• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.14)
match point - woody allen
genç tenis eğitmeni chris wilton (rhys-meyers), zengin bir ailenin oğlu olan tom’a verdiği özel dersler sayesinde yüksek sınıftan insanlarla yakınlaşma şansına sahip olur. tom’un kızkardeşi chloe ile flört ederken, onun femme-fatale ve esrarengiz sevgilisi nora’ya (scarlett johansson) aşık olur. chloe ile evlendikten sonra da nora ile yasak ilişkisi devam eder. nora’ya sahip olmayı, aynı zamanda da evlilikle kazandığı zenginliğin devam etmesini istemektedir. chris’in seçim yapması gerekmektedir. aşk mı yoksa servet mi?
  1. insan hayatında şansın ne denli önemli bir olgu olduğunu anlatan film. dostoyevski'nin "suç ve ceza" romanını da bir bölümüyle hatırlatır.
  2. "iyi bir insan olmaktansa şanslı olmayı tercih ederim."

    her sene film yapsam benim de 2-3 oscar'ım olur diyen arkadaşımın beğendiği 2-3 woody allen filminden biri.

    (bkz: annie hall)
    (bkz: midnight in paris)
  3. diğer woody allen filmlerinden hafifletilmiş diyalogları, sahnelerin fazlalığı ve tuhaf bir dramatikliği ile ayrılan film. woody, duyguların en yoğun vurgulandığı annie hall başta olmak üzere insan ilişkilerin çarpıklığını yansıttığı bütün filmlerinde, gerek gidişatta gerek sonuç aşamasında izleyiciyi - ilişkilerin çarpıklığının kendi doğasından kaynaklandığı vurgusuyla - tolere etmeyi başarmıştır. bu sebepten dolayı woody allen filmleri bittiğinde kafamızda sadece diyaloglar ve o diyalogların hayatımızdaki karşılıklarını aramak kalmaktadır.

    !---- spoiler ----!

    fikrimce, match point, enteresan bir şekilde iyi-kötü seçimini izleyiciye dayatmaktadır. haliyle dramatizm de bu noktada doğmaktadır. farklı bir bakış açısıyla söylemek gerekirse bundan önce beraber çalıştığı (bkz: diane keaton) , (bkz: mia farrow) gibi son derece çekici kadın oyuncuların tercih edilmesi ve bu filmlerin cinsel diyaloglarla dolu olmasına rağmen yapımlar libidoyu değil kafayı çalıştırmaya yönelikti. match point'te ise (bkz: scarlett johansson) hem çekici hem masum hem de şiddete maruz bırakılan taraf olarak ister istemez izleyiciyi yanına çekmektedir. bu durumda zaten hafifletildiğini daha önceden söylediğim diyaloglar niteliğini daha hızlı kaybetmektedir. absürd olmayan bir ölüm sahnesi de cabası.

    !---- spoiler ----!


    kötü bir film değildir. uzunluğuna rağmen kendini izletir. en iyi senaryo dalında oscar adaylığını da sonuna kadar hak etmiştir. fakat woody allen izleyicisi için kolay bir lokma olduğunu söylemek lazım. ek olarak ana karakterin yaşadığı iç sıkıntı ve varoluş savaşı bana uzaktan uzaktan özgürlük yolları'nın ilk kitabını anımsatmaktadır.

    (bkz: jean paul sartre)
  4. !---- spoiler ----!

    tenis topu ve filmin sonu iyi bir gönderme ve ters köşe olmuşsa da ruhunda biraz sherlock barındıranlar için filmde bir kaç boşluk mevcut. buralara takılmazsanız fena film değil.

    !---- spoiler ----!
    mesut