1. çocukluğumun kültürü olduğundan olsa gerek çok sevdiğim kültürdür. sitelerde yaşayıp karşı komşunu bile tanımamaktansa müstakil evde yaşayıp tüm mahalleliyi tanımayı, süpermarketler yerine mahalle bakkalından alışveriş yapmayı, tüm esnafla haşır neşir olup iş çıkışı çayını içmeyi, mahelleliyle dayanışma içinde olup herhangi bir kaza bela anında birbirimizin yardımına koşmayı tercih ederim.
  2. yalnızca üniversite süresince uzak kaldığım kültürdür. tek katlı müstakil gecekondu tipli bir mahallede yaşıyorum. doğduğum evin doğduğum odasında pencereden dışarı baktığımda sukünet ve yemyeşil bir mahalle görüyorum. mahallede yaşıtım kimse yok. beraber büyüdüğüm kavgalar ettiğim birçok insan çekip gitti. mahallemizin bundan on sene sonra da değişmeyeceğinden eminim. kanunen böyle bir sıkıntı var ve bu duruma çok sevinen tek insanım. mahalle sakinlerinin hisseli tapuları var, belediyenin ifraz çabaları her seferinde mahallede birilerinin dava açıp ifrazı bozması sonucunda boşa çıkıyor. bu durumda evlerin eskiliği karşısında tadilat dışında bir çözüm bulunamıyor. şehrin içinde maksimum iki kat yükseklik bulunan bir bölge olarak kaldı burası. dolayısıyla burada yaşayanlar mahalle kültürünü sürdürmekte, akşamları sokaklarda yürüyüp, kapı önünde oturup bahçelerinde nane, maydonos, domates, böğrülce, fasülye yetiştirebiliyorlar. herkes herkesi tanıyor. evet huzur içinde bir mahalle gördüğünüz. pencereden dışarı bakıyorum. mandalina ağacımızın dalları arasında komşularımızı görüyorum. zihinleri miyasmalar içindeki komşularımızı. dedikodudan başka arzuları olmayan, gelinlerine yük olmaktan çekinmeyen kaynanalar, yaşlılıktan yürümekte zorlanan anneannesine evlerinde baktığı için dayısına sabah saat sekizde çılgınlar gibi bağırıp küfürler eden yiğenler, karısını döven boşanmasına izin vermeyen ve başka kadınlarla yatıp kalkan esnaflar, kocalarından nefretle bahseden kadınlar, kumarda ev arsa yitiren delikanlılar, uyuşturucunun pençesinden kurtulamamış zavallılar ve daha nice örneğiyle çürümüş bir kültür. küçücük bir dünyaları var. tek arzuları evlenip çocuk sahibi olmak. başka bir mottoları yok. komşularımızı aşağıladığımı düşünmeyin lütfen, yalnızca olan durum bu. bu kadar şey anlattın sen nerden biliyorsun? dedikodu değil mi bu yaptığın! hayır kimseye kimin ne yaptığını söylemedim. duyduklarımdan tiksinti duyuyorum yalnızca. mahalle kültürüne bunlar da dahil mi bilemiyorum. önceden var mıydı bunlar yoksa anlayamayacak kadar küçük mü idim bilemiyorum.

    yorumu yazarken telefondan yanlışla yazdıklarımı bitirmeden yollamış oldum. devam etmek için edit kısmını kullandım.
  3. büyük şehirler dışında halen yaşanmaktadır. isteyen gitsin tokat'a. aslında öyle romantizme falan gerek de yok. kapı komşuna sitede yabancıysan o senin sorunun. bir kek yaptır hanıma götür ver komşuna. iyi günler de. bu sizin için de. asansörde birlikte çıktığın adama günaydın de. güvenliğe sıcak poğaça ver. bahçede oynayan çocukları anneleri izin verirse, sizin kızla-oğlanla oynaması için evine çağır. al sana mahalle. illaki gecekondularda, sobalı evlerde oturup, ali bakkaldan tipitip alıp, mekap ayakkabıyla meşin top mu depiklemeniz lazım sosyal temaslar için? hem siz istediniz bunları. devletin arazisine çöktünüz. yaptınız gecekonduları. iskan yok imar yok vergi yok. sonra kat karşılığı apartman inşaatları için müteahhite verdiniz bu pek kıymetli "mahallelerimizi". kaloriferli evler istediniz önce. "asansörlü hidroforlu lüks daireler". yedi sülaleniz yetmiş sene çalışsa alamayacağız dairelerden dörder beşer verdiler hepinize. ayakkabılarınızı kapı önünde çıkartmaya, yorganları pencereden sallandırarak havalandırmaya devam ederek yaşatmaya çalıştınız o pek kıymetli kültürünüzü. şimdi de havuzlu rezidanslarla yalnızlaşmaktan mı şikâyetçisiniz? ne yaptığınızı ne istediğinizi bilmiyorsunuz. bakkala gidiyim her şey taze ve ucuz olsun. her istediğim bulunsun istiyorsun ama bunu sana ali bakkal sağlayamaz. walmart sağlar. sonra ağlamayacaksın.
  4. hiç sevmediğim kültür. zira mahalle baskısını oluşturur ki bundan nefret ederim.