• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
le cercle rouge - jean-pierre melville
ülkemizde ateş çemberi olarak bilinen le cercle rouge, jean pierre melville'nin doğu felsefeleri ve minimalizm üzerine le samourai ile başlayan örnek üçlemesinin ikinci bölümüdür. filmin her karesinde sadelikten ödün vermeden, ustaca yakalanan doğal bir ihtişam ve insan-nesne birlikteliği söz konusudur.
le samourai'nin ölü karakterleri gibi ateş çemberini tamamlayan bu üç soğukkanlı adam da konuşmaya fazla ihtiyaç duymazlar. rol dağıtımı incelendiğinde özellikle yves montand'ın sinema kariyerinde alışılagelmiş örnek salon adamı veya alfa erkek karakterlerine tezat bir şekilde alkol bağımlılığını gizlemeye çalışan, psikolojik problemli polisi canlandırması dikkat çekmektedir.
  1. doğrusal, tali yollara girmeden, dolanmadan, a noktasından c noktasına klasik bir akışla giden kurgusuyla, karakteristik bir film olduğunu söyleyebilirim... yönetmenin duru anlatımını, karizmatik ve soğukkanlı karakterlerini seviyorum.

    !---- spoiler ----!

    komiser mattei; işinin ehli olmasının yanında son derece monoton bir adam figürü... işinden evine geldiğinde kedilerini doyurur, onlarla dertleşir, banyosunun suyunu açar, iki kez gördüğümüz ev hayatı bir birinin kopyasıdır. üzerine çöreklenmiş yalnızlıkla yaşayan bir tiptir mattei, tabi bu durumdan şikayetçi olduğunu söyleyemeyiz. varoluşunun sebebi suçlulardır. ev yaşamı standby durumunu ifade eder.

    corey; hapisten yeni çıkmış bir suçlu, geçmişine dair gördüğümüz tek şey bir kadının fotoğraflarıdır. hapishaneden çıkarken eşyalarını almaktadır. kadının fotoğraflarını bu sahnede görürüz. yanılmıyorsam üç fotoğraf, şöyle bir bakar masaya bırakır. arkasını döner ve çıkış kapısına yönelir. bu sahne, geçmişini arkasında bırakma isteğini temsil etmektedir. memurlardan biri tekrar fotoğrafları corey'in eline tutuşturur. akabinde fotoğraftaki kadını ganster rico'nun yatak odasında görürüz. corey, rico'nun evine geldiğinde, rico'nun hoşnutsuzluğu yüzünden okunmaktadır . corey, riko'nun kasasından aldığı paranın ardından cebindeki fotoğrafları kasaya bırakır. güzel bir sahnedir. femme fatale, (felakete götüren kadın) tablosu...

    vogel; komiser mattei'nin kontrolündeki bir mahkumdur. firar edişinin ardından yolları corey ile kesişecek ve bir soygun planlayacaklardır. birinin peşinde polis, diğerinin peşinde mafya vardır. vogel karakteri corey kadar derinlikli bir karakter değildir. geçmişine dair öğrendiğimiz ganster santi ile olan ilişkisidir.

    jansen; eski bir polis, ruhani çöküntü içerisinde, halüsinasyonları, alkol bağımlılığı ile adeta bir hücrede yaşamaktadır. vogel'in aracılığı ile planladıkları soyguna dahil olacaktır. iç dünyasındaki karmaşa halini dışarı yansıtmamaya çalışan bir karakterdir. amacı olmayan, komiser mattei karakterinin referansı niteliğinde bir karakterdir diyebilirim. nitekim vogel ve corey birlikteliğinde bir misyon edinir. mattei'nin karşıtı olan bir karakter haline gelir bu vesileyle hücresinden çıkmış olup, halüsinasyonları sona erer.

    filmin ana teması, içişleri bakanının dediği gibi herkes suçludur. masum doğarlar ama suça bulaşırlar, tüm karakterler suçludur filmde. suçluları yargısız infaz eden mattei bile...

    !---- spoiler ----!

    1970 yapımı ve saygıyı hak eden bir film.
  2. şatafattan uzak, sade anlatımlı harikulade bir yapım. baş roldekiler yılmaz güney gibi pek konuşmuyorlar ama bu doğal bir durum. yani yüzümüze yüzümüze vurmuyor. oceans eleven gibi acaip durumlar, alengirler yok. gerçekçi. alain delon'a bıyık yakışmamış filmin tek eksiği bu diyebilirim.