• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.50)
merhume - murat uyurkulak
hayat ölümden beter olduğunda, cinayet hobiye dönüşür.
'bir gün, öyle bir an geldi ki, kötü biri olmaya karar verdim. taştan bir kalple kurtulurum sandım. ama çok geçti artık, tüm vakitlerin sahibi silahına benden önce davranmıştı, şahane bir tebessümle bastı tetiğe, kurtulamadım, günaha girdiğimle kaldım.
şimdi önümarkamsağımsolumüstümbaşımyüzümgözüm tövbe...'
olayı çözsen de kaderi değiştiremezsin.
beyhudelik zindanından çıkamazsın.
bunu sen de biliyorsun.

kapağında böyle yazar. kapaktaki yazıyı boşver! yok olmak üzere olan evren tunga'nın romanıdır. romanda kadına erkeğe dair, özür dilemeden değiştiriyorum! ! insana dair bir hikaye var. bir cinayet romanı yazmaya kalkmamış uyurkulak. !! özür dilemeden değiştiriyorum. !! "insana" dair ne varsa silip* atmış. şimdi çıkıp seksist bir manda bu kitabı okusa ne der diye düşünmemiş. homofobiyi tuvalet kağıdı yapmış. senin utandığın görmekten kaçtığın ve bilimum pisliği akıtmış. nereden ne çıkacağı belli olmaz ey okuyucu. gözüne dizine dursun o okuduğun önceki romanlar. bak ben başka bir şey söyleyeceğim! eğer çiçeği burnunda bir damatsan altına yattığın adamınkinden büyük tatlar da var der evren tunga. pislik mi dedik? insana dair pisliği zaten yazmadık mı yukarıda. tek kelimeden anlamadınız mı? hayır anlamadın da * koyduk tepesine, yine mi anlamadın! boşver.
  1. merhume romanı toplumun sorunlarına, güncel gelişmelere duyarlı bir yaklaşım sergilemiş. bilhassa psikolojik ve toplumsal kurumların baskısı altında kalan insanların yaşadığı aldatıcı değerlere boyun eğmek zorunda kalışlarını, aile birey ilişkisi içinde yalın bir dille anlatır. korku, ölüm, barış, kadın erkek ilişkisi, özveri, aşk, yaşlılık, gençlik, başkaldırı, özgürlük gibi evrensel temalar, güncel kaygılarla, dünyaya bakış açısıyla, toplumsal gelişmelerle iç içe ele almıştır.

    buraya kadar yazdığım kısmı kitaptan evren'in yorumlamalarından alıntıladım.

    sözlerle harflerin kökleriyle tanrıymışçasına oynayan bir yeteneğin romanıdır bu. kitabın hemen başında henüz çok erkenken hızlı bir giriş yapmıştır. üşenmeden yazacağım

    "..havalı hikayeler döktüren kabası ay-yıldız, pazısı bismillah dövmeli bir şair vardı, hak ile haz arasında kalmıştı, bir müddet tebdil-i kıyafet edip nice batakhane eşiği aşındırdı, cilveleşme esnasında bilumum muzaffer ecdadın felekfeza cenkleri zihninde sepya resimler misali resmigeçide başladığından bir defa olsun rahata eremedi, nihayet hazdan umudu kesip tövbe etti, bekarlık andı içti, köşe yazarlığı, televaizlik, vekillik, bakanlık, simsarlık derken karun kadar zengin oldu, kalan ömrünü çil çil cumhuriyet altınlarını arttırarak geçirdi, ki dört martı, üç güvercin, iki kargadan müteşekkil uçuk bir çete, şahdamarına vahşi bir gelincik musallat etmek marifetiyle canını almış diye anlatırlar, ben vefatını duyduğumda ellerimi antibakteriyel sabunla yıkıyordum, közlenmiş kırmızıbiberli pizza söylemiştik, beni severlerdi vaktiyle, mayhoş tuhafiye, küflü kırtasiye kokusu, sadak ve azim!
    ..

    sevmeyeceksin, güvenmeyeceksin, delirmeyeceksin! burada seveni çizerler, delireni düzerler, derviş değil berduş ederler, geberir gidersin. uzaklarda koca koca şehirler delirip üzerine emekli maaşı bile alıyormuş. hiç umutlanma, zifiri bir deliğe tıkarlar, marşlar çığıra çığıra düzerler. büyük lafları da düzülürken edersin artık, hürriyetmüsavatuhuvvet, o olmazsa vatanmilletsakarya, o da olmadı hürteşebbüsserbestpiyasa, bu cennet toprağa şakır şakır yağmur yağmazken, yağma alışkanlığından miras kalaslığına lanet ederek, sıcak sulara varmak için kafalarını zehir gibi işleten gavurlara sefil küfürler geveleyerek...
    "

    böyle ısınmaya başlarsın romana, bir lafı on gediğe sokmuştur. okurken içimi endişe kapladı. evet çünkü bunlar varken hayretimucip bir grotesklik içeriyordu metin. evet bunu çok sever murat uyurkulak. onda bir sürrealist yaklaşıp hep vardı. onun atom parçasını bile seyirciye nakşeder. bir yerde kırılması gerekiyordu. bu noktada evren tunga'nın bu düzlemine birini daha aldı uyurkulak. çok ustaca yaptı. bütün süpürüntüleriyle günlüğün başına geçirdi yusuf dedikleri yazarı. artık aynı düzlemde farklı iki bok çukurunun çıkarımını yapıyordu okuyucu. evren'in sınırları bulunmayan zekası ile pisliğe her maruz kalışının öyküsünü aldık. öte yandan yazar yusuf bile isteye bulaştığı bütün çirkinliklerle yanında durmaktadır.

    gerçeğin romanını yazmıştır evren tunga.

    güncel demişti ya mesela üst paragrafta bakın şimdiye dair nasıl bir öngörüsü yapmıştır uyurkulak, sinirlenen bozulan olursa olsun, rahatsız oluyorsan anla ki daha kendini bulmak için alacağın çok yol var.

    "balkan lokantası'nın kasasındaki güler yüzlü, tombik genç iki liramın üstünü veriyor. rakamla 50, yazıyla elli kuruş. kasanın arkasındaki duvara asılı tablosuna bakıyorum ulu önder'in. ey ulu önder, misakı kanla mühürlenmiş sert komutan, semalarda kendi bildiğinden başka kuş uçmayan kör avcı, söyle bana, elli kuruşla ne yapabilirim? böyle bir posterini alasım, tek göz rutubetli odamın en kuru yerine asasım var mesela, lakin poster beş lira... bayrak alasım var, en alından, pencereciğimden sarkıtayım da dost gülsün düşman ürksün diye, ama bayrak üç lira... marş dinleyesim var en alasından, milli marşlar albümü duruyor elimde, çıkıp mis gibi açık alınla şu kitapçıdan, tarlabaşına doğru yürürken, toprağı diş macunu gibi sıkıp şuheda fışkırasım var, fakat albüm on beş lira...

    ulu önder'in tablosunun hemen yanında uzun önder'in tablosu duruyor. o zaman sen söyle, ey kefenli katil, cihan reisi yağmacı, sefaletin dibine vurduğum bu cihad-ı nefs zamanlarında bana açıktan bin kağıt atar mısın? ne mi yapacağım? ceylan derisi kaplama kuran alacağım... afgan ipeğinden, iran dokuması seccade sereceğim yere... battal bir deveye bineceğim, sonra da kesip yiyeceğim... mısır'dan mor mermer getirtip sana layık azman bir kabir yaptıracağım... ibadette cabbar, ticarette acar, cimada karar olacağım... 50 kuruşluk imanımı ruhumun somun ekmeğine sarıp avazım çıktığı kadar bağıracağım: dünyanın bütün günahkarları siktirin gidin ulan!
    "

    not: şuan pek vaktim yok ama bu yaz oturup bir eleştirel yaklaşım yazmak istiyorum. olur da yazabilirsem burada paylaşmak isterim.

    kitabı okuduktan sonra edebiyat namına büyük haz duydum. ustalıklı eserlerin abisi murat uyurkulak önceki iki kitaptaki tarzından birazcık uzaklaşsa da yine içerik olarak, okura kazanım olarak çok şey katmış. söylemeden edemeyeceğim. april yayınlarındaki tasarımcılıkta yeteneksizlik sıralamasında birinci gelen kapak tasarımını yapan eralp güven'e; keşke hiç kapak yapmasaydın. keşke bu kitabın yakınına yöresine yaklaşmasaydın. keşke hiç tasarımcı olmasaydın. çok kızgınım sana. belki bir gün bunu okurken sinirlenirsen kızarsan sinirlenme! kızacaksan eğer kendine kızmalısın. april yayıncılık da bu kitaba yaklaşımını bir şekilde böylece göstermiş oldu. yazık etmeyin şöyle kitaplara yazık etmeyin.

    sağlıcakla kalın. sevgiler