• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (4.00)
love - gaspar noe
“1 ocak, sabahın erken saatleri. telefon çalar. murphy, genç karısı ve 2 yaşındaki çocuğunun yanından kalkar ve telesekreter mesajını dinler: electra’nın annesinin sesi endişelidir ve kızı hakkında bir şey duyup duymadığını sormaktadır. electra bir süredir kayıptır. annesi, onun başına kötü bir şey geldiğinden şüphelenmektedir. uzun ve yağmurlu bir günün sonunda murphy, kendisini evinde yalnız bulur; hayatının aşkıyla, electra ile 2 sene boyunca yaşadığı hatıraları anımsamaktadır. verilmiş sözler, oynanmış oyunlar, yapılmış taşkınlıklar ve hatalarla dolup taşan bir tutku yeniden alev almaktadır... (sinemalar)
  1. gaspar noe'nin, "hayatın anlamı nedir?" sorusuna "önce aşk, sonra da seks." yanıtını verdiği film. film yapsam "aşktan bahseder, seksle bezerim." diyor kendisi gibi filmci olan baş karakter. isminden de anlaşıldığı üzere love'ı bu bakış açısı üzerine kurgulamış, hatta felsefesini izleyicinin gözüne gözüne sokmuş.

    gündem beyaz perde ise gaspar noe'nin tarzını abartı bulmam. mevzuyu olduğu gibi, olanca açıklığıyla aktarma kaygısına saygı duyuyorum. haneke için "cinselliği ve şiddeti o kadar dozunda kullanıyor ki..." ile başlayan tonlarca cümle kurulmuştur. doz'dan bahsedebilmek için belli limitlerin tanımlanmış olması lazım. buna kabaca ahlak diyebiliriz. ahlak, insanlar arasında imzalanmış yazılı olmayan kurallar bütünü. yalnız toplu sözleşme olmasına rağmen oldukça subjektif bir kavram.

    haneke sınırları pandiklemeyi severken, yunan yönetmen yorgos lantimos, örneğin köpek dişi'nde sınırları sorguluyordu. gaspar noe ise bu sınırları tümüyle reddedenlerden. ortalarda gezinme yavşaklığını sergilemeyen 90 dakikalık uyarıcı bakış açılarının yenilmez armadaya zeval vereceğini düşünmek ahmaklık olurdu.

    .

    gaspar noe'nin anlatımını ilgi çekici kılan; izleyicinin hiç deneyimlemediği, cesaret edemediği, irade gösterdiği veya göz ardı ettiği yanı başındaki batağı; günlük yaşamın parçası olan şiddet, gasp, tecavüz, seks, aşk, şehvet, tutku, arkadaşlık, aldatma, bağlılık, bağımlılık gibi sosyal kavramları kullanarak açık açık anlatıyor olmasıydı.

    son filmi love'da ise anlatmıyor, dikte ediyor. sansür kadar rahatsız edici.

    love, gaspar noe için izletmekten haz aldığı mastürbasyon. "bunların eline de ağzına da veririm ve zevk alırlar." demiş.

    noe; ya kitlesini yanlış tariflemiş, ya başka bir kitleye hallenmiş, ya da şaşırıp şımarmış olmalı.

    yoksa neden olağan tiplemelerin alelade sevişmelerini erotizm, salt özlem ve doyumsuzluğu gerçek aşk, dönüp dolaşıp "hayatta seksten başka keyifli bir şey yok!"'a gelen lafı aydınlanma sanacağımı düşünsün ki? çocuğuna "gaspar" ismini koymak isteyen karakter yaratmış olmanı romantik mi bulmalıyım gaspar?

    gerçek opium bu değil. ben boka bulaşmadan "o" kafayı yaşayayım diye seni izliyorum. hayatı, seksi, aşkı anlatacağım ayağına çükünün keyifine koşturduğun gençlik fantazyalarını bana izletme densizliğini gösterme gaspar.
  2. kişioğlu artık kabullenmiştir ki yedinci sanat sinemanın en önemli karakteristik özelliği dikizlemektir. ve kendimizi bu dikizci kavramın derinliğine biraz daha inmekten alıkoymazsak eğer, sinemanın özünde bir suç sanatı olduğunu da iddia edebiliriz. hipotezimizi örnekle kuvvetlendirecek olursak, dikizcilik en yalın ve basit haliyle, bakmaktır.
    akşamın çökmesiyle beraber konuk odasındaki yemek masasına oturmuş, karşılarındaki yemeği kaşıklayan bir aile düşleyelim. sonra ise konuk odasına (aynı zamanda da yemek masası ve aileye) bakan pencere hayal edelim. o pencerenin karşısına geçip gözlerimizi ayırmaksızın ailenin yemek seremonisine dakikalarca bakalım. bir yerden sonra dikizci olan karşı taraftan ifşa edilecektir. (sözgelimi baba onları sebepsiz yere - rahatsız edici düzeyde - izleyen şahsı farkedecektir) ve bunun sonu pek hayıra alamet olmaz bildiğiniz gibi. sorgulamalar, kavgalar, ahlak anlayışları havada uçuşur. iş mahkemeye kadar uzaya bilir hatta.
    peki, gelin o adamın yerine pencerenin karşısına kamerayı koyalım... ne değişir? işte sinema budur, yemek yiyen bir aileyi, anahtar deliğinden çıplak halde şarkı söyleyip dans eden bir kadını göstererek, "suç"u meşrulaştırır.
    ve bir diğer yandan da biliriz ki, dikizlemenin fenomenolojisinde rahatsız edicilik gizlidir. peki sinema sanatının en sade haliyle nedir rahatsız edicilik? kameranın - kişisel bilgime sığınarak- bildiğim kadarıyla bu konuda iki keşfi bulunmaktadır: göstererek rahatsızlık, göstermeyerek rahatsızlık. - aslında sinemanın bir şeyleri göstermeme sanatı olduğu savunusuna girerdik de, o konu bir hayli uzun, başka zamana kalsın. - tabiri caizse gösterip de vermemek gibi bir duygudur bahsedilen, modern örneklerinden biri de hanekedir.
    mesela bir tecavüz veya katliam sahnesi düşünelim. bir seçenek şu ki, kameranızı tecavüz olduğunda - ahlaki olarak veya olmayarak, tercih ve anlamlandırmaya göre değişir - olaya çevirirseniz, o an orada - yani şimdi ve burada - zamanlamasıyla olup biteni - ne kadar çirkin veya düşlenilen başka bir örneği baz alırsak, ne kadar hoş olmasıyla birlikte - göstermiş olur. bu da psikolojide - ya da siz psikanalitik dememi mi tercih ederdiniz, hiç bilemiyorum - ters terapi etkisi görür. yani kısacası içinizde öldürme, bir şeyleri kırma, yok etme isteğini o sahnelemeyle birlikte doyurmaya çalışır film. ya da der ki, yesen de hıyar, yemesen de hıyar, izleyeceksin.
    bir de şu var: göstermeyerek hissettirmek. en aşağıllık veya en erotik sevişme sahnesinde kamerayı tamamen - olaydan, mekandan, zamandan - ayrı bir olguya çevirmek. o an orada yaşanılanı bilirsiniz, ama yönetmenin isteğine (veya kaprizine) ayak uydurmak zorunda bırakılarak, sahneyi kişiselce yorumlarsınız.
    ve bütün bunları yazmamın sebebi "göstere göstere" anlatmak varyasyonun "love" için geçerli olmasıdır. aslına bakarsanız gaspar"ın bütün filmleri aynı yolun yolcusudurlar, gaspar"ın sadık izleyicisi görmek ister, bir nevi empatiyi zorlamak ve id duygularını beslemek niyetine düşer.
    "love" yani aşk, modernizmden bu yana yabancısı olduğumuz, kirlenmiş bir sözcük ve kavramdır. şimdi dikkat ediyorum da "aşk, sevgi" gibi sözcük ve kavramlar dışarıdan masum, içeriden ise lekelenmiş gibi gelemekteler.
    ve filme dönecek olursak eğer, gaspar"ın böylesine kirlenmiş ve geçici aşka yanaşma tarzını beğendim. gaspar bu, fazlasını beklersiniz, bir gaspar noe filmi için "aşırı" "çok pornografik" tepkileri komik olur; zaten yolundan hiç şaşmadı bu konuda ve tarzını - beğenirsin beğenmezsin - en iyi ifade edenlerden biri haline geldi.
    gençliğin soyut halini anlatmış noe. gençliğe özgü aşırı, sınırlanamaz, hayalleri ifade etmek istemiş.

    filmin tekniğini ise her şeyden çok sevdim. gaspar sinemanın teknik alanında bir devrimciye dönüşüyor. kurgulaması her zamanki gibi diğer filmlerini aşmış, kadrajlar iyi, müzik kullanımı - death in vegas/dirge ve özellikle pink floyd"un is there anybody out there-i - yerinde ve zamanına ait olmuş.

    ve pek tabii 2001 a space odyssey... o filmin aşkı, daha çok sinemaya gebe kalacaktır.
  3. her zaman ki gaspar tadini alamadigim film .
  4. anca kafası weed'li veya lsd'li olan bu filmin tadını çıkarabilir.