• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.63)
madam bovary - gustave flaubert
gustave flaubert (1821-1880); 1857'de yayımlanan ve kamuoyunda hayat-edebiyat ekseninde ciddi tartışmalar yaratan ilk romanı madame bovary'den insanın bilmeyle olan derin mücadelesine odaklanan ancak tamamlayamadığı son romanı bouvard ile pécuchet'ye her romanında farklı yollar deneyen 19. yüzyılın en yenilikçi klasiklerinden biridir.1856'nın son aylarında tefrika edilen madame bovary ise, yayımlanışının 150. yılı arifesinde, hasan âli yücel klasikler dizisinde çeviri edebiyatımızın iki önemli ustasının çevirisiyleyeniden yayımlanıyor.nurullah ataç (1898-1957): hasan âli yücel'in kurduğu tercüme bürosu'nun başkanı olmanın yanısıra, gerek çevirileri gerekse denemeleriyle türkçeyi baştan aşağıya yenileyen biredebiyat ve dil ustasıydı.sabri esat siyavuşgil (1907-1968): yedi meşaleciler şairlerinden biri olmanın yanısıra, karagöz üstüne incelemeleri de olan bir psikoloji hocası ve cyrano de bergerac'tan değirmenimden mektuplar'a dilimizin önde gelen fransızca çevirmenlerindendi. (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. insanı değişik duygular içerisine sokan roman. daha çok kadın arkadaşlarımızın favori kitabı olsa da beni kitabın erkek karakterinin düzgünlüğü ile her durumda doğru olanı yapması ile kendine bağlamıştır. madamın o uçarı halleri, okuyucu bile kendine aşık edebilir. bu durumda mösyö bovary ne yapabilirdiki. aşık oldu ve kadını için her türlü fedakarlığın altına girmekten çekinmedi. keşke mösyö eşin kadar kendi hayatını yaşayabilseydin. eminim sen daha güzel bir yaşamı hak ediyordun.

    ekleme yapmak istiyorum. kitabı okuduğumdan beri montumun iç cebinde çakı taşarım.
  2. ilk çağdaş realist roman
    okudukça 'kaderimiz benzemesin' diye ürktüğüm aynı zamanda
  3. yanlış hayat doğru yaşanmaz başlığını görünce aklıma gelen roman karakteri. roman karakterlerinin en çaresizlerinden. yine de yılmamış ve denemiş. ardından yanılmış ve bir daha denemiş yine yanılmıştır.

    aslında başka bir açıdan bakarsak yanıldığını bile söyleyemeyiz. sadece denemiş, denemiş ve denemiştir.
  4. düz okuyucular için bir fahişe emma bovary. en sevdiğim kitaplardandır. böylesine tutkulu, ilgiye ve şefkate aç bir kadın profiline rastlamadım hiçbir okuduğum kitapta. çünkü emma'nın kendisinden yaşça büyük bir kocası ve romanlardaki erkekler haricinde kimseyle bir ilişkisi, tanışıklığı yoktur, olmamıştır. nefis bir romandır.

    flaubert'in bu romanı yazarken esin kaynağı olarak veronique delphine delamare adlı, 27 yaşında ölen mutsuz bir kadını aldığını okumuştum. göreceli olarak zengin olmasına rağmen gözünün yükseklerde olması, doyuma ulaşamama ve hayata vedası gibi bir trajik yaşam.

    edit: harf ekleme
  5. roman gibi romandır. daralmış ve hayalci bir kadının psikolojisindeki git-gelleri kararsızlıkları ve tüm buhranları hissetmenizi sağlar. bazen üç sayfa evin penceresinden görünen manzarayı okursunuz bazen iki cümle ile emma'nın derin bunalımını. ahlak ne ki, hayattan ölür gibi sıkılırken. kapana kısılmışken sevginin değeri var mı?

    mösyö bovary, benim için kitabın adı bu olabilirdi. o adam, ilk karısını kaybetmiş ve emma için her şeyi yapmaya razı. yapıyor da ama neye yarar karşında böylesine ruhsal çöküntü içindeki bir kadın varsa. mösyö bovary sen istediğin kadar aşkını ona anlatmaya, ona da yaşatmaya çalış, o sen sadece çakı taşıdığın için bile asla seni sevmeyecek. o zaten hiç seni sevmedi. parisi ve gösterişi istiyordu. ne yaparsın. bir kadın daha kaybettin, doktor halinle, keşke seni seven birilerini iyileştirsen.

    okumaya az biraz merakı olan tüm kadınlara, grinin elli tonu gibi ucuz romanları okuyan tüm kadınlara tavsiye ettim ben bu kitabı okuyanları tek tek yokluyorum eğer birisi, çıkıp karşıma mösyö bovary çok kıymetli bir adamdı desin ona aşık olabilirim. evet ben de çakı taşırım yanımda. içimde köylü var ve sıkıcıyım belki de ama mösyö bovary olabilirim. umarım hiç bir emma ile karşılaşmam. hiç kimse emma gibi bir hayat yaşamaz.
  6. 19. yüzyıl romanları içerisinde en etkileyici kadın başkarakterlerden birine sahip olan romandır. ayrıca madam emma bovary woody allen'ın the kugelmass episode isimli postmodern kısa öyküsüne çok eğlenceli bir şekilde konuk olmuştur.
  7. flaubert bu romandan sonra hapse düşmüş!
    sebep toplum ahlakına aykırı şeyler yazmak!
    ilk realist roman!
    romantizme etkisini reddeden ilk kitap.

    peki flaubert'i ilk tebrik kim?
    " dostum çok iyi bir kitap yazmışsınız!" tabii ki büyük insan victor hugo!
    emma romantik kitaplar okuyarak çiftlikte günlerini geçiren, gerçek hayattan kopuk bir genç kız.
    çiftliğe babasının tedavisi için gelen doktor charles bovary ile evlenir.
    ve dram burda başlar, okuduğu kitaplara uymayan bir hayat ...
    aldanan ve aldatan bir kadının, geride bıraktığı hayat...
    onların mutsuzluğuna inat yanıbaşlarında mutlu aileler...
    ve eşinin ölümünden sonra kandırıldığını öğrenmesinin ardından gelen sessiz başka bir dram.
    acı, yok oluş, aldatmak ve aldanış
    hayatın romanesklere uymayışını okuyucuya hüzünlü bir sonla öğreten ilk ama acemi olmayan realist roman...

    realistlerin tüm acımasızlığına rağmen okunması gereken mühim bir kitap
    madame bovary !
  8. bir ödevim için yazdığım hakkındaki metnin bir kısmı şöyledir;

    !---- spoiler ----!

    madame bovary, konusu itibariyle ilgimi hiç çekmemesine rağmen, edebiyat tarihinde edindiği önemli yer gerekçesiyle okumayı planladığım bir eserdi. fırsatını bulunca okumaya başladım ve konusunun neden ilgimi çekmediğini iliklerime kadar hissederek anladım. yazım tarzı açısından hiç de sıkıcı olmayan bu eser anlattıkları, konusu açısından fazlasıyla sıkıcıydı. öncelikle baş karakterin, aptal ancak bir o kadar da cüretkar bir kadın olması beni konudan büsbütün uzaklaştırıyor, kitabın içine girmemi engelliyordu. zira şahsi olarak, aptallığın cüretle birleşmiş haline zerre tahammül edemeyen ben böylesi bir şahsı anbean izlemek durumunda olmanın derin acısını duyuyordum. yanlış anlaşılmasın, bunlar öfke dolu hakaretler değil; bunlar karakter üzerindeki gözlemlerimden yaptığım çıkarımlar. ve bu bahsolunan “aptallığın” dayandığı nokta kesinlikle karakterin ahlaki, toplumdışı davranışları değil, daha ziyade karakterin yaşam planlaması konusunda gösterdiği mantıksızlık, ayağını yorganına göre uzatmama ve gerçekçilikten çok uzakta bir hayalperestlik.

    tüm kitap boyunca, anlatılan, üzerine odaklanılan benim için tek ilginç konu vardı; altın aslan’ın uşağı hippolyte’ın geçirdiği ameliyat ve sonuçlarıy. bunun haricinde baştan sona iki yüz doksan beş sayfa boyunca kendimle ilişkilendirebileceğim ne bir karakter ne bir olgu ne de bir olay okudum. bu, benim gibi, bir eseri sevmesi için o eserde kendinden izler görmesi gereken birine ne hazindir!

    “bizi” der büyük alman soytarısı friedrich wilhelm nietzsche, “bütün kitapların ötesine taşımayan bir kitap neye yarar?” gerçekten de, ilk kısımlarından itibaren madam bovary’nin, beni daha önce okuduğum tüm kitaplardan bir adım daha öteye taşımayacağını biliyordum. belki beni niceliksel olarak, okuduğum kitap sayısı vs. gibi önemsiz açılardan ileri taşıyabilirdi, evet, ama dünya görüşü, vizyon, birikim açısından bana bir adım attırmayacağı, belki, hafifçe ayağımın kıpırdamasına sebep olabileceğini ancak fazlası için gücünün yetmeyeceğini biliyordum. peki niçin, beğenmediği kitapları yarım bırakmaktan hiç de çekinmeyen ben, niçin onca saatimi bu kitaba vermekten geri durmadım? sanırım bu, benim bazı şeyleri yapmak zorunda hissetmemden kaynaklı kendi kendime uyguladığım bir baskının ürünüydü. ne olursa olsun bu kitap, realizm akımının öncüsü değil miydi? kendisinden sonraki pek çok eseri etkilemiş, edebiyatta derin bir iz bırakmış olan bu kitabı okumadan hayatıma devam etmem mümkün olamazdı. evet, kitabı sevmedim, fakat kitabı sevmediğimi ancak ve ancak kitap bittikten sonra tasdik edebilir ve bu kanaate tam bir emniyet ile ancak o zaman ulaşabilirdim. bu sebeple dişimi sıktım.

    konusunu bu kadar yerdiğim bu kitabın dilini, üslubunu övmek isterim. çünkü flaubert, ne anlatmak istiyorsa onu anlatıyor. tertemiz, pürüzsüz. adeta “nasıl tanrısal bakış açısıyla roman yazılır” dersi veriyor tüm kitap boyunca. bu bir yandan hoşuma giderken bir yandan da üzüyor. hoşuma gidiyor, çünkü edebi bir zevk veriyor. üzüyor, çünkü böylesi bir kalemin böylesi konularla, böylesi olaylarla harcanması acı bir cinayet! elbette, bunun sorumlusu yalnızca flaubert ve onun yeterliliği değil flaubert’in yaşadığı dönem de, bu noktayı atladığım sanılmasın.

    bana kalırsa, flaubert yazmasını çok iyi bilen ancak hayal etmesini pek beceremeyen biri. belki de gerçeğe olan tutkusu onu bu hale getiriyor ya da onun bu hali onu gerçeğe tutkun yapıyor, kim bilir!

    demem o ki, madam bovary’nin bana, okunması elzem olan kitaplardan bir tanesini daha okumuş olmak dışında pek bir şey kattığını(flaubert’in yazım tarzı her ne kadar çok iyi olsa da, daha iyilerini gördüğüm için o da tüm görkemine rağmen önplana çıkamıyor.) düşünmüyorum. ama buna rağmen edebiyat tarihi açısından okunmasının gerekliliği ortadadır. bu elbette, benim şahsi görüşüm ve şahsi bir takıntım. kitap okumayı yalnızca bir zevk olarak gören biri, doğal olarak kitabın edebiyat tarihindeki yeriyle ilgilenmeyecek ve dolayısıyla okuma gereksinimini bu sebebe bağlı olarak duyumsamayacaktır.

    !---- spoiler ----!