1. kanal seçerken zorlandığım başlık. çünkü bir yönüyle eğitime, bir yönüyle sağlığa, bir yönüyle seyahate dahil olurken, çeşitliye selam çakmayı ihmal etmiyor. en uygunu siyaset olacaktır.

    öğretmen arkadaşlara getirilen kadrosuz ve üstelik 6 yıllık sözleşmeler onlar için çok daha acıklıdır. haklarını yemeyelim, belirtelim. onlardan da son günlerde kaybettiklerimiz oldu. ışıklar içinde uyusunlar.

    zorunlu hizmet yahut sağlıkçılar için devlet hizmeti yükümlülüğü kısaca dhy de denilmektedir. şahsen 150. gününden seslenmekteyim. önümde iki buçuk tane daha var bundan.

    tanımı şudur; devletin yetişmelerinde bana göre zerre emeğinin olmadığı gencecik çocukları yetiştirdiğini iddia ederek şanslılarsa hayatları boyunca bir daha görmeyecekleri bir coğrafyaya ve o coğrafyadaki insanların arasına, istekleri dışında, psikolojik ve yasal bir işkenceden geçirmek suretiyle göndermesi. insan hakları ihlali, bazen cinayet.

    doğuya sınır bir ilçeden bildiriyorum, iç anadolu'nun doğusunda, doğunun biraz batısında. nüfus on bini geçmez. 3 uzman 9 pratisyen hekimden ibaret bir hastanede görev yapmaktayım. ki benim doğup büyüdüğüm ilçenin nüfusu 150 bin olmasına rağmen orada 12 pratisyen var. orantısızlığa dikkat ettiniz mi? devam edelim. personelle birlikte acil servisimizin yaş ortalaması 23, neredeyse hepimiz deneyimsiziz. danışmamız için sadece dahiliye ve pediatri uzmanımız var. cerrahımız olmamasına rağmen anestezi uzmanımız var. kafam güzel olsun diye bazen şaka yollu takılıyorum bari beni uyut diyerek. ihtiyacımız olan birçok tetkik bulunmuyor. cihazlar haftada en az bir gün arızalanıyor. tıbbi sekreterimiz yok, bilgisayar kayıtlarını bizler giriyoruz. internet kafe işletmeciliğinden gelme bir bilişim sorumlusu var, bozulan yazılım 3 günde falan düzeliyor. antidotu piyasada mevcut olan ilaçların kendileri var, antidotları yok. o meşhur döner sermaye var ya hani, işte o bizde yok. biraz da mı yok diyorlar bunu anlattığım kişiler, inanamayan gözlerle, yazıyla sıfır. herkes aynı işi yapıyor fakat sözleşmeli hekimler biz sözleşmesiz hekimlerden daha yüksek maaş alıyorlar. eşit işe eşit ücret yok. sözleşme soruyoruz, cevap, yok.

    burada en çok duyduğum şey "yok" kelimesi. her şeyin büyülü cevabı, "yok işte hocam na'apalım?". herkes birbirine ne yapılması gerektiğini soruyor. evrak kaydetmeyi bilmeyen adamlar evrak kayıt birimi'nde okey oynuyorlar. tutanak tutuyoruz, takip etmezsek işleme konulmuyor. kazara kasabanın ileri gelenleri bizi şikayet ederse tutanaklar kaybolabilir diyenler var. kurum içinde hiçbir güvencemiz yok. denetçiler geliyor, hep de bana denk geliyorlar, sıkıntıları iletiyoruz, cevap, tabi ki yok.

    koridorda kocaman yazıyor, "kamu hizmetini geciktirmek suçtur!". her nöbet gidip bakıyorum. hayatım dahil bu şehirde her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğunu bilerek. adli makamlar bize başvurdukları kendi işleri için hiçbir prosedüre uymuyorlar. gece gece nöbetçi adli makam kalkıp üst yazı yazacak değil ya. ensesi kalınlar hastaneye geldiğinde kapıda karşılanıyorlar, biz servisimizi terk etmedik diye fırça atmaya çalışan başka ensesi kalınlar oluyor.

    "ihtiyaca binaen" il merkezine görevlendirildiğimizde gittiğimiz birimin yetkilisi "sizi kim görevlendirdi? ihtiyaç falan yok" diyebiliyor, yani bir ay ortadan kaybolsam kimse arayıp sormayacakmış, yine de mecburi hizmet için ihtiyaç var. biz olmasak sisteminiz çöküyor, değil mi? ihtiyaç nedenini de açıklayalım. il merkezinde 52 pratisyen olmasına rağmen 30 tanesi idari görevlerde, yani torpilli. sistemde görevli pratisyen sayısı tam göründüğünden yeni atama yapılamıyor, 20 pratisyen 52 pratisyenlik işi yapıyorlar. bakanlığa bir yazı yazılmasıyla çözülecek konu, o yazı yazılmadığı için yıllardır görevlendirmelerle geçiştiriliyor, evet yıllardır.

    hastane içinde yöneticilik yapan bir hanım abla nöbet listesinden şikayet eden personele kendisine hiçbir şey olmayacağını, kendilerini tehlikeye atmamalarını söyleyerek mobbing uyguluyor. devletimiz bunlarla her sözleşme döneminde yeni sözleşmeler yapıyor. günde gelen hasta sayısından daha fazla personele sahip torpilliler hastanesi resmen.

    hastane polisi yok, özel güvenlik kasabanın insanı olduğu için hastalarla sorunlarımızda arabuluculuk rolünü üstleniyor. onlar da olmasa şiddete uğramamızın önünde bir engel yok. fakat 8 saatlik 3 vardiya halinde 1 kişi kaldıklarından onlar da bazen faydasız kalıyorlar. şiddet gören arkadaşlarımız oldu. sonuç, şikayetler ya işleme konmuyor, yada araya girilip şahıslar barıştırılıyorlar.

    hastalar tedavilerini kendileri düzenleyebilir düsturu hakim. tatmin edilemiyorlar, çünkü böyle alıştırılmışlar. o iğne o vücudun bir yerinden girmek zorunda. çoğunlukla damardan tedavilerini düzenleyen hastalar acilde yığılmalara sebep oluyor. sonra kavgalar ediliyor, herkes çığrından çıkıyor. bir doktorla tatmin olmayan hastalar poliklinikten çıkıp acile geliyorlar ve kayıt almadan ilaçlarının doğru yazılıp yazılmadığını check ediyorlar. giriş istediğinizde yakınlarını ve sülalelerine verilmiş isimleri sayıyorlar. anlamıyoruz tabi, oranın en zengini olmasının bizim için önemi olmadığını söylüyoruz, olaylar olaylar.

    bunlar her an yaşanıyorsa da insan zamanla adapte oluyor. "gel teyzecim burası yol geçen hanı neden tansiyonunu ölçmeyeyim kayıt yaptırmadan ilaç vermeyeyim?", "neden akciğer kanseri amcayı sevk istemediği için serviste ölüme terk etmeyeyim?" kıvamına geliyorsunuz.

    memleketin her köşesinde yukarıda yazdıklarımdan daha kötü, korkutucu, tiksindirici olaylar yaşanıyor. çukurca'da hekim arkadaşlar güvenlik gerekçesiyle hastanede barınıyorlar, tekirdağ'da başka hekimin kaşesiyle raporlar veriliyor, insanlar öldürülüyor, yaralanıyor. çoğunlukla mesleğin başında, gencecik insanların psikolojisi bozuluyor, lanet ediyorlar ve sonunda çoğu anadolu insanına ayak uydurup kaypak, çıkarcı, hain, dedikoducu insanlar haline geliyorlar.

    mecburi hizmet biraz da torna tezgahıdır, devlette çalışan insanları gençken tezgaha sokar ve devlet, o tezgahtan toplumun bugününü yansıtan mankurtlar çıkarır.

    not: sendika olayına değinmemişim bile. ömrün boyunca yatılı okumuş ve eğitim hayatının her döneminde fetullahçılarla mücadele etmişsindir, bu yüzden disiplin soruşturmaları geçirmiş, gözaltına bile alınmışsındır. o sendikaya üye olmak istemediğin için birisi gelir sana sen de mi fetöcüsün der, tehdit eder, ağzını burnunu kırmak istersin. kıramazsın.
  2. yurtdisi burslularinda bu sure egitim suresinin iki kati kadardir. yani yurtdisinda master ve doktora yapmasi icin gonderilen bir ogrenci, en hizli sekilde 6 yilda (2 master+4 doktora) bitirirse egitimi adina gittigi universitede 6x2=12 yil zorunlu hizmet verme hukumlulugunde oluyor.