1. marilyn monroe herkesin tanıdığı bir hollywood efsanesi. rabia ise, yılmaz odabaşı'nın "sevginin herkesten şikayeti var" adlı kitabındaki "anamın karagözlü bacısı" dediği teyzesidir. teyzesinin hikayesi geçmişin tozlu anılar mezarlığından çıkıp satırlara dökülmüştür.

    marilyn monroe seks sembolü, efsane, binlerce erkeğin kalbini titretmiş platonik ya da gerçek aşkı yaşadıkları, taptıkları kadın. gayrimeşru bir çocuk olarak dünyaya gelen yıldızın hazin bir çocukluğu vardır.

    annesini akıl hastanesinde kaybetmiş ve çocukluğu bakım evlerinde geçmiştir. ilk travmaları o zaman yaşamıştır. gençlik dönemlerinde şöhret ve servet merdivenlerini hızla tırmanmış, ayakkabılarından şampanyalar içilmiş, erkekler servetlerini onun yoluna sermişlerdir. çevresini saran erkeklerin iltifatları ve abd başkanı john f kennedy ile yaşadığı büyük aşk onu narsisist yapmıştır.

    üç kere evlenip onlarca erkekle flört eden marilyn'in çevresini saran ilgi ve iltifat duvarının arasında narsisist şizofreni tanısıyla psikolojik tedavi görmeye başlamıştır ve bir gün intiharı şeçer ünlü yıldız. hayatı gibi ölümü de fırtınalı olmuştur. ölümü üzeinde hâlâ komplo teorileri üretilmekte ve marilyn bir şekilde ününü yaşatmaya devam etmektedir

    rabia, diyarbakırlı bir aşiret reisinin kızıdır. başlığı alınmış ve talibi olan sefer'le evlendirilmiştir. rabia kocasını sever ve yuvasına bağlanır. sefer'in almanya'ya ya işci olarak gitmesi rabia için sonun başlangıcıdır.

    rabia, kayınvalidesi, dört çocuğu, sefer'in iki kardeşiyle yaşamaya başlar. bu üçlü sefer'in namusunu koruyacaktır. perdeleri açtırmazlar. camdan baktırmazlar hatta kapının önüne bile çıkarmazlar. rabia'nın bedenini erkek sineklerden dahi korurken, ruhunu düşünmezler. kızdıklarında rabia'ya şiddet de uygularlar. sefer izine geldiğinde rabia "gitme!" der ama sefer daire ve ekmek fırını parası kazanmadan dönmeyeceğini söyler.

    rabia artık dört duvar arasında ruh sağlığını yitirmektedir. üstelik tedavi edeni, onun bu durumunu anlayanı da yoktur. gorbaçov'u* ve napolyon'u televizyondan tanır ve onlarla konuşmaya başlar. şizofrendir artık. üstelik sürekli evde oturmaktan aşırı kilo almıştır. sefer yurda döner. rabia artık napolyon'dan emirler alan bir askerdir. sefer'in işine yaramayacaktır. ailesi sefer'e genç bir kız bulur. çünkü rabia 36 yaşında bir delidir artık. sefer yeni ve genç karısıyla yeni aldığı evde yaşar. rabia da şizofren ataklarında diyarbakır sokaklarında napolyon'la savaşa çıkar.

    bir gün rabia bir yerlerden bulduğu kırmızı bir şapkayı başına takar. eline uzun bir sopa alır ve askeri sahaya girer. napolyon'dan gorbaçov'a selam getiriyordur. belki de kendini hep arzuladığı bir özgürlüğün kollarına böyle bırakmaktadır. artık şuursuzdur. askerin "dur!" ihtarını duymaz bile. oracıkta vurulur rabia. kimsesizler mezarlığına gömülür. ölüm raporu yargısız infaz olarak kayıtlara geçer.
    aslında rabia'nın ölümü değil yaşamı yargısız infazdı.

    marilyn monroe'nun hollywood'daki narsisistliği ile rabia'nın diyarbakır varoşlarındaki zorunlu mazoşistliği arasında bir fark yoktu aslında.

    bu kısa özeti yılmaz odabaşı'nın kapanış cümleleriyle bitirmek istiyorum:

    bu iki efsane kadın, benim kalbimde yıllar yılı ev sahibi gibi oturup kalmışlardır ve daha kalmaktalardır. çünkü marilyn biricik platonik aşkım, rabia ise öz teyzemdi benim!

    sevgili marilyn, cemal süreya'nın dediği gibi "şimdi cehennemde nietzsche'nin metresi olmalıdır."

    anamın kara gözlü bacısı rabia ise, belki cennette bile hâlâ sefer'i sayıklamaktadır.

    yılmaz odabaşı sevginin herkesden şikayeti var.
    orjinali için
    http://dunyalilar.org/marilyn-ve-rabia.html