• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.50)
mahalleden arkadaşlar - selçuk aydemir
tabletlerin, akıllı telefonların olmadığı 90'lar… belki de çocukların "çocuk"olduğu, "çocuk gibi" oynadığı son yıllar… küçükçekmece'nin küçük bir mahallesinde kendisine idol olarak gördüğü "mahallenin reyisi" ismet'in gözüne, dahası çetesine girmek için bin bir takla atan selçuk'un, bu uğurda iki arkadaşıyla birlikte çete kurup mahallenin altını üstüne getirmesinin mizah dolu hikâyesi… kardeş payı, düğün dernek, işler güçler, çalgı çengi gibi unutulmaz film ve dizilerin senaristi selçuk aydemir, 9 yaşındaki bir çocuğun para kazanmak için bulduğu akıl almaz yöntemleri, yediği kazıkları, hayal kırıklıklarını, başarma hırsını ve bu hırs uğruna yaşadığı trajikomik anıları yine 9 yaşında bir mahalleden arkadaşlar, bakkalı, camisi, tozlu sokakları, terk edilmiş evleri, tatlı rekabetleri, has abileri, dırdırcı kadınları, fırlama çocukları, amigaları, renkli civcivleri, fragmanlı sinemaları, halı saha maçları ile 90'ların mahalle hayatına kısa bir zaman yolculuğu vaat ediyor.
  1. selçuk aydemir'in 2015 yılında yayımlanan ilk kitabı.
  2. selçuk aydemir'in aynı kafayı yaşadığı, murat menteş, emrah serbes, alper canıgüz vb gibi yazarların üslubuyla yazdığı ve 1980'lerde doğmuşları içine alıp götüren sıcacık eğlenceli bi kitap.
  3. !---- spoiler ----!

    öğrencisi olduğum küçükçekmece ilkokulu'nun bahçesinden atlayarak; haftada mütemadiyen bir kere anlatılan ''küçükçekmece tufanı ve kaybolan şehir'' efsanesine konu olan göle doğru yürüdük. mete yine anlatmaya başlamıştı hurafeyi: yıllar yıllar önce yaşlıca bir dede gölün altındaki şehre gelmiş, kapı kapı gezip bir tas su istemiş, kimse de vermemiş. en son bir kadının kapısını çalmış, kadın suyu verince, ''çocuğunu al, şu tepenin üstüne çık, ama hiç arkana bakma kızım'' demiş dede. kadın çocuğunu almış çıkmış tepeye doğru, sonra bir dönmüş ki şehir yok. olduğu gibi göl olmuş, her şey göl altında kalmış. dikkatli bakılınca günbatımlarında minaresi bile gözükürmüş gölün altındaki caminin.
    bu ibretlik hikayeyi her dinlediğimde kadına çok kızarım. ulan niye veriyorsun o bir tas suyu! verme lan! koy rahvan gitsin, tek müslüman sen misin? sen de vermesen suyu, ''ne pis mahalleymiş burası allah ıslah eylesin'' diyecek dede ve çekip gidecek. senin yüzünden dünya kadar insan öldü. peki ya sen dede, peki ya sen? aklın sıra büyük bir ders mi vermek istedin bizde ? tüylerimiz diken diken mi olsun istedin? her isteyene su verelim, vatana millete hayrımız olsun mu istedin? her ne düşündüysen düşün, çok yaşlanmışsın dedecim. sağlıklı düşünememişsin. hiç empati kurdun mu onlarla? yahu vermez vermez, suyu yoktur, tipini tıynetini sevmemiştir senin, dilenci sanmıştır, acil bir işi vardır, bölmek istememiştir. ağzındaki diş sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor, ne dediğini anlamamıştır insanlar belki... sen ne hemen gaza gelip süper güçlerini kullanıyorsun? milletin hayrına dua etsene. kuraklık kıtlık son bulsun desene, dinlemeden etmeden milletin ocağını yıkıyorsun! bak kadıncağız sabi sübyanla kalakaldı öyle. senin kimseye hayrın yokmuş dedeciğim, kusura bakma. hadi onlar su vermedi, evlerini başlarına yıktın. yahu kadıncağızdan ne istedin? onun evini niye yıktın? kadın sana su vermedi mi, verdi. eee onun günahı ne? onun da evi sular altında kaldı. yok dede yok, su istemek bahane! senin ev bark yıkasın gelmiş. suyu verseler de vermeseler de yıkacan sen etrafı. heyecan yapmış, macera aramaya çıkmışsın sen evden belli!

    !---- spoiler ----!
  4. telefonu evde unuttuğum bir gün, öğleden sonra iki adet üst üste sınav gözetmenliğim vardı ki dünyanın en sıkıcı işidir, vakit geçmek bilmez. en iyisi kitap okumak diyip öğle tatilinde çıkıp bir kitapçıya gittim. gözüme çarpınca hemen aldım ve akşama kadar zaten yarılamıştım akşam da oturup bitirdim. yani bir günde okunabilecek, arada eğlenceli bir şeyler de okuyayım, lanet olsun felsefeye de atom profesörlüğüne de diyorsanız bu isteğinizi karşılayacaktır.
    bazı yerlerinde kahkaha attırsa da genel olarak hayal kırıklığı yaratmış kitaptır. dizi ve film senaryolarını beğendiğim, mizahına saygı duyduğum selçuk aydemir'den daha iyi bir kitap bekliyordum. çocukluğuma dair bir çok ögeyi buldum ama edebi olarak ne emrah serbes'e ne de alper canıgüz'e yaklaşmış denebilir. özellikle en sıkıldığım şey çocukların süreklii dayak yemesiydi. önce birbirlerini dövüyorlar. sonra anne babalarından dayak yiyorlar, yetmiyor polisten sonra bir daha anne babadan bu döngü hiç durmadan devam ediyor. 9 - 11 yaşlarındaki bir grup çocuğun yaklaşık iki ay süren çete kurma maceralarını anlatan hikayede çocuklar o kadar çok dayak yiyorlar ki artık içiniz bayılıyor ve hikaye inandırıcı olmaktan çıkıyor. ismi dövüş kulübü olan kitapta bile daha az dayak vardı. bir süre sonra artık daha fazla dayak yemezler diyorsunuz ama durmuyor efendim tekmeler tokatlar durmuyor, havada uçuşuyor.
  5. !---- spoiler ----!

    mete olayı abartmıyorsa, mete'yi yere düşürmeden dizinde sektirerek 13 yapmış amcası.

    !---- spoiler ----!


    eski mahalle kültürünü, arkadaşlığı, dostlukları, kavgaları, çekişmeleri, hayalleri anlatan bazende absürt bir dil kullanan, sıcacık bir kitap.
  6. özellikle 90'larda çocuk olanların kendilerinden çok şey bulabilecekleri, o yılları samimi bir dille hatırlatan, zaman zaman sesli güldüren dolayısıyla topluluk içinde okunmaması gereken, edebi beklentiler içine girmeden tek solukta okunabilecek bir kitap.

    çete lideri ismet, kör cemal, kindar yunus, vizyonsuz mete, kontra bisiklet, amiga ve pişi ile birkaç keyifli saat vadediyor.

    üstelik önsözde ferhan şensoy'a selam çakarak daha başlamadan sempati yaratıyor.
  7. "bu kitapta bahsi geçen isimler, mekanlar ve olaylar büyük oranda gerçektir. alınganlık yapıp dava açmaya kalkacak tüm kurum ve kuruluşlar, özel, tüzel kişilikler ise kurmacadır" yazarak ve ferhan şensoy'la başlayan önsözüyle başlangıcında güzel bir tatlılık oluşturmuştur.

    selçuk aydemir'in şimdiye kadar yaptığı işlere bakarsak, kitap içerik açısından daha az ve sade ama çocukluğumuzdaki detaylara çok iyi dokunduruyor, samimiyetiyle başından sonuna kadar kitabın içerisine çekmeyi başarıyor. ayrıca kendi içinde oluşturduğu jargon, benzetmeler, betimlemeler, anlatım tarzı hoş.

    selçuk aydemir'in ilk yayınlanan kitabı. bir çırpıda hiç sıkılmadan bitirilebilecek, sade ve samimi bir kitap.
    isk