1. gazetecilik hayatına yeni şafak gazetesinde editör olarak başlayıp sonraları aynı gazetenin müdürleri arasına giren, bir ara star grubunda çalışmış, yakın zamanda sıdkı sıyrılıp hepsinden ayrılan ve hali hazırda * diken dergisinde yazan muhafazakar gazeteci ve yazar.

    cnntürk'de şirin payzın'ın programını izledikten sonra * daha da açık ve seçik anlaşılıyor ki; muhafazakar kesim iktidardan beklentilerini karşılayabilmiş değil. hali hazırda yapılanlar ise islamiyet'i tertemiz şekilde yaşamak isteyenler için fazlasıyla abartılı. daha anlaşılır ve akıcı haliyle takip etmek için linki takip edebilirsiniz.

    şirin payzın - cnn turk

    ayrıca kişisel web sayfasından yazılarını okuyabilirsiniz.

    kişisel web sitesi

    burada da diken'de yazdığı sayfayı bulacaksınız. buyrun;

    levent gültekin - diken
  2. bugün, muhaliflere yönelik son derece felsefî bir yazı yazmıştır. şahsen bir kez daha felsefenin önemini anladım. keşke tüm muhalifler aynı sorgulamayı yapabilse. önemli kısımları okuyun diye kısaltarak buraya koyuyorum, buyrun okuyun:


    !---- spoiler ----!

    ülkenin gidişatından endişe duyan, bir şey yapılması gerektiğini düşünen herkesin kafasında aynı soru var: ne yapalım da bu kötü gidişata son verelim?

    bu soruyu soranların önemli bir kısmı, belki de tamamı seçimlerde oyunu ak parti’den farklı bir partiye veren seçmenlerden oluşuyor.

    onlara göre ‘ak parti seçmeni uyansa, tercihini değiştirse…’ sorun hallolacak. “ak partililer düşünmediği, durumu kavrayamadıkları ve bundan dolayı bir şey yapmadıkları için biz de bir şey yapamıyoruz” diye düşünüyorlar.

    sadece muhalefet parti seçmenleri değil, muhalefet partilerinin yöneticileri, milletvekilleri de benzer düşünceye sahip. ‘ak parti seçmeni uyanmasa biz ne yapabiliriz ki…’ çaresizliğine teslim olmuşlar.

    mesele öyle değil. sabah akşam ak parti seçmenine kızarak bir yere varamayız. bütün umudu, ak partili seçmene bağlamak, bütün çıkışı, çareyi onların gidişatı fark etmesinde görmek olacak iş değil.

    ***

    ak parti’ye oy verenlerin oranı p. anket sonuçları bize gösteriyor ki ak partili seçmenin de ’i gidişattan memnun olmadığını beyan ediyor.

    bana göre, ak parti seçmeni olup da gidişattan rahatsızlık duyanların oranı daha yüksek. çünkü ortamın gerginliği sebebiyle, rahatsızlığını dile getirmekten çekinenler olduğu muhakkak.

    bu demektir ki en az `’lık bir blok ülkenin kötüye gittiğini düşünüyor.

    buna rağmen `’ın @’a teslim olması, onların bir şey yapmasını beklemesi olacak iş değil.

    bu nedenle bütün suçu o @’a atamayız. kendimize bakmamız gerek.

    ‘biz ne yapıyoruz?’, ‘benim oy verdiğim parti ne yapıyor?’, ‘endişe duyan, üzülen, bir çıkış arayan bu insanlara niçin umut veremiyor?’, ‘onları bir araya getirecek, bir güce dönüştürecek bir politika niçin üretemiyor?’ sorularını önce kendimize sonra da oy verdiğimiz partilere sormamız gerekiyor.

    ***

    metropoll’ün birkaç gün önce yaptığı bir anket çalışmasını inceledim. ilginç bilgiler var.

    her üç mhp’liden biri, her beş hdp’liden biri, her altı chp’liden biri erdoğan’ın yönetim tarzını beğendiğini söylemiş.

    sadece bu da değil. her 10 ak partiliden biri başkanlığa karşıyken, her altı mhp’liden biri, her dokuz hdp’liden biri ve her 11 chp’liden biri başkanlık sistemini destekliyor.

    ak partililerin oyu erdoğan’ı başkan yapmaya yetmiyor. diğer parti seçmenlerinden gelen destekle erdoğan ancak yüzde 50 sınırını geçebiliyor.

    ürettiği politikalarla ülkede ne olup bittiği konusunda kendi seçmenini bile ikna edemeyen, onlara bile güven veremeyen muhalefet partilerine iktidar partisinin seçmeninin inanmasını beklemek size de çocukça gelmiyor mu?

    görünen o ki muhalefet partilerinin yetersizliği, çaresizliği, dağınıklığı, politika üretmedeki kısırlığı, geçim, yaşam ve güvenlik endişesi duyan insanları erdoğan’ın yanında durmaya zorluyor.

    hal böyleyken, bütün suçu ak parti seçmenine atmak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil.

    !---- spoiler ----!
  3. suçu (burada doğru kelime sorumluluğu bence) başkalarına atarak çözüm beklemek nafile bir beklenti, gelecek çözüm de senin değil o sorumluluğu üstlenenlerin çözümü olacak.

    benim tavsiyem gidebilecek olanlar yurtdışına gitsin, zaten epi topu bir hayatımız var başına bir şey gelmese de huzur içinde yaşarsın.

    hollanda güzel memleket mesela, oldukça da kozmopolit.
    almanya göçmen alma konusunda yılların tecrübesi.
    amerika uzak ve çok kapitalist, bunlara ok iseniz denenebilir.
    avustralya, kanada falan da uzak ama kendi tarzları var bence listenin en güçlü adayları bunlar.

    daha başka ülkeler içinde bir şeyler bulunur ama ana fikri anladınız. kimse burada doğdu diye bu ülkeye katlanmak zorunda değil. göçmen olarak daha çok saygı göreceğiniz bir yere gitmek varken neden kalacaksınız ki hem.

    kimseye de suç sorumluluk atmamış olursunuz hem, sonuçta herkes kendisi ve değer verdikleri için en iyisi olacağına inandığı şekilde davranıyor.

    bu entri kdv ötv ztv xtv gibi vergilere ek olarak maaş bordrosunda elime geçenden daha fazla paranın devlete vergi olarak gittiğinin (tekrar ve tekrar ve tekrar) görülmesi üzerine yazılmıştır.