yapmayın. bir yere oturun, derin nefes alın ve katilinizle tanışmanın tadını çıkartın."

    "yanlış yol yoktur, yanlış yoldaş vardır"
  3. son bölümleri istanbul'da geçen şahane fransiz filmi.
  4. koprudeki kiz.

    bazi seylere karsi anlamsiz bir begeni hasil olur ya insanda, hakettiginden cok daha fazla seversin... aha iste benim icin de bu film aslinda oldugundan cok daha iyi bi filmdir.

    dogru hatirliyorsam ilk defa 16 sene evvel ankara'da bati sinemasinda izlemistim, muhtemelen zamanin etkisi, belki biraz kalp sizisi, belki tam yerine denk gelmislik...

    bu filmde daniel auteuil muthistir... sonlara dogru istanbul'da gecen sahneler o kadar gercekcidir ki, gizli kamera ile cekilmis hissi verir. gabor'un umitsizlikten satmaya calistigi bicagi begenmeyen teyze halen gozumun onunde.. :)