• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
mot naturen - marte vold, ole giæver
kuzey avrupa sinemasının maharetli isimlerinden biri olan ole giæver’in yazdığı, yönettiği ve başrolünü üstlendiği film, orta yaş krizinin eşiğinde olan martin’in, çıktığı garip, komik ve bir o kadar da içsel yolculuğu perdeye taşımayı hedefliyor. her ne kadar ulaşamasa da hayal kurmaktan çekinmeyen martin, yine hayallere daldığı sıkıcı bir iş gününün ertesinde, beklenmedik bir biçimde sırt çantasını toplamaya ve kendisini doğanın kucağına atma kararı alıyor. martin’i huzur verici olduğu kadar yer yer tehlikeli bir maceraya giriştiği doğada tek başına; çıkmış olduğu bu yolculukta açık havada çıplak olmanın tadını çıkartmak kadar, uygunsuz bir anda yabancılara yakalanma tehlikesi olan genç adamın yolculuğuyla şekilleniyor. giæver'in ilginç fikirlerle bezediği bu yol hikayesi, yılın en hoş keşif değerlerini sırtında taşıyor.
  1. orijinal ismi; mot naturen
    yönetmeni, senaryosu ve başrol oyunculuğu aynı kırık adam tarafından üstlenilen 2014 yapımı norveç filmi.
    kuzey avrupa sinemasının tipik örneklerinden biri sayılacak film, belirtildiği üzere bilinç akışı tekniği ile işlenmiş.
    sinema seyircisi, kadın erkek ilişkileri ve insan açmazları üzerine kurgulanan filmde, tekdüze yaşamından sıkılıp kendini arayan bir adamın doğa ile başbaşa, 2 günlük içsel dünyasına yaptığı yolculuğa ve kendini arayışına müthiş norveç manzarası eşliğinde tanıklık ediyor.
    kahramanın, yalnız başına iken aslında herkesin aklından geçebilecek, biribinden kopuk ve çoğu zaman da birbiriyle çelişen, komik, kimi zaman saçma ötesi fiil ve düşünceler silsilesi bombardımanına maruz kalırken aslında sokakta karşılaştığımız ya da çalışma hayatında konuştuğumuz, 37 yaşında tipik evli bir adam rol modelinden ziyade, çıplak ve salt insan varoluşunun ta kendisidir.
    kahramanız 37 yaşında aile babasi figürünün dışında bir "insan" olarak aynı zaman 5 yaşında baba özlemi duyan bir çocuk, 17 yaşında libidosu tavan yapmış kanı dikine akan toy bir genç, eşine ve çocuğuna karşı "acaba bir şeyleri eksik mi yapıyorum?" hezeyanıyla vicdani azaplara gark olan orta yaşlarda bir adam, kendini hayata karşı konumlandıramayan ve geleceğe dair kaygılar yaşayan ihtiyarın tekinin bir bütünüdür. zahiri olan değil mahremi olan, bir çoğumuzun dış dünyayı bırakalım kendimize bile itiraf edemediğimiz yanımızı tasvir etmiştir.
    bu minvalde rastladığı kurbağıyı inceleyip de sonrasında bir kurbağaymış gibi davranması kaydadeğer bir enstantanedir.
    kadın-erkek ilişkilerinde kişilere yüklenen rol modellerin dışında, her şeyiyle birlikten çıkarak dualist bir yapıda paylaşımcı iyi bir eş, korumacı ve güçlü bir baba ya da anne figürü gibi tanımların altında modern insan, sistemin de dayatmasıyla ezilmektedir.
    çiftler istemedikleri yapay bir gerçeklik yaşamak zorunda bırakılmaktadır. oysa hayat arkadaşı tanımı bile yeterince ağırken insan bazen en sevdiğinin hatta kendinin bile yükünü çekemez hale gelebilir. gayet doğal bu durumda kişilere rolleri çerçevesinde, zorunlu isteğe bağlı kölelik yaşatmanın bir anlamı olmadığı gibi ilişkilere de büyük ölçüde bu korumacı davranış zarar vermektedir.

    demem o ki ey okur; sevdiklerinizi biraz rahat bırakın, illaki hemen sadakatsızlık yapacak ya da sizi bırakıp kaçacak değiller. insanlar bazen yalnızlığa da ihtiyaç duyarlar, kendilerini dinlemeleri gerekir. senede iki defa onbeşer gün yalnız bırakırsanız hiç kimse yoldan çıkmaz, aksine bu ilişkilerde bağı güçlendirir.
    yapışık ikizler gibi birbirinize zorunlu bir birliktelik dayatarak hayatı zehretmekten vazgeçin. karşınızdaki kişinin sizin bir parçanız değil bir birey olduğu gerçeğini yabana atmayın.

    not: bu arada filmin 13. dakikasınının 10. saniyesinde arka planda görülen karartılı süliyet merakımı celbetti. bir hata mıydı, yoksa metafor mu?