• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
mother - darren aronofsky
film, sakin ve sıradan bir hayat süren bir çift çevresinde gelişiyor. herkesin yan komşusu olabilecek olan sıradan çiftin hayatı, evlerine gelen istenmeyen misafirden sonra altüst olur. çiftin ilişkisini sınayacak olan bu misafir evin tüm huzurunu bozacaktır... misafirin eşinin de aralarına katılmasıyla birlikte işler beklenmeyen bir yön alacak ve gizlenen amaçların ne olduğu sorgulanmaya başlanacaktır... darren aronofsky'nin yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı filmin başrollerinde jennifer lawrence ve javier bardem yer alıyor.
  1. darren aronofsky'nin ülkemizde vizyonda olan son filmi. film vizyondan önce gösterildiği çeşitli festivallerde ayakta alkışlanmaktan yuhalanmaya kadar geniş bir yelpazede, değişik tepkiler almış. şaşırmadım; bu filmi ya çok beğenirsiniz ya da sonuna dek tahammül edemezsiniz.

    yukarıda bilinçli olarak seçtiğim film özeti ile filmin anlattıkları arasında aslında pek de bir bağlantı yok. film özetinde yazanlar buzdağının görünen yüzü; filmi anlatmak ise spoiler vermeden mümkün değil:

    !---- spoiler ----!

    bildiğimiz, kutsal kitapların beyinlere kazıdığı yaratılış mitleri ile oynuyor film. bir tanrımız (şair), ona tüm benliği ile bağlı meleği (inspiration), evlerine gelen misafirleri (adem ve havva), habil ile kabil ve çoğaldıkça cennete meydan okuyan, nuh tufanından isa'nın etini yemeye kadar her türlü belayı eve sokan insanoğlu...son derece sessiz ve dingin başlayan film evin nüfusu arttıkça adım adım yükselen ses ve şiddetin pençesinde katastrofik bir sona evriliyor.

    aronofsky tüm bu hikayeleri tek mekanda, hikayelere yeni bir şey katmadan ancak ölümlü insanların günlük yaşamları içinden sunuyor. dolayısıyla sorgulanamaz ya da doğaüstü görünen tüm efsanelerin sorgulanabilir, tartışılabilir olduğunu ve dahası bu mitlerin günlük yaşantılarımızda nelere tekabül ettiğini gösterebiliyor bize. biraz kör göze parmak durumu var, ancak bu direkt anlatım şekli bence filmi sığlaştırmak yerine altta yatan diğer hikayeyi de filmden çıkışta bizim sorgulamamız için iyi bir yöntem olmuş.

    tanrı herşey olup biterken, en önemli, en yıkıcı anlarda, kendisine en çok ihtiyaç duyulan yerlerde ortada yok! herşey olup bittikten sonra, yıkımın sonunda kendisine hiçbir şey olmamış halde buluyoruz tanrımızı. sizi siz olduğunuz için değil verdiğiniz sevgiyi seven ve buna ihtiyaç duyan bir tanrı...kalbiniz yanıp kül olana, bedeniniz her zerresiyle un ufak olana dek sizden alan, sizi kendinizle başbaşa bırakan ve çember tamamlandığında yeni bir bedenle fasit daireyi tekrarlayan tanrı...size kendinizi yetersiz, değersiz ve kimsesiz hissettiren bir "şair"...ataerkil toplumun ayakta alkışlayacağı bir sevgili / eş / baba / tanrı figürü...kendi hayatlarımızda buna bir son vermenin ve kendimizle barışıp tanrılara ihtiyacımız olmadığını görmenin bir fırsatı bu film.

    !---- spoiler ----!
    mesut
  2. filmden çıktım ve şu mindfucked halimle yorum yapmak istiyorum. dümdüz yazıcam baştan sona spoilerlı olacak istemeyen okumasın!!!

    filmin namını bayağı önceden duydum zaten izleme listeme almıştım. hatta nete düşmüş halini görüp izlemeye bile teşebbüs ettim de jennifer ve havierciğimin ispanyolca konuşmasından hoşlanmadığım için izlemedim bugün de yetişebildiğim tek seansta bu film olunca izlemem lazım artık diye gittim. gitmez olaydım.

    filmin başlarında jennifer, jaiver sonra ooo ed baba mişel abla görünüyo bomba bi film kesin derken boka sardı resmen. ne oluyo ne bitiyo ne zaman gelişecek neye bağlanacak bu olaylar diye diye filmin ilk yarısı başta olmak üzere film boyunca kendimi sıkmaktan gına geldi. daraldım, bunaldım, yerimde dört döndüm. o jennifer ne çekti guzum film boyunca gözünün yaşı dinmedi aah aah.

    önce kadın-erkek, aşk ilişkisi, kişisel hırslar derken olay ikinci yarı ile birlikte bambaşka yerlere gitti. anne oğul- baba oğul ki bu durumda babamız tanrı, annemiz de ışık herhalde ya da günahsız bişi işte bilemiyorum, lanetli, olmayasıca insanoğlu ile yaratan ve yaratılanların geldiği noktaya ulaştık. yaratıcının bencilliği, ilgi arsızlığı, insanlığın aptallığı, tapınma, sahip olma, boşluk doldurma ihtiyacı, tek başına sevgi ve hoşgörünün hiçbir şeyi çözmediği...mesajlar bitmiyordu gel gel mesaja gel. filmin başında jennifer boş boş bakarak filmi götürcek derken ikinci yarı bambaşka bir boyuta geçmiş oyunculuğu bayıldım. yönetmenin kör göze parmak hesabı gözümüze gözümüze soktuğu sahnelerde hele anneyken ışıl ışıl parladı valla.

    filmi sevdim mi sevmedim mi bilemiyorum.ne kadar inkar etsem de içten içe sevdim galiba. jennifer’ın sevgi açlığı, yerinde olsam yaptıklarını daha filmin ilk sahnesinde yapacak olmam ya da ilk anda her şeyden vazgeçebileceğimi bilmem bu dünyada mutluluğu bulamayacağımı hissettirdi yine. insanlıktan bir kez daha nefret ettim. yaratıcıdan yine yeniden. var mı yok mu bilmiyorum ama varsa gerçekten ayıp ediyor çünkü filmde gösterilenden başka türlü olabileceğine ben de inanmıyorum.

    izlenmesini tavsiye etmiyorum. meraklıları izlesin.
    puanım 8.0
  3. time is a flat circle.
  4. darren aronofsky filmi olduğunu izleyince ister istemez anlıyorsunuz öyle bir film. kesinlikle sağlamdır.
  5. az önce izledim ve gerçekten hayatımda böyle rahatsız edici bir film görmemiştim. bu da darren aronofsky’ın ne kadar yetenekli bir yönetmen olduğunun göstergesi bence. filmde çok mesaj bir çok metafor vardı ama ben daha çok kadının yerine kendimi koydum, bunun için de diken üstünde izledim her dakikayı.
    !---- spoiler ----!

    başlangıcıyla sonunun aynı olması çok güzeldi. yazılabilecek bir sürü detay var aslında, misafir kadının sürekli onu gerçekten çok seviyorsun değil mi demesi(meleklerin tanrıya sadakati), adamın kristal parçalandığındaki öfkesi(tanrının azabı) gibi pek çok şey. önemli olanın karakterler değil olay olduğu vurgusu da çok güzeldi.

    !---- spoiler ----!

    kısaca baya etkilendim. sonuna kadar dayanabilmeme de şaşırdım. ama bence mutlaka izleyin.