• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
manchester by the sea - kenneth lonergan
lee chandler, sıhhi tesisat, elektrik, kapıcılık gibi sıradan işler yaparak, tek göz bir evde yalnız başına yaşayan bir adamdır. doğup büyüdüğü ama uzun zamandır uğramadığı kentten bir gün acil bir telefon alır. kalp hastası abisi hastaneye kaldırılmıştır ve durum ciddidir. lee kafasında endişeler ve soru işaretleri ile yola koyulur ama hastanede onu bekleyen haber hiç de iç açıcı değildir. (beyazperde)
  1. en iyi film, yönetmen ve erkek oyuncu dahil 6 dalda oscar adayı olarak, adaylar arasında parlayan manchester by the sea filmi bu sene izlediğim en iyi film diyebilirim. dram yüklü senaryosu yüzünden çoğu yönetmenin elinde cıvık cıvık akan bir duygusallık barındırabilecek bir film olabilirdi fakat kenneth lonergan; izleyenleri şiş gözlerle salondan uğurlamak yerine akıcı, düzgün bir anlatım ve gerçekten de hayatın içinden diyaloglarla onları sarıp sarmalayan ama yüreğine bir yumruk indirmeden de kapı dışarı etmeyen bir film çıkarmış ortaya.

    çoğu izleyiciye sıradan tekdüze bir film gibi gelebilir. anlatım dilini illa bir filme benzetmek gerekirse de nebraska filmini seven bunu da sever diyebilirim. bundan sonrası spoiler:

    !---- spoiler ----!

    lee chandler gerçekten de işini düzgün yapmaya çalışan, etrafında olup bitenle pek ilgilenmeyen ve zorunda kalmadıkça kimseyle muhattap olmayı tercih etmeyen bir karakter. onu böyle bir tercihe iten geçmiş trajedisi akıl sağlığını rahatlıkla koruyabilecek bir trajedi değil tabii ki. filmde gördüğümüz bir sahneden de anlaşılabileceği gibi intihar teşebbüsünden şans eseri kurtulmuş. iyi mi kötü mü bilemeyiz. yaşamak zorundasın ve devam ettiğin hayatın tek göz bir odadan ve saçma insanların sıradan sorunlarını, onlarla monoton diyaloglar kurarak halletmeye çalışmaktan ibaret ve bundan zerre keyif almıyorsun. doğduğun büyüdüğün yerde insanlar seninle diyalog kurmaktan zaten çekiniyor ve yaşamaya dair tutunabileceğin tek bir dal yok. abisinin ölüm haberini almasaydı bir süre sonra tekrar intihar teşebbüsünde bulunabilirdi diye tahmin ediyorum fakat yeğenini sahiplenmek zorunda kalması kendisinin de zamanında fazlasıyla sahip olduğu ve tek bir yangınla küle dönüşen sorumluluk duygularını tekrar canlandırıyor ve bir aidiyet duygusu yeşertiyor. filmin sonunda iki odalı bir ev tutmayı planlayıp yeğeninin kendisini ziyaret edeceğini umut etmesi de bundan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. ayrıca abisinin ölümü ve cenaze işleri karşısında tutunduğu robotik tavırın da hem abisinin zaten sahip olduğu sağlık problemlerinin farkındalığına hem de geçmişte yaşadığı büyük dram ile birlikte tüketmek zorunda kaldığı duygusallığına bağlıyorum. başlangıçta fazlasıyla sırıtan bu davranış bozukluğunun nedenini zamanla anlayınca karaktere inanılmaz bir empati beslemeye başlıyorsunuz zaten. açıkcası kusursuz yazılmış ve mükemmel bir oyunculukla süslenmiş harika bir karakter. bütün bu trajedinin yukarıda da belirttiğim gibi cıvık cıvık bir duygusallıkla aktarılması yerine böyle samimi ve tam da hayatın içinden diyaloglarla verilmesi bu filmin en güzel yanı. benim için kesinlikle yılın en iyisi. en iyi film ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini almasını çok isterim. bu arada o güzel müziklerini de anmadan geçmeyeyim. şuradan lütfen: ost

    !---- spoiler ----!

    imdb