• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.22)
ma nuit chez maud - eric rohmer
koyu bir katolik olan jean-louis, eski bir arkadaşı ve koyu bir marksist olan vidal'e rastlar ve vidal, onu son derece özgür ve rahat bir kadın olan arkadaşı maud ile tanıştırır. böylece birbirinden son derece farklı görüş ve yapılardaki üç insan bir gecede biraraya gelmiş olur. üçü arasında başlayan sohbet gece ilerledikçe zenginleşmeye ve koyulaşmaya başlar. din, ahlak, felsefe, aşk ve bilim gibi konuları içeren bu sohbet sırasında her karakterin psikolojik altyapısını ve özbenliğini keşfetmiş oluruz.
maud’la bir gece kendine özgü hikaye anlatma becerisiyle ustalığını kanıtlayan büyük yönetmen eric rohmer'in en önemli yapıtlarından biri.
  1. yeni dalga akımı sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olan eric rohmer'in "6 ahlak hikayesi"'nin dördüncüsü.
    6 ahlak hikayesini olusturan filmler sirasiyla soyledir:
    1-la boulangère de monceau (monceau pastanesindeki kiz) -1963
    2-la carrière de suzanne (suzanne'nin kariyeri) -1963
    3-la collectionneuse (koleksiyoncu kadın) -1967
    4-ma nuit chez maud (maud'lardaki gecem)-1969
    5-le genou de claire (claire'in dizi) - 1970
    6-l'amour l'après-midi (öğleleri chloe)-1972
  2. jan lui, pascal'dan aldığı ilhamla maud'u düdüklerse bir ömür boyu, düdüklemezse sonsuza kadar mutlu olabileceğine inanır. öte yandan oturmasını kalkmasını bilen, içinde allah korkusu olan, kendini taşıyabilecek sarışın bombaya abayı yakmıştır. olaylar gelişir.
    rohmer'in kamerası diyaloglar sırasında karakterlere sabitlenir, dizi yönetmeni gibi her konuşanın dişlerine odaklanmaz. yine de filmin çok büyük bir eksiği var, film dar bütçeyle çekildiğinden yeteri kadar patlama konulmamış, bu noksanlık diyaloglar ile giderilmeye çalışılmış. tabii ki benden kaçmadı. o yüzden 8/10 olarak verdiğim puanı 3 e çekiyorum.
    zei
  3. tam anlamıyla çarpılmanın başka dildeki adı, yönetmenin bakışıyla da zenginleşiyorsa tadından yenmez bir film çıkıyor ortaya. yine de bu filmde sarmayan, içine alamayan bir durum sizi diri tutar.
    film, ayrıca 'özgür ve rahat' kadının, düşüncelerini net bir şekilde ortaya koyan kadının etrafındaki haleden başı dönenleri -jean- louis rolüyle sevgili (bkz: jean-louis trintignant) - de göstermesi yönünden izlenesidir.
  4. öncesinde pascal okunursa daha keyifle izlenebilecek film. çünkü filmin önemli bir bölümünde tartışmalar doğrudan pascal'ın düşünceleri üzerinden.

    bence, inanılan değerleri alt üst etmekten ziyade, her zaman olduğu gibi teori ile pratiğin zaman zaman çelişkiye uğradığı, vazgeçilmez prensiplerden aslında anlık bir durumda vazgeçilebildiği, önem verdiğin değerleri sorgulayabilen, bir kazananın olmadığı tartışmaların da zarar vermeyebileceği konuları işlenmiş.

    !---- spoiler ----!

    evlilik kurumuna ideolojisi ve inandığı materyalizm çerçevesinde karşı çıkan vidal'in maud'u kıskanması, için için evlenmek istemesi...

    katolik jean louis'in, güzel bir kadın olan maud ile yaptığı güzel sohbet sonucunda katolik olmayan ve kendi görüşünce hiç uyum sağlamayacağı ön yargısına sahip olduğu maud'a, tam da kafasındakine uygun sarışın kadınla tanışmış olmasına rağmen, "evlensek ya" demesi...

    jean louis'in prensiplerine uygun ve evleneceği katolik kadının maud'un eski kocasıyla geçmişte ilişkisi olması...

    !---- spoiler ----!

    teoride zehir gibi pratikte sallanan gerçekçi karakterler ile aksiyonsuz, bol muhabbetli yaklaşık 2 saat süren güzel film.
  5. hiçbir dinin, öğretinin ya da ideolojinin insanın bilinçdışıyla (ya da id - ego - süperego üçlüsüyle de diyebilirim) aşık atamayacağını düşündürttü bir kez daha. onca teori ve laf kalabalığı arasında bana geçen bu oldu. izlemeye değer iyi bir film.

    filmden blaise pascal'ın ebedi mutluluk kumarına ( “tanrı’ya inansan iyi olur, çünkü eğer haklıysan ebedi mutluluk seni bekliyor; ancak hatalıysan zaten bir şey fark etmeyecek. diğer taraftan eğer tanrı’nın var olmadığına inanıyorsan ve hatalıysan o zaman ebedi azap seni bekliyor, ancak haklıysan zaten bir şey fark etmeyecek”.) atıf yapan bir diyalog:

    !---- spoiler ----!

    jean-louis: matematiğe ilgi duyar mısın?

    vidal: felsefeciler için matematiğin önemi çok yüksektir. örneğin dilbilim için de öyledir. en basit konularda bile önemlidir. pascal'ın kumarıyla ilgili. işte pascal'ı (blaise pascal) modern kılan şey de bu. bir matematikçiyle felsefeci aynıdır.

    jean-louis: hala marksist misin?

    vidal: kesinlikle. bir komünist için pascal'ın kumarı günümüzde gayet amaca uyuyor. kişisel olarak tarihin anlamlı olduğu hakkında yoğun şüphelerim var. ben de kumar oynuyorum. yani ben de pascalik bir vakayım.

    hipotez a: toplum ve siyaset anlamsızdır.

    hipotez b: tarih anlamlıdır.

    ancak b'nin a'dan daha doğru olduğuna da pek emin değilim. muhtemelen tersidir. b hipotezinin doğru olma olasılığı yüzde 10 diyelim. a da yüzde 80 olsun. bununla beraber b hipotezini seçmek dışında bir şansım yok. çünkü yalnızca tarihin anlamlı olduğunu savunan hipotez hayatıma devam etmemi sağlıyor. diyelim ki ben a'yı seçtim ancak oranı az olmasına rağmen b doğru çıktı. bu durumda hayatımı heba etmiş olacağım. bu nedenle hayatımı ve eylemlerimi haklı çıkarmak için b'yı seçmek durumundayım. yüzde 80 yanılma olasılığım var ama bunun hiçbir önemi yok.

    jean-louis: matematiksel beklenti. olası kâr bölü olasılık. b hipotezinin olasılığı az olmasına rağmen olası kârı sonsuz oluyor. senin için hayatın bir anlamı. pascal için ebedi kurtuluş.

    vidal: gorky, lenin ve belki de mayakovsky. rus devrimi hakkında şartların kendilerini binde birlik olasılığı seçmeye zorladığını söylemişti. çünkü o olasılığı tercih edersen, tercih etmeme durumuna göre beklenti oldukça yüksek rakamlara çıkıyor.


    !---- spoiler ----!

    (bkz: pascal'ın kumarı)