• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
manchester by the sea - kenneth lonergan
lee chandler, sıhhi tesisat, elektrik, kapıcılık gibi sıradan işler yaparak, tek göz bir evde yalnız başına yaşayan bir adamdır. doğup büyüdüğü ama uzun zamandır uğramadığı kentten bir gün acil bir telefon alır. kalp hastası abisi hastaneye kaldırılmıştır ve durum ciddidir. lee kafasında endişeler ve soru işaretleri ile yola koyulur ama hastanede onu bekleyen haber hiç de iç açıcı değildir. (beyazperde)
  1. En İyi Film, Yönetmen ve Erkek Oyuncu dahil 6 dalda Oscar adayı olarak, adaylar arasında parlayan Manchester By the Sea filmi bu sene izlediğim en iyi film diyebilirim. Dram yüklü senaryosu yüzünden çoğu yönetmenin elinde cıvık cıvık akan bir duygusallık barındırabilecek bir film olabilirdi fakat kenneth lonergan; izleyenleri şiş gözlerle salondan uğurlamak yerine akıcı, düzgün bir anlatım ve gerçekten de hayatın içinden diyaloglarla onları sarıp sarmalayan ama yüreğine bir yumruk indirmeden de kapı dışarı etmeyen bir film çıkarmış ortaya.

    Çoğu izleyiciye sıradan tekdüze bir film gibi gelebilir. Anlatım dilini illa bir filme benzetmek gerekirse de Nebraska filmini seven bunu da sever diyebilirim. Bundan sonrası spoiler:

    !---- spoiler ----!

    Lee Chandler gerçekten de işini düzgün yapmaya çalışan, etrafında olup bitenle pek ilgilenmeyen ve zorunda kalmadıkça kimseyle muhattap olmayı tercih etmeyen bir karakter. Onu böyle bir tercihe iten geçmiş trajedisi akıl sağlığını rahatlıkla koruyabilecek bir trajedi değil tabii ki. Filmde gördüğümüz bir sahneden de anlaşılabileceği gibi intihar teşebbüsünden şans eseri kurtulmuş. İyi mi kötü mü bilemeyiz. Yaşamak zorundasın ve devam ettiğin hayatın tek göz bir odadan ve saçma insanların sıradan sorunlarını, onlarla monoton diyaloglar kurarak halletmeye çalışmaktan ibaret ve bundan zerre keyif almıyorsun. doğduğun büyüdüğün yerde insanlar seninle diyalog kurmaktan zaten çekiniyor ve yaşamaya dair tutunabileceğin tek bir dal yok. abisinin ölüm haberini almasaydı bir süre sonra tekrar intihar teşebbüsünde bulunabilirdi diye tahmin ediyorum fakat yeğenini sahiplenmek zorunda kalması kendisinin de zamanında fazlasıyla sahip olduğu ve tek bir yangınla küle dönüşen sorumluluk duygularını tekrar canlandırıyor ve bir aidiyet duygusu yeşertiyor. Filmin sonunda iki odalı bir ev tutmayı planlayıp yeğeninin kendisini ziyaret edeceğini umut etmesi de bundan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Ayrıca abisinin ölümü ve cenaze işleri karşısında tutunduğu robotik tavırın da hem abisinin zaten sahip olduğu sağlık problemlerinin farkındalığına hem de geçmişte yaşadığı büyük dram ile birlikte tüketmek zorunda kaldığı duygusallığına bağlıyorum. Başlangıçta fazlasıyla sırıtan bu davranış bozukluğunun nedenini zamanla anlayınca karaktere inanılmaz bir empati beslemeye başlıyorsunuz zaten. Açıkcası kusursuz yazılmış ve mükemmel bir oyunculukla süslenmiş harika bir karakter. Bütün bu trajedinin yukarıda da belirttiğim gibi cıvık cıvık bir duygusallıkla aktarılması yerine böyle samimi ve tam da hayatın içinden diyaloglarla verilmesi bu filmin en güzel yanı. Benim için kesinlikle yılın en iyisi. En iyi film ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini almasını çok isterim. bu arada o güzel müziklerini de anmadan geçmeyeyim. şuradan lütfen: ost

    !---- spoiler ----!

    İmdb
  2. çok sade bir düzlükte, müthiş bir şekilde akıp giden bir film olmuş. ilk başta ne olduğuna biraz anlam veremeseniz de filmin hayatla olan paralelliği izlettirmeye devam eden çok önemli bir etken oluyor. duygusal kısımlarını eline yüzüne bulaştırmadan çok güzel anlatması ciddi bir artı.

    filmin müziklerinin bazı yerlerde sönük kaldığını bazı yerlerde de oldukça uzun tutulduğunu düşünüyorum ancak bazı sahnelerdeki nokta atışı tercihler bunu görmezden gelmeyi kolaylaştırıyor. en azından bir tane oscar alabileceği kanısındayım ben.

    filmin şu müziğini kesinlikle bir kere daha dinlemenizi öneririm.
  3. yarın sahibini bulacak 89. oscar en iyi film ödülüne "la la land" ile beraber en yakın olan film. casey affleck'in biz yedi düvel kamera karşısındaydık dercesine kotardığı oyunculuğu, minik ama dehşet tesirli dramatik anları; hikayedeki boşlukları dolduran, dozunda flashbackleriyle evrendeki 136 dakikamı anlamlandıran bir film oldu "yaşamın kıyısında".

    birkaç sahneye ve kurguya dair:

    !---- spoiler ----!

    sevgili patrick, babanın öldüğü günün akşamında sevişmek bizim gelenek, görenek, örf ve ananelerimize hiç mi hiç sığmadı bilesin. yönetmen muhtemelen telefonu elinden düşürmeyen çocuğuna karşı tüm hışmını patrick karakteri üstünden boşalttı. o telefon, o çocuğun elinden hiç düşmedi. bunda hayli sosyal ve aktif bir öğrenci olmasının da payı olsa gerek.

    lee'nin karakolda ifadesini verdikten sonra bir memurun silahını kapıp intihar etmeye çalıştığı sahnede az daha koyveriyordum. öylesi bir buz adamdan ancak böylesi bir tepki beklenebilirdi senaryo içinde.

    randi'nin ikinci evliliğinden olan çocuğuyla beraberken lee ile rastlaşıp konuştuğu sahneye gelelim. orada randi, lee'nin bilmediği şeyler olduğunu söyleyip defalarca özür diledi. bu sahnede acaba çocuklarının ölümünde kadının bir kusuru vardı da itiraf etmeye mi çalışıyor diye sinyaller aldı beynim.

    !---- spoiler ----!
  4. itiraf etmem gerekir ki affleck biraderleri yıllar boyu oyunculuk konusunda itici buldum. ancak son yıllarda önce ben affleck şimdi casey affleck beni utandırmak için resmen bir savaş içerisindeler.

    bu yıl sadece osacar adayları arasında değil yıl içerisinde de izlediğim en samimi, en sade, en etkileyici dramalardan birisi.

    filmin hem yönetmen hem de senaryo koltuğunda olan kenneth lonergan birden fazla duygu durumunu yaşamak zorunda kalınan anları ve bu anları yaşayan karakterin ruh hallerini gayet içten ve sade bir şekilde gözümüzün önüne seriyor.

    hikayenin ana teması “affetmek" ancak burada salt bir affetme durumundan bahsetmek yanıltıcı olur. burada sadece kişiye acı veren, ona hüzün duygusunu yaratan olaylar karşısında başkasını değil de kendisini affetme durumu göze çarpıyor. bir başkasının verdiği acıya dayalı kendi acısıyla başa çıkma söz konusudur. bir yığın paradoksal yan da var elbette. kendinin suçlama, affedememe ile suçlanma korkusu, kendini anlatamama hali iç içe girmiş.

    casey affleck, hayatı boyunca sayısız dayanılması güç olan şeyleri atlatmış, yalnızlığı seven, oldukça depresif bir karakteri canlandırmaktadır. bu açıdan da filmi belki de dertli, tasalı bir kişinin böyle derinlemesine ele alan merak uyandıran bir film olma özelliğini taşımaktadır. casey affleck, manchester by the sea için biçilmiş bir kaftan gibi; onun oynadığı karakter o kadar sessiz, o kadar içe kapanık ki filmde baştan soma o gizemli havanın korunmasını sağlayan önemli bir karakter. sinemada bu tip karakterlerin oynanması genellikle zordur. zira hareketli, içi eylemle dolu bir karakteri canlandırmak olağandışı bir şekilde hareketsiz bir karaktere can vermekten daha kolaydır. filmin ilerleyen dakikalarında bu karakterin durağan, gizemli yanını çözmeyi başarıyoruz. karakterin hayat hikayesine kulaç attıkça onun durağan, gizemli yanı, kendisini durağan dışı olana teslim ediyor. benim gözümde casey affleck gerçekten muhteşem bir oyunculuk sergileşmiştir bu filmde.

    filmde birçok karakteri flashback’ler üzerinden tanıma fırsatı buluyoruz. michelle williams, casey affleck'in canlandırdığı lee karakterinin depresifliğini taşımayı başarabilen sağlam oyuncu tercihi olmuştur.

    bu arada ufak bir detay;

    film aslında matt damon tarafından yönetilecekti fakat programındaki karışıklık nedeniyle damon hala yapımcı ve başrol oyuncusu iken lonergan yönetmenlik koltuğuna geçti. daha sonrasında ise başrole casey affleck alındı. iyi ki alınmış:)
  5. bu filmi izlerken sıkılıp yarıda bırakan kişi ile aynı paydada buluşmamız imkansız. zaten tür olarak dram adı altında çekilmiş, yazılmış. izlemeden önce de konusunu azıcık okusaydınız tam olarak neyle karşılaşacağınızı bilirdiniz. ben göz kırpmadan izledim beklentimi karşılamayı geçti hayranlık uyandırdı. casey affleck muazzam bir oyunculuk çıkardı lee chandler rolünde tek kişilik harika bir performans gösterdi. flashback’ler kullanarak geçmiş ve günümüz o kadar güzel verilmiş ki hayran olmamak mümkün değil.

    !---- spoiler ----!
    uzun zaman sonra eski karısı ile sokakta karşılaştıkları sahnede oyunculuğu arşa çıkardığına bu gözler şahit oldu. kadının yaşamını sürdürmesi yeni biri ile evlenmesi ve hamile kalması ama adamın bir şekilde geçmişte takılı kalması gittiği yere ölen kızlarının fotoğrafları ile gitmesi. ve o aralarında geçen kısa diyalog adamın görüşme teklifini kabul etmeyip yoluna devam etmesi anlatması zor izleyince hak verirsiniz.
    !---- spoiler ----!

    aldığı ve alacağı ödülleri sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. ayrıca solanları gasp edip bu kadar geç izlemek zorunda bıraktığı için recep ivedik adlı aptal filme küfürlerimi borç bilirim.

    !---- spoiler ----!
    lee ve patrick yaşadıkları karşısında aslında çöküş yaşamalarına rağmen bunu bastırmaları bazı olaylar sonucu bunları açığa çıkarmaları çok güzel işlenmiş. patric, toprak buz tutuğu ve babasının gömülemeyeceğini öğrendi babası bir süre dondurucuda kalmak zorundaydı ve ardından bu canını sıktı bir şekilde bunun üzüntüsünü yaşamayı bastırdı ama sonunda buzdolabının kapağını açınca buzluktan düşen dondurulmuş yiyecekler babasının durumu ile bağlantı kurdurdu ve ağlama krizine girdi içini boşalttı. lee ise biriken acısını öfkesini insanlara saldırarak çıkartmanın peşinde barda insanları onlara yan baktığı için ya da sırf sevmediği için bir anda yumruklamaya başlaması ve kavga çıkararak aslında o içinde kopan fırtınayı bastırmaya çalışması iyi bir detaydı. zaten ölümüne dayak yedikten sonra komşu kadının kollarında ağlayarak içini boşlatması bu rahatlamanın sonucudur. ayrıca çükünün düşkünü ergen patrick, iyiki o tekneyi sattırmadın evlat yaptığın en mantıklı hareket buydu.
    !---- spoiler ----!

    izlemediyseniz listenize alın diye öneririm gerçekten oyuncuların yaşadıkları acıyı, mutluluğu, üzüntüyü izlerken hissedeceğiniz bir film olmuş.
  6. taze bir amca olduğum için beni çok etkiledi bu film. casey afleck oscar'ı dibine kadar hak etmiş . senaryo'da aynı şekilde oscar ödülünü hak etmiş.

    !---- spoiler ----!

    filmin başında lee cahndler'ın (casey afleck) monoton, bunaltıcı kapıcılık işinde yaşadığı zorlukları ve insanları memnun etmenin de ne kadarda zor olduğunu izliyoruz. lee karakterinin ruhsuz, kaygısız bir adam olduğu algısı var. film ilerledikçe lee'nin barda yaşadığı öfke patlaması bu karakterin alkolle ilgili sıkıntısı mı var diye düşündüm.
    sonra lee yıllardır kalp kas ağrısı çeken abisinin ölüm haberi ile manchester'a gider. filmin başından sonuna kadar lee'nin boş, duygusuz ve psikopat, ürkütücü bakışları, karakterin geçmişini daha çok merak etmemize yol açıyor işte bu nokta da yönetmen ufak ufak flash back görüntülerle lee'nin geçmişini deşmeye başlıyor.
    meğer lee chandler hayat dolu, renkli bir eş ve aile babasıymış. ancak bir dikkatsizlik sonucu yaşadığı felaketle lee chandler artık eski lee chandler değildir.

    filmin en duygusal sahnesi scentofwoman
    da bahsettiği sahne eski eşi ile yol üstünde konuştukları o sahne ve patrick'in buzdolabı sahnesi duygusal anlamda etkileyiciydi.
    !---- spoiler ----!
  7. caseyy afleck'in bence harika oynadığı müthiş bir film olmuş.

    gayet sade, sıcak bir şekilde anlatılmış güzel bir hikaye, hiç sıkılmadan bir oturuşta izleyeceğiniz güzel bir hikaye. günümüz insanların da yaşayabileceği çaresizliği, sıkmadan anlatmayı başarmaları gayet güzel olmuş.

    ben burada bir başka şeye dikkat çekmek istiyorum,
    !---- spoiler ----!

    erkeklerin yaşadığı travmaları atlatmaları kadınlara göre daha zor oluyor sanırım filmde dikkatimi çeken yönlerden biri de bu oldu.

    lee'nin eski eşi randi ağır travmadan sonra 'yeni' bir hikayeye doğru yelken açarken, lee ise geçmişte yaşadıklarının etkisiyle daha kapanık, içe dönük bir karakter olarak yaşamına devam ediyor.

    !---- spoiler ----!

    kendimden de birşeyler bulduğum güzel bir film genede çok depresif bir dönemde izlememenizi öneririm.
  8. dram aşığı bir sinema sever olarak:.çok 'boş' bulduğum ama çok kabartılarak sunulan bir film.