1. mardin'in tavuskuşu simgesiyle bilinen bir ilçesi.

    telkarisi, konakları, kiliseleri, taş binaları çok güzel bir ilçedir. bana devlet eliyle, kentin ruhunu bozmadan bir planlama yapılsa, dünyadaki otantik geçinen pek çok yerle kapışacağı izlenimini yaratmıştır. içimi hafiften burkarak geri dönmemi sağlamıştır.

    mor gabriel manastırı'nı görmezseniz çok pişman olacağınız yerdir bir de.
  2. sözlükteki rosalinda furyası final yaptıysa,tam 9 yıl önce bugünden bir anı ile bu ekinoks gününe bir iz bırakalım.

    askere gitmeme bir ay kadar falan var. 2008 yılı,mart ayı.

    o zamanlar akıllı telefonlar hem bu kadar ulaşılabilir değil,ulaşabilmek için kesenizin ağzını bir hayli açmanız gerekebiliyor,fotoğraf çekebilmeniz için tek gerekli olan aygıt adından da anlaşılabileceği gibi bir fotoğraf makinesi. o zamanlar insanlar sedat pekerin yeğeni ve bilmemkim photography'ciler olarak ikiye henüz ayrılmaya başlamış.

    lise son sınıfta mardin'in ileri gelen ailelerinden (ki bu aşiret oluyor) birinin yeğeniyle okuduğumdan mütevellit,arkadaş beni sürekli çağrıyordu. lise biteli 10 yıl olmasına rağmen , ılık bir mart akşamı,üç numaraya yakın saçlarım, iki ay önce bostancı vatan computerden aldığım bilgisayarım ve ccd fotoğraf makinemle kendimi mardin otobüsünde,ertesi sabah 6 gibi ise,bir çok kişinin türkçe dahi bilmediği , dar sokaklarından ötürü çöplerin halen eşeklerle toplandığı,deliyürek bumerang cehennemi filminde,"bir mardin,iki mardin,üç mardin" repliğiyle hatırlanan ve karşısındaki ovaya şimdilerde moda olan iki eli kavuşturmuş "kendine güven" duruşuyla 832 yıldır amors bir bakış atan,ulu camiinin önünde bulmuştum.

    bir kaç günlük mardin gezimin ardından,midyat üzerinden hasankeyf'e geçeceğim,sabah kalktım,arkadaşım beni bir minibüse bıraktı kürtçe bir şeyler söyledi,para alınmadığını söylememe gerek yok sanırım. kendimi ,80 km midyat yolu üzerinde,biri sırt,biri laptop olmak üzere iki çanta,boynumda biri fotoğraf makinesine eşlik eden 23 meraklı bakışla,buldum.

    bir kaç km gittikten sonra beklenildiği üzere minibüs durduruldu. bir çok kişi mihail kalaşnikov'u sadece ak-47'yi tasarlayan bir mühendis olarak bilebilir,ancak o bölgede yaşayanlar kalaşnikovun başka oyuncaklarını yakından tanırlar. o gün o minibüs durdurulduğunda ben mihal'in başka bir tasarımıyla tanıştım,daha doğrusu uzaktan az biraz kesiştik,kısa bir süre gözgöze geldik pkms-68 ,daha doğrusu bilinen adıyla bixi ile.

    bixinin başındaki asker minibüse bakıyor,minibüstekiler için standart bir gün,benim için değil,rütbesini hatırlayamadığım bir asker bir kaç kişinin kimliğine bakıyor,ben her bir mermisi dört yiv dört setten ibaret bixi'ye bakıyorum. (bir gün bu veya buna benzeri bir mermi ile vurulursanız önünüzde irice bir ceviz büyüklüğünde bir yara görürsünüz,panik yapmayın,çünkü o sırtınızdan muhtemelen bir kavun büyüklüğünde çıkmıştır)

    neyse iki kontrol noktasını,bixileri,bixilere arkadaş mayonları geride bırakıp sonra midyat'a geldim. gördüğüm ilk kiliseye girdim,gözlüklü naif bir adam açtı kapıyı "buyurun" dedi. "kiliseyi görmek ziyaret etmek,süryanilik ile ilgili bilgi almak istiyorum" dedim.

    o gün süryaniliğin bir mezhep olmadığını,aynı ermeniler gibi hıristiyanlığın bir kolu olduğunu,suryani nüfusun dolayısıyla da cemaatinin midyatta azaldığını ve pazar ayinlerini her hafta bir kilisede yapıldığını öğrendim.

    o kilisenin adı mor barsarmo,günlerden ise 21 mart 2008 cumaydı.

    yolun karşısında sadece bir katı çıkılmış , ikinci katının yarısının tuğlası örülmüş bir binanın avlusunda,sayısı 100-150'yi geçmeyen kadınların bir kaç metre uzağında iki panzer,bir özel harekat aracı ve o yarısı tuğla örülü binanın damında bir kaç özel harekat polisi vardı.

    o gün türkiyeyle ilgili çok şey öğrenmiştim.

    türkiye ise adını sonraları sıkça ve çokca duyacağı ergenekon kelimesiye tanışmıştı sabah 04:00'de ilhan selçuk'un ve kemal alemdaroğlunun tutuklanmasıyla.

    21 mart 2008'di,ve göz alabildiğine çakılla komşu tek şerit yollara,ilk kez gördüğüm yol boyu bezeli fıstık ağaçlarına ve aheste aheste bir aşağı bir yukarı çalışan atbaşlarına doğru ilerlerken , midyat; beyaz bir minibüsün arka camından görünen bir kaç kilisenin , çan kulesinden ibaretti.