• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.20)
mahalle kahvesi - sait faik abasıyanık
"(...) mahalle çocuğu, sait'in hikâyelerinde bir iki tane değildir; birçoktur. bunu, onun bu yaşa kadar değişmemiş mizacına veriyorum. bence sait faik ne genç hikâyecidir, ne ihtiyar. bence o, kırkını aşmış bir mahalle çocuğudur.ama sakın bu hükmü onu kötülemek için söylenmiş bir söz sanmayın. çocuk deyişim ona gençlikten daha genç bir yaş biçişimden, mahalle çocuğu deyişim de onu, ekseri mahalleden yetişenler gibi, halktan bir insan, halka bağlı bir insan sayışımdan ileri geliyor."orhan veli yaprak, 1 şubat 1950 (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. oldukça karamsar öykülerden oluşan, sait faik in 'balonlarına iğne batırılanlar'ı anlattığı öykü kitabı
    'yeniden doğulmaz. doğsan bile n'olacak? seni iki senede, iki senede değil, iki günde aynı insan ederiz. aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin. seni aynı hastalıkla yıkmak için elimizde her şey var.'
  2. internette gezinirken şöyle bir bölümüne denk gelip akşam dokuz buçukta açık kitapçı aramama sebep olan kitaptır.

    !---- spoiler ----!

    zeytin ağacının altında bir küçük çocuk oynuyordu. yanına yaklaştım. yeşil zeyinleri korkuyla bana uzattı.

    -sizin mi bunlar? dedi.
    -benim ya, dedim.
    -ben taş atmadım, dedi, kendi kendilerine düştü bunlar.

    !---- spoiler ----!

    sait faik' in ilk okuduğum kitabıdır. özellikle süt öyküsü beni derinden etkilemiştir. arada açar okurum. basit insanların gizemsiz dünyalarını yalın bir dille anlatır. hatta öyküler bittiğinde 'bu muydu yani?' diyebilirsiniz. meraklanmayın. işte bu sait faik'tir. onun rahatlatıcı ve sıkıntılarınızı biraz olsun unutturucu dünyasına hoşgeldiniz.

    sonuç olarak kesinlikle okunması gereken bir insanın bir birinden güzel öykülerinin bulunduğu hoş bir kitaptır.
  3. bu kitapta yer alan "kınalıada'da bir ev" hikayesinde sait faik hiç gitmediği o evi en ince ayrıntısına kadar anlatır ve en sonunda da neden hikayeci olduğunu şöyle açıklar:

    "işte bu yüzden hikaye yazarım. işte bu merak yüzünden hikayeci geçinirim. hikayelerimi beğenmezler üzülürüm. beğenirler kızarım. kendim beğenirim, budalaşırım. beğenmem, canım yemek istemez. kınalıada'ya gelince.. işte onu pek merak eder, bir türlü de inemem, bu gidişle inemeyeceğim de..."