1. 8 ocak 1996 yılında polisler tarafından dövülerek öldürülen muhabir. duvardan düştü denilerek katillerinin adının temize çıkarılmaya çalışıldığı, kendisini katledenlerin sadece 6 yıl ceza aldığı, annesinin feryatları kadar yürek yakan az şey duyduğum gazeteci.

    annesi fadime göktepe'nin doğum gününde yapılan bir röportaja buradan ulaşılabilir.

    'bir sevdalı yürekti o
    kalemine kan damladı.'
  2. 21 yıl önce bugün gözaltında iken işkence ile öldürülen evrensel gazetesi muhabiri.

    insanlık dışı bir muamele ile dövülüp, işkence edilen metin için utanmadan ''duvardan düştü öldü'' denilse de daha sonradan işkence sonrasında öldüğü kanıtlanmıştır.

    ferhat tunç adına güzel bir ağıt yakmıştır metin'e ağıt - ferhat tunç
  3. 21 yıl geçmiş. aynı gün birlikte gözaltına alınmıştık. sonra o öldürüldü. bir daha ben hep eksik kaldım. biraz korktum biraz hayatın kargaşasına düştüm. ekmek derdine düşerek kavgamı unuttum. her ismini duyduğumda gözlerim yaşaran ve yaşadığım küçük burjuva hayattan utanmama sebep olan kişi.
  4. 10 Nisan 1968’de, Sivas'ın Gürün ilçesine bağlı Çipil köyünde, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan 8 çocuklu emekçi bir ailenin 7. çocuğu olarak dünyaya geldi.

    İlkokulu köyde, ortaokulu ve liseyi de İstanbul'da okuyarak şimdiki adıyla Bakırköy İbrahim Turhan Lisesi’nden mezun oldu. 1989 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’ne girdi.

    1992 yılının mart ayında işçi ve emekçi hareketinin gelişimine objektif tutacak Haberde ve Yorumda Gerçek dergisinde yayın hayatına başladı.

    7 Haziran 1995’te kurulan Evrensel gazetesinde kuruluşundan itibaren görev aldı.

    4 ocak 1996'da Rıza Boybaş, Orhan Özen, Abdülmecit Seçkin ve Gültekin Beyhan isimli dört devrimci tutsak Ümraniye E tipi Cezaevinde katlediğinde, tutsakların 8 ocaktaki cenazesine "Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar!" diyerek katıldı.

    8 Ocak 1996 günü Alibeyköy'de polis baskısı altında düzenlenen cenaze törenine katılımı sarı basın kartı olmadığı gerekçesiyle engellendi. Haberi takip etmekte kararlı davrandı ve gözaltına alındıktan sonra yüzlerce insanla birlikte götürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda işkence edilerek öldürüldü.

    Devlet yetkilileri çelişkili açıklamalar yaparak cinayeti gizlemeye çalıştı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, Metin Göktepe’nin gözaltına alınmadığını; Eyüp Cumhuriyet Savcısı Erol Canözkan gözaltına alındığını ancak sonra çay bahçesinde otururken fenalaşarak sandalyeden düştüğünü; İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan ise spor salonunun duvarından düşerek öldüğünü iddia etti.

    8 Ocak 1996 akşam saat 20.00'de Eyüp C. Savcısı Erol Canözkan, olay ve ölüm tutanağı düzenleyerek Metin'in cesedini Adli Tıp'a gönderdi. Bir süre gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakılanlar ise, ısrarla Metin'in gözaltında polis tarafından öldürüldüğünü ve cesedinin gözaltında tutulan diğer kişilerin yanından alınarak götürüldüğünü söylediler.

    Metin'in ağabeyi İbrahim Göktepe, Eyüp Cumhuriyet Savcısı Erol Canözkan'a ifade verdi ve Metin'in gözaltında polisler tarafından öldürüldüğünü belirterek, şikayetçi olduğunu söyledi.

    Dava süreci

    Evrensel Gazetesi Sahibi Vedat Korkmaz, polisler hakkında idari soruşturma açılması için İstanbul Valiliği'ne şikayet dilekçesi verdi. İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, gözaltına alınanlar arasında Göktepe'nin olmadığının kamera görüntülerinden de tespit edildiğini, listede isminin yer almadığını ileri sürdü. Ancak daha sonra yaptığı açıklamalarda Göktepe'nin gözaltına alındığını kabul etti.

    11 Ocak 1996: Vedat Korkmaz'ın şikayet dilekçesi ve Metin'le ilgili Adli Tıp otopsi tutanağı Valilik tarafından idari soruşturma yapılması için Polis Başmüfettişi Yaşar Gökışık'a gönderildi.

    13 Ocak 1996: TGC Başkanı Nail Güreli'yi ziyaret eden ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Göktepe'nin ölümüne ilişkin resmi makamların yaptıkları açıklamaların tatmin edici olmadığını söyledi ve olayın takipçisi olacaklarını ifade etti.

    15 Ocak 1996: Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, "görevsizlik kararı" ile Memurun Muhakematı Hakkında Muakkat Kanun hükümleri gereği haklarında soruşturma yapılan polislerin atılı suçu idari görevlerini ifa ederken işledikleri gerekçesi ile soruşturma dosyasını Eyüp Kaymakamlığı'na gönderdi. Eyüp Kaymakamlığı da dosyayı İstanbul Valiliği'ne gönderdi.

    16 Ocak 1996: İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı, raporunu açıkladı. Raporda, "Metin Göktepe gözaltına alınmış, gözaltında polis tarafından öldürülmüştür" denildi.

    Metin'in meslektaşları olan genç gazeteciler, Metin gözaltına alındığı ve öldürüldüğü günden itibaren, duruşmaları izlerken atacakları "İnadına hepimiz birer Metin'iz" sloganının gereğini yapmaya başladı. Göktepe ailesinin, gazetecilerin, avukatların ve Metin'in gazetesi Evrensel'in ısrarlı çabalarıyla İçişleri Bakanlığı soruşturma başlatmak zorunda kaldı.

    19 Ocak 1996: Bir grup gazeteciyi Çankaya Köşkü'nde kabul eden Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Cinayeti polis işlemiştir tabirini beğenmiyorum. Hadiseleri kendi sınırları içinde mütalaa etmeliyiz. Münferit hadiselerden netice çıkarırken, devleti yargılamayalım. Yargılanacak olan suçu kim işlemişse odur. Polis teşkilatını yargılamamız yanlıştır. Ama üstünde polis üniforması olan A veya B şahsı işlemişse, yakasına yapışırız. Cinayet örtbas edilemez" dedi. Aynı gün Evrensel gazetesinin Ankara bürosunu ziyaret eden DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Metin'in öldürülmesinin demokrasi ayıbı olduğunu söyleyerek, DSP olarak olayın aydınlatılması için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti. Halbuki öldürülmesinden sorumlu polisler kamuoyunda "rahşan affı" diye bilinen afla şartlı tahliyeden yararlanarak toplam 1 yıl 8 ay cezalandırılacaktı.

    22 Ocak 1996: Başbakan Tansu Çiller, Göktepe'nin duvardan düşmediğini, gözaltına alındığını açıkladı.

    7 Şubat 1996: İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin soruşturması sonuçlandı. Müfettişler tarafından hazırlanan 38 sayfalık fezlekede 49 polisin yargılanması istendi.

    5 Temmuz 1996: Adalet Bakanlığının talebi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin, İstanbul'da güvenlik sağlanamayacağı gerekçesi ile davanın Aydın'a nakline karar verdi.

    4 Kasım 1996: Aydın'daki duruşmadan bir süre sonra Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı ile Aydın Valiliği'nin isteği üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi, davanın Afyon'a naklini kararlaştırdı. Ancak davanın İstanbul'dan uzaklaştırılması, davaya olan ilgiyi azaltmadı. Tam tersine ısrarlı takipçilerin sayısı her duruşmada biraz daha arttı. "Dava nerede biz oradayız" diyen binlerce kişi bir çok ilden otobüslerle duruşmaların görüldüğü Afyon'a geldi. Hatta hemen her duruşma yurtdışından gelen delegasyonlar tarafından da izlendi.

    Afyon'a taşınan Göktepe Davası, 28 Eylül 2000'de beş polis memuruna "kastı aşan insan öldürmek" ve "faili belli olmayacak şekilde insan öldürmek" suçlarından verilen yedişer yıl altışar ay hapis cezasının onanmasıyla bitti.

    Bir polis memuru ise Yargıtay'ın kararı bozmasından sonra 20 ay hapis ve beş ay kamu hizmetlerden uzaklaştırma cezası aldı. Mahkum polislerin cezalarının tamamlamalarına 19 Aralık 2000'de yürürlüğe giren Şartlı Tahliye ve Ceza Erteleme Yasası engel oldu.

    Bugün basın hâlâ tutsak, Metin Göktepe'nin fotoğrafını gururla taşıyan Ahmet Şık da binlerce gazeteciyle birlikte tutuklu. Fakat susmayanların direnciyle dönecek bu devran. "İnadına hepimiz birer Metin'iz" diyebilen gazeteciler var olduğu sürece gerçeklik aydınlatılacak, katillerden döktükleri kanın hesabı sorulacak ve bu karanlıktan kurtuluşun yolu mutlaka bulunacaktır.

    ahmet şık döverek öldüremedikleri metin göktepe'dir