• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.33)
metafizik nedir - martin heidegger
hatta "metafizik nedir?" sorusunun aslında çift anlamlı olduğu ortaya çıkarsa çünkü bu soru, felsefe olarak felsefeyi bir ağaca benzeten ve onun kökünü metafiziğin oluşturduğunu ifade eden rené descartes'ın söylediği gibi, sadece metafiziğin ne olduğunu sormaz, metafiziğin kendisiyle ilgili bütün temellendirme ve temel kabullerinde üzerine eğilmediği "metafiziğin temeli"nin ne olduğunu da sorar-, bu durumda hoşnutsuzluk daha artabilir, çünkü artık değil bir kökü göstermek, tek bir palamut dahi ortaya konamayabilir. bu bakımdan "metafizik nedir?" sorusu sadece "metafizik ne değildir?" sorusunu aşmakla kalmaz, doğrudan doğruya ve açık açık "dir"in ne olduğunu sorar; çünkü onsuz metafizik olmaz, oysa metafizik kendini ona yöneltmek yerine, ondan kaçar. peki ama neye dayanarak okuyucunun memnuniyeti beklenebilir ki? (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. heidegger'in deyişine göre varlık nedir sorusuyla hiçlik nedir sorusu aynı kökene dayanır. hiçlik eski yunan'da şöyle anılıyor, "hiçlikten varlık doğmaz" böyle olunca hiçlik kavramını varlık alanının dışına taşımış oluyorlar. yani burada varlık varsa hiçlik yoktur demiş oluyorlar.

    şimdi burada sorulan soru o zaman "varlık nedir"e dönüşüyor. varlığın kendisi metafizik oluyor. kitabın tamamını hatırlamıyorum ama özetle şöyle diyebiliriz, varlık hiçlikle birleşerek görünür. yani "değili" (yokyeri de denilebilir) ile birleşince varlık haline geliyor, diyor. siyahın beyazda var olması gibi. demek ki var olmakla hiç olmak metafizik açıdan aynı şeymiş.
    abi
  2. heidegger bu eserinde felsefe tarihini en başından beri meşgul eden "varlık" problemini incelemiştir. genellikle tarih boyunca düşünürler nesnel olarak ifade ettikleri ve biçimlendirmeye çalıştıkları "varlık" tanımını heidegger daha da boşaltımış ve "hiç"leştirmiştir. bu kapsamda heidegger, evrende her şey zıttıyla birlikte vardır önermesine uygun olacak şekilde varlık problemini hiçlik problemiyle birlikte anlatmıştır. yani varlık nedir problemini hiçlik nedir problemi üzerinden tanımlamıştır.

    modern dünyada "varlık" bir olgu ve nesnel bir biçim olarak karşımıza çıkmaktadır. dolayısıyla, mantıksal bir çıkarımda bulunmak için yine nesnel olanın yardımını almaktayız. heidegger işte buna karşı çıkmış ve mantıksal olarak "hiçliği" ötekileştirmenin aslında varlık problemini çözmeyi engellediği iddiasında bulunmuştur.

    "havf" durumu üzerinden incelediği hiçlik kavramında, havf durumunu; “insanın varlığında, insanı bizzat hiçliğin karşısına koyabilen bir içsel aheng” olarak tanımlamıştır. havf durumu aslında bir belirsizlik durumudur. hiçliğe en yakın olunan bütün sınırların ve tanımların ortadan kalktığı ve belirsizliğin öne çıktığı bir durumdur. heidegger bu durumu bireyin ancak varlıkları içselleştirerek ulaşabileceğini anlatır; “havf içinde dil tutulur. çünkü var olan bütünlüğü içinde erir ve hiçliğin baskısı kendini hissettirir ve onun varlığı karşısında ‘dır’ demek susar. havf içinde bize bir şeyler olduğu zaman, çok vakit boş sukutu, gayesiz kelimelerle ihlal etmeyi amaçladığımız, sadece hiçliğin mevcudiyetinin bir delilidir.” olagelme kavramı yani hiçlikten ortaya çıkma ve var olma durumunu da bu kapsamda değerlendirmektedir.

    dolayısıyla havf durumu bireyin özgürleşmesi ve bireyin kendisi olabilme durumunu da ifade eder. bireysel varoluşun bulunabileceği bir an olarak karşımıza çıkacaktır. insan ne kadar hiç ise o kadar var olacaktır. önce kendini tüketecek ve içini belirsizleştirecektir ki öyle var olabilsin.