• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.82)
Yazar Michael Ende
momo - michael ende
momo karşısındakileri, aptal insanların bile aklına parlak düşünceler getirtecek şekilde dinlerdi... momo'nun yanında oynanan oyunlar başka hiçbir yerde oynanamazdı. yaşanılan gün içinde çok büyük bir sır vardır. bu büyük sır zamandır. onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır, ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. herkes çok iyi bilir ki, bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. çünkü zaman, yaşamın kendisidir. ve yaşamın yeri yürektir. bu gerçeği hiç kimse duman adamlardan daha iyi bilemezdi. bir saatlik, bir dakikalık, hatta bir saniyelik yaşamın değerini hiç kimse onlar kadar iyi ölçemezdi. insanların zamanı üzerine planlar kuruyorlar, ince hesaplarla hazırlanmış planlar. yaptıklarından kimsenin haberdar olmaması onlar için çok önemliydi. büyük kente yerleşip halkın arasına karışırken hiç dikkat çekmemişlerdi. hiç kimse farkına bile varmadan adım adım ilerliyor ve insanlara egemen oluyorlardı. zamanınızı çalıyorlar sevgili dostlar, kendi istekleri uğruna sizi kandırıyor ve zamanınızı çalıyorlar... ama momo ve çocuklar sizi uyarıyor... ey insanlık, dinle ve anla!... onikiye beş kaldı... aç gözünü, tetikte ol... hırsız çaldı zamanı. okuyun ve anlayın... zamanınızı çalıyorlar bitmeyecek öykü ile çok sevilen michael ende'den efsaneleşmiş bir eser daha... üstelik yine hem çocuklara hem de çocuk kalmaya uğraşan büyüklere...
(tanıtım bülteninden)
  1. çoğu zaman bir çocuk kitabı olduğu düşünülen ama yetişkinler için güzel bir rehber olan romandır. çünkü duman adamların hedefi daha çok stresli ve mutsuz yetişkinlerdir.
  2. neokur isimli çay, şakirt ve ergen yuvasına yazdığımın alıntılanmış halidir;

    öncelikle çocuk kitabı. büyükler filan okusun tamam da yine de çocuk kitabı, ama çok güzel bir çocuk kitabı. okurken yer yer çok sıkıldım, yine de değindiği muazzam noktaların ve değinme şeklinin hatırına yok sayabilirim o sıkıcı kısımları. neydi mesela sıkıcı gelen? momo, hora usta' nın evine gidiyor, burada zaman çiçeğini görüyor filan. bir sayfada geçilecek bir şey ama zamanın ne kadar değerli ve önemli bir şey olduğunu anlatmak için anlamsız, gereksiz tasvirler okumaya başlıyoruz. şöyle güzel çiçek, böyle güzel çiçek vs. vs. ya tamam değerli işte anladık! hikaye ve karakterler benim çok umrumda değiller, benim için momo hayranlık duyulacak biri filan değil zira fazlasıyla gerçeküstü ama kitapta hayranlık duyulacak müthiş yerler var tabii.
    her şey bir yana distopya kabul edilebilecek öğelere sahip kitap. hani bir 1984 kadar yoğun olmasa da yer yer muazzam bir modern zaman/düzen eleştirisi var kitapta. zaten bana tavsiye eden ibrahim abi de bu yüzden tavsiye etmişti. duman adamlar! kim onlar? aslında her şey. facebook mesela, twitter mesela... sosyalleşmek adı altında aslında senin arkadaşlarına ayıracağın zamanını, senin gerçek yaşamını çalıp da seni bir sanallığa mahkum eden her şey bir duman adam. yorumlarda bir kişi kapitalizm eleştirisine, serap hanım da modern zaman insanının hız tutkusuna değinmiş. benzer şeyleri tekrar etmeden iki yoruma da katıldığımı belirtip geçiyorum buraları. sadece şunu söyleyeyim; istanbul' da insanlar metro beklerken bile aceleyle bekliyorlar. o nasıl oluyor demeyin, bakın anlarsınız. hiçbir şey yapmıyorlar, sadece bekliyorlar ama o sırada bile telaşlılar; sakin olamıyorlar bir türlü. işte duman adamlar da bize bunu yapıyor. bana yapıyorlar yani de sizi bilemem; ben mesela, cumartesi akşamı evde olduğumda bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi geliyor, kendimi dışarı atmak istiyorum. yok öyle barda hatunla tanışmak için filan değil, yani olsa güzel olur da ben asosyal biriyimdir, bara gider sote bir yere geçer müzik dinler, içerim, bazen kitap okurum filan. cidden lan ben barda da okuyorum. ama yine merak etmeyin, kızlar etkilensin diye okumuyorum. yani yine etkilenseler güzel olur da daha bir kez bile bir kız ''aaaa kiap okuyan erkek, çok tatlı yerim'' demedi, keşke deseydi, ama demedi, neyse momo diyorduk...
    kitabın modern zaman insanına, yaşayışına yaptığı eleştiriler muazzam; bunu seneler önceden bu kadar net görebilen yazarın ileri görüşlülüğü muazzam, gönül istiyor ki biraz daha bilimsel temalı bir 'zaman' romanı olsaydı lakin hawking bile zamanı anlatabilmek için kitap yazdığında pek anlaşılır olamazken, sürükleyici bir kurgunun içerisinde modern zamanların eleştirisini yapıp da bir de bunu sağlam bir bilimsel zemine oturtmanın yapılabilirliği olsa ben yapar ve alınmadık ödül de bırakmazdım, çok net.
    ben demiştim ki bir süre önce yazdığım bir yazıda; ''yalnızlık, seçilebilir olduğu sürece sevilen, mecbur kalınıldığı sürece ise nefret edilen bir durumdur.'' hani 'yalnızlık da yalnızlık, huzur da huzur'' diyorsunuz ya arada, alın size yalnız bir momo... geberiyor yalnızlıktan, hiç de mutlu olmuyor, aksine birilerine ihtiyaç duyuyor ve duman adamlara pazarlık moduna giriyor. git filme, cast away... tom hanks adada yalnızken, bir topa kaş göz çizip onunla konuşuyor. kolay mı lan öyle yalnızlık. kimin sözü bilmiyorum da yalnızlığı beceremediğimiz için acı çekmeye mahkumuz gibi bir şey demiş bir abi. dünyada tek kalan ve gitar benim yaşam biçimim diyen bir gitarist, dünyada tek kalırsa bir gitar değil de bir insan dilerdi mesela, çok net. o yüzden bu yalnızlık romantikliğine de bir son versin artık insanoğlu. inanın bu devirde bile yalnızlıktan kolay şey yok aslında. ama sizler yalnızlığı, popülariteye giden yolda bir araç olarak kullanıyorsunuz. twitterdan yalnızlık ve huzur yazınca sonuç şu oluyor; ya yalnız değilsin, ya huzurlu değilsin. yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. momo da yalnız olmuyor, olamıyor. olamadığı için kahramanlığa soyunuyor. bu uzun paragrafı sadece size sitem olsun diye yazmadım, kitapla çok alakalı aslında bu yazdıklarım. kitap diyor ki; modern dünya düzeni sizi sürekli bir karmaşanın, kalabalığın içerisine çekiyor olsa da aslında gün be gün yalnızlaştırıyor sizi. sizin yalnızlık ve huzur demenize hiç gerek yok o yüzden, bu sistem içinde zaten yalnızsınız çünkü. kalabalık içindeki yalnızlık klişesi buraya cuk diye oturuyor mesela.
    bu arada, kitapta duman adamla berberin arasında geçen diyalog kitabın özü bir bakıma, rakamları es geçerek orayı dikkatlice bir okuyun derim.
    genel bir iki şeyle bitireyim; vermek istediği mesajı çok net şekilde veren, bu kadar net bir mesaj kaygısına rağmen -gereksiz tasvirleri saymazsam- sürükleyici hikayesi sayesinde sizi içine çekerek kendini rahat rahat okutan bir kitap. muhtemelen bundan 3-4 sene önce okusam hayatımın en iyi kitaplarından biri filan derdim ama bana farkında olmadığım pek de bir şey vermedi kitap. yine de iyi kitap, sevdim.
  3. çocuk kitabı olduğundan sanırım su gibi akıp gitmekte. ancak duman adamların yetişkinlere üzerindeki etkisi, bir ton hesapla kafa karıştırmaları, insanların aç gözlülükle gittikçe mutsuz, aceleci olması ve duyarsızlaşması, bir bakıma modernize olup tek tip binalarda yaşaması, hiç bir şeye önem vermeden hızlı yürümesi üstüme muhteşem bir ağırlık hissetmeme neden oldu. neyse ki mutlu sonla bitti.
  4. ortaokuldayken kütüphaneden rastgele çekip okuduğum kitap. çok sevdim. sonra çok istememe rağmen ya ilk okuduğumda aldığım tadı vermez de aklımda öyle muazzam kalmazsa diye korktum bir daha okumadım. hala raflarda görüp okusam mı diye iç geçiririm. yeri ayrıdır.