1. “çocuk, yaşlı, genç, kadın, kız” demeden, her türlü insanlık dışı yöntemi uygulayacak “ülkücü bozkurtlar” vazifeye hazırdı. komünizme karşı mücadele dernekleri aracılığı ile örgütlenen, silahlı eğitim yapan faşistlere, kendi deyişleri ile ayakta kalmayı başarmış tek türk devletini koruma görevlerini ifa etmeleri için yeni bir kanal açılıyordu. devletin görevi ise; “ülkücü bozkurtların işini kolaylaştırmak”, katliamın kolay ve pürüzsüz uygulanmasını sağlayacak ortamı hazırlamaktı.

    bu plan dahilinde katliam gerçekleştirildi. yapılan sadece fiziki katliam değildi. insani olan ne varsa “yok edilmeliydi” emir böyleydi. hem bedensel hem de ruhsal katliam yapıldı. yüzyıllardır birlikte yaşayan alevi ile sünni’nin kürt ile türk’ün birbirine asla güveni kalmamış, planlayıcıların amaçladığı “düşmanlaşma” gerçekleşmişti. bundan sonrası kolaydı.

    katliam bittiğinde ortaya çıkan tablo katliamı yapanların dahi planını çok aşmış bir manzara oluşturmuştu. saldırılardan kurtulabilen alevilerin maraş’ta kalabilecek mecali kalmamıştı. büyük kentlere göçler başlamıştı. arkalarında sevdiklerinin ölüleri ve önlerinde katlanılması gereken belirsizlikler toplamı bir hayat duruyordu. katliam davasına gelince dava, düzmece iddianamelerle yürütülüyor, katiller değil, mağdurlar yargılanıyordu. esir alınmış bilinçler, emperyalizmin hizmetine koşulmuş sağ zihniyet, olaylara müdahale etmeyen askerler, mağdur olanları yargılayan mahkemeler aynı amaca hizmet eden birer sac ayağıydılar. bu denklemde, aleviler osmanlı'da nasıl ezenlerin biricik hedefi olmuşlarsa burada da kan ve kin, ölüm ve ayrılık, acı ve keder ile ıslah edilmeye çalışılıyordu. işin osmanlı'dan belki de tek farkı, emperyalizm çağındaydık ve katliam planları ile elde edilmek istenen sonuçlar uluslar arası güçlerin ve yerel işbirlikçilerinin ortak kararıydı.

    aynı plan sivas, çorum, malatya'da da uygulamaya konuldu. katillerin “kökünü kazımak” istediği kızılbaş, kürt, komünist olanlardan sağ kurtulanları ise 12 eylül darbesi bekliyordu. yani, ez, süpür, geriye kalanları işkence ederek içeri tıka!.. değil mi ki vehbi koç, devrimcileri kastederek: “biraz onlar güldü, sıra bizde.” diyerek 12 eylül'ün mimarlarını selamlıyordu. oysa bu ülkede aleviler, kürtler, ermeniler, yoksul türk emekçileri hiçbir zaman gülmediler, gülemediler. devrimciler emperyalizm ile bağların kesilmesini ve eşitlik isterken, yoksullar insanca bir yaşam arzularken, kürtler ve diğer halklar özgürlük isterken her zaman büyük bir şiddetle karşılaştılar. maraş bunun en büyük örneği değil midir? devletin ezilenler arasında farklı kimliklere sahip olanları birbirine düşman ederek elde etmeyi tasarladığı şey, tam da uğruna mücadele ettiğimiz eşitlik, özgürlük ve barış için engel durumundadır. maraş katliamı'nı bu bakımdan ele almak gerekiyor. bu katliam sadece alevilere yönelik bir girişim değil, aynı zamanda hak talep eden ve edecek olanlara verilmiş bir gözdağıdır. insanca ve kardeşçe yaşam için devletin bizim için çizmiş olduğu kırmızı çizgidir. bunu bilince çıkarmak bizim için oldukça önemlidir; çünkü biz ezilen sınıf, dini inanç ve ulusal kimliklerin yanındayız ve birlikte yürüyeceğiz. maraş'ta canlarımızı en korkunç ölümlerle tanıştıranlar ve bunu belli periyotlarla başka kentlerde uygulayanlar biz unuttukça ve nedenlerini sorgulamayıp alıştıkça üstümüze daha çok geleceklerdir. zihnimizi açık tutacağız, hafızamızı diri tutacağız, ölümlerden ölüm beğenmeyeceğiz ve üzerimizde oynanan oyunları boşa çıkaracağız, birlik olacağız, birlikte olacağız.

    sonuç olarak 19 aralık ile 26 aralık 1978'de kahramanmaraş'ta meydana gelen kürt-alevilere yönelik katliam. yedi gün süren olaylar sırasında 150 alevi öldürüldü. alevilere ait 200'ün üzerinde ev yakıldı, 100'e yakın iş yeri tahrip edildi. yirmi üç yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1–24 yıl arasında ceza almıştır. katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı.12 eylül darbesi'ne sebep olan olaylardan biri olarak kabul edilmektedir.
  2. insanlık suçu.