1. sanırım kitap okumayı en sevdiğim yerlerden biri. bir de ayrıca metronun o sürekli mırıltısıyla iyice odaklanabiliyorum.

    toplu taşıma araçlarında kitap okumayı seven biri olarak, şu ana kadar en çok kitap okunan araç olarak kartal-kadıköy metrosunu görüyorum.
    ne yalan söyleyeyim çok çok hoşuma gidiyor etraftaki insanların da benimle birlikte kitap okuması. yürüyen merdivende okumaya başlayanınsa hastasıyım!

    geçenlerde 2 yürüyen merdiven arası da kitabıma devam ederken -hani kozyatağı metroda bir kavisli yer var ya- işte orayı dönecekken bir kadınla çarpıştım ay pardon benim hatam falan derken onun da kitap okuyarak yürüdüğünü farkettim. çok hoşuma gitti. ikimiz de gülmeye başladık.

    dün de bir ara başımı kaldırınca farkedip saydım yan yana 4 kişi kitap okuyorduk. elektronik okuyucudan okuyan vardı, eski bir cilt okuyan vardı, bir de bonusumuz yanda kpss testi çözen biri vardı.
    (neyse bu da böyle bir anımdır)

    demem o ki; belki de en güzel, en bitmesin yolculuklar kadıköy metrosu, öyle güzel bir okuma deneyimi...
  2. kaç kitap okuduğun, ne okuduğundan; ne okuduğun da nasıl okuduğundan daha önemsiz olmakla birlikte bu önem sırasının kavranabilmesi için önce insanların genel olarak okumanın önemini kavraması gerekli. okumanın önüne gelecek kelimelerin önemi, okumak fiili önem kazandığında bir anlam ifade edebilir ancak. o yüzden ben metro da başta olmak üzere kalabalık pek çok yerde farkındalık yaratabilmek için kendimce, kitabımı çıkartırım mutlaka. bence siz de yapın, hepimiz yapalım.
  3. sarnıçtan alsancağa gelene kadar kafamı hiç kaldırmadığım için çevremde olan biteni fark edemediğim eylem. ne zaman sonraki durak alsancağı duyup kitabı sırt çantama atıyorum çevremde hep güzel bir bayan oluyor. boş zamanları değerlendirmek ve fırsatları kaçırmak için ideal.
    ayrıca anlamadığım bir şekilde izbanda okuyan herkes kitabına yeni başlamış oluyor, bir çeşit hastalık mı bilemedim *
  4. benim de çayyolu kizilay metrosunda gerceklestirdigim eylem. kitap okuyarak o 12 duraklik yolu daha çekilebilir bir hale getiriyorum ve yolda zaman kaybetmedigimi dusunuyorum bu sayede. kitapla yolun nasil gectigini de fark etmiyorum.

    ayrica yukarida yazildigi gibi farkindalik yaratmak icin önemli bir hareket bence. cunku metroda kitap okumaya ben de boyle alistim. toplu tasimalarda midesi bulananlardanim. o yuzden hic cesaret edip kitap cikarmazdim ama okuyan insanlari gorunce hep imrenirdim. kac kisi kitap okuyo diye dönup sayardim. sonra ben de denemeye basladim. iyi ki denemisim.

    otobuslerde kitap okumak hala midemi cok bulandirdigi icin otobuste müzik, metroda kitap olarak devam ediyorum hayatima. tavsiye edilir.
  5. istanbul içinde, çift katlı otobüslerde de çok güzel olan hadise. metroda, sabah afyon patlamamışken okunan kitabın tadı bambaşka oluyor. şahsen çerez ya da biyografik eserleri (uçurumu kes) metroda okumak inanılmaz rahatlatıcı oluyor.
  6. bende yürürken kitap okuma alışkanlığına dönüşen eylemdir. sürükleyici bir kitap bulduğum zaman elimde taşımamın nedeni bu. sorun şu ki, sık sık yolumu kontrol etmemin hızlı okuma becerisini geliştirirken dikkat dağınıklığına da yol açtığını düşünmeye başladım.

    sanırım lisede merak saldığım dünya klasikleriyle ortaya çıktı bu durum. kısaltılmış romanlardan itinayla kaçıyordum. bana detaylar gerekliydi. karakterlerin duygularını tam olarak hissetmek, betimlemelerin yardımıyla yeni bir dünya yaratmak beni benden alıyordu o dönem. kitabın ilerleyen bölümlerinde nelerle karşılaşılacağını tahmin etme heyecanı sokağa taşmıştı (jules verne romanlarının önemli bir yeri vardı bu süreçte). sonuç olarak yaptığım okumaların beni kültürel anlamda birkaç yaş büyüttüğünü düşünmüşümdür hep.

    işin enteresan tarafı, üniversiteye başladığımda ironik bir şekilde kitaplardan uzaklaşıp kendimi yabancı dizilere kaptırdım, uzun süren bir aranın ardından tekrar normalleşiyorum sanırım.

    geçenlerde okuldan dönüyordum. eminönü'nde tramvaydan indikten sonra kitabımı okuyarak vapur iskelesine kadar geldim. ciddi bir kalabalık vardı. vapur beklerken arkamdan birinin "bak hala okuyor" dediğini işittim. aniden bir panik havası yükseldi bende, biri yine benimle dalga geçiyordu sanırım.

    derken anladım ki tramvaydan birlikte indiğimiz baba, oğluna beni örnek gösteriyormuş. o anda paniğin yerini tarif edilemez bir mutluluk aldı.

    kapılar açıldıktan sonra bir şey söylemeden vapura geçtim, ama gelecek sefer jules verne'i önereceğim.
  7. güzeldir. basık ve sıkıcı, karanlık yolculuğa ışık olur. etrafımda birilerini daha görünce kimi zaman ne okuyorlar diye merak etmeden duramıyorum, dahası dikizliyorum. lakin... en sinir olduğum mevzu; inerken ya da binerken hiç fark etmiyor, elinizdeki kitabı düşürmenize sebep olacak kadar dikkatsiz, bir o kadar fütursuz insanlar var. arkalarına bile dönüp bakmıyorlar. istanbul' da her hangi bir toplu taşıma aracında kitap okumak gerçekten zor aslında. benim yolum uzun olmasına rağmen, kitap okuma fırsatı pek az buluyorum. pestil olmuş giderken gerçekten büyük çaba gerektirir.
  8. yol tuttuğu için hiçbir zaman gerçekleştiremediğim hadise. üniversite yıllarında üniversiteye git gel 1.5 saat yol sürerdi hep kitap okumak istedim o yolculuklarda ama ne kadar çabaladıysam olmadı kendimi her denememde otobüsten zor attım.
  9. tekerlekli toplu taşıma araçlarında yol tutuyor fakat tren, metro gibi yerlerde hele de kindle gibi bir aletiniz varsa muazzam oluyor.